Şeytan kendini Hz. Adem ile kıyasladı ve ebediyen kaybetti.
Kabil, Habil ile kendini kıyasladı ve kardeş kanı akıtarak kaybedenlerden oldu.
Firavun kendini Allah ile kıyasladı ve denizin dibinde boğuldu.
Kıyas, şeytanın en eski silahıdır. Ve insanlık tarihi, bu silahın kurbanlarıyla doludur.
Bugün komşular komşularını, akrabalar akrabalarını, eşler eşlerini, çocuklar anne ve babalarını kıyaslıyor. Öğretmenler öğrencilerini…
Spor takımları, kazançlar, okullar, kıyafetler, çantalar, güzellikler, makamlar...
Arabalar, evler, eşyalar, telefon modelleri...
Düğünlerde takılar gelinler tarafından, kurulan sofralar sosyal medyada sonradan görmeler tarafından didik didik kıyaslanıyor. Gezen tavuk rahatlığında, “Ben buradayım!” edasında ülke ülke, şehir şehir, mekan mekan pozlar veriliyor.
Herkes herkesin hayatına zoom yapıyor, herkes herkesin inceden inceye eksikliğini arıyor.
Ve kıyaslayanlar hep kaybediyor.
Oysa buğday herkese yetecekti.
Kur’an-ı Kerim’de buyruluyor: “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, onun rızkını vermek Allah’a ait olmasın.” (Hud 6)
Rızık, kıyasla çoğalmaz; şükürle bereketlenir.
Ama biz şükür yerine saymaya, ölçmeye, tartmaya alıştık.
Fenerbahçe kendini hep Beşiktaş’la kıyasladı. Galatasaray da öyle…
Oysa, hep Beşiktaş’ın gerisinde kaldılar ve kendilerini daima Kaybedenler Kulübü’nde buldular.
Meslek grupları, statüler, unvanlar... Hep aynı kısır döngü.
Kimse ambara bakmadı.
Kimse ambardaki fareleri görmedi. Şimdi ambar boş, fareler keyif yapıyor.
Akıllar bir karış havada, ayaklar yere basmıyor.
Gözler telefon ekranlarında, yapay dünyanın sahte cennetinde yaşıyoruz.
Elektrikler kesildiğinde ne olacak, hiç merak etmiyor muyuz?
Şebeke arızası tüm dünyayı sardığında, uzaklardan gelen bir siber saldırı, dumanın her yeri kapladığı büyük bir doğal afet...
O beğeniler, o takipler, o storyler bir anda silinecek. Geriye ne kalacak?
Her geçen gün kıyamete yaklaşıyoruz.
Ve sırlar bir bir ortaya dökülüyor.
Vakit daralıyor.
Ey kendini başkasıyla kıyaslayan insan!
Dur ve düşün: Senin kıyasın, şeytanın kıyasından farklı mı? O da “Ben ondan daha hayırlıyım.” demişti.
Sen de “Ben ondan daha iyiyim, daha zenginim, daha güzelim, daha başarılıyım” diyorsun.
Aynı zehir, aynı son.
Gel, bugün vazgeçelim bu hastalıktan.
Başkalarının tabağına değil, kendi tabağındaki nimete bakalım.
Başkalarının yoluna değil, kendi istikametimize odaklanalım.
Kıyas yerine şükür, rekabet yerine muhabbet koyalım. Çünkü bu dünyada buğday herkese yeter.
Yeter ki biz açgözlülüğü, kıskançlığı, gösterişi kalbimizden çıkaralım.
Kıyamete yaklaşıyoruz ama hala vakit var.
İyi düşün!
Kıyas, kaybedenlerin hikayesidir.
Şükür ise kazananların.
Hangisini seçeceksin?
Karar senin kararın, hayat senin hayatın…