Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, inanılmaz güzel, harika bir bayramdır. Dünya üzerinde bu kadar anlamlı başka bir bayram varsa; O’da Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’dır.
Dünyanın hiçbir yerinde içerik bakımından bu kadar zengin ve harika bayramlar bulunmaz! Bayramların kıymetini bilmek, onlara hak ettiği değerleri vermek, her Türk vatandaşının asli görevidir. Sadece kutlamada ki coşkudan bahsetmiyorum. Bayramları anlam bakımından mutlaka hayatımıza sokmalıyız.
“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.”
Bu bayramı anlatan en güzel cümledir.
Elbette, zeki ve çevik olmak bir sporcu için çok önemlidir.
Ama temel dayanak “ahlaktır.”
Bir sporcu ya da genç çevik olmayabilir.
Bu durum pekte önemsenmez.
Ama ahlaktan yoksun olma şansı yoktur.
Türk sporcusu ve sporu yönetenler mutlaka bu kurala uymalıdır. Bundan dolayı spora; şike, siyaset gibi eşitliği ve adaleti bozacak öğeler sokulmaz. Zaten Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk sporda “ahlaklı” olmayı öğütlemiştir. Ahlak sporun en temel gereksinimidir.
Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını coşkuyla kutlarken, diğer taraftan, Süper Ligin son haftasında yaşananlar sportif vicdanı fazlasıyla zedelemiştir. Ligin en önemli haftasında oynanan müsabakalarda, çeşitli nedenlerle sportif açıdan etik olmayan kadrolar ile maça çıkılması ve mücadelenin bazı takımlar tarafından ciddiye alınmaması sonucunda; belki de hak etmeyen bir takım alt lige düşmüştür. Sportif mücadele ve yarışma arzusu temelden zedelenmiş, oyunun hakkı sahada verilmemiştir. Müsabakanın son düdüğüne kadar mücadele, ilk günkü heyecanla devam etmelidir.
“Hakkınla oyna, şerefinle kazan!” bu ligin “mottosu” olmalıdır.
Federasyonlar, oynanan oyunu; onurlu, tarafsız, eşit ve hakkaniyetli yönetebilecek, sporun içinden gelmiş spor adamları tarafından yönetilmelidir. Süper Ligde takımların haksızlığa uğramamaları için gelecek sezondan itibaren alt lige düşen veya mevcut lige çıkan takımlar arasında “Play-off ya da Play-in” müsabakaları mutlaka ama mutlaka oynatılmalıdır.