Amerika, İran’a saldırınca;
Çin diyebilecek mi ki: “Tayvan’ı alırım”
Rusya diyebilecek mi ki: “Ukrayna’yı alırım”
Kuzey Kore diyebilecek mi ki: “Güney Kore’yi alırım”
Ürdün diyebilecek mi ki: “Batı Şeria’yı alırım”
Mısır diyebilecek mi ki: “Sina Yarımadası’nı alırım”
Suriye diyebilecek mi ki: “Golan Tepeleri’ni alırım”
Pakistan diyebilecek mi ki: “Keşmir’i alırım”

Türkiye demez, yapar…

2026 Şubat’ın jeopolitik geriliminin en açık özeti; şu anda Doğu Akdeniz’den Hint Okyanusu’na, Karadeniz’den Tayvan Boğazı’na uzanan bir dünya, “Amerika İran’ı vurursa ne olur?” sorusunu soruyor. Çünkü, Amerika vurmak üzere.

Şubat 2026’da Trump yönetimi, 2003 Irak işgalinden bu yana bölgedeki en büyük hava-deniz yığınağını yapıyor: İki uçak gemisi grubu, düzinelerce destroyer, bombardıman uçakları, özellikle B-2 uçakları hazır. 2025 Haziran’da 12 gün süren kapışmada İsrail’le birlikte İran’ın nükleer tesislerini vurmuşlardı. Şimdi ikinci raunt kapıda diyebiliriz. Bu, sadece İran’a değil, tüm dünyaya bir mesaj: “Statükoyu zorlamanın bedeli var.”

Peki, bu aşırı güç; bu süreçte Amerika için bir güç zehirlenmesine dönüşebilir mi? Dengeleri değiştirecek bir senaryoya evrilebilir mi?

Soğuk Savaş sonrası oluşan yeni düzen aslında “Güç Temelli Düzen”di. ABD, 1991 Körfez Savaşı’ndan 2003 Irak’a, 2011 Libya’ya kadar bu düzeni silahla korudu. 2025’te İsrail’le birlikte İran’a doğrudan vurarak bunu yeniden teyit etti.

Bugün ise Çin, Rusya, İran, Kuzey Kore’nin oluşturduğu bloğun test edildiği anı yaşıyoruz. ABD’nin İran’a olası yeni darbesi, bu eksenin en zayıf halkası İran’ı daha da zayıflatacak. Tahran’ın Ortadoğu’da örgütlediği direniş grupları zaten 2024-2025’te büyük darbe yedi. Yeni bir darbe, eksenin moralini ve koordinasyonunu çökertecek mi? Geriye kalan blok üyeleri Pekin, Moskova, Pyongyang: “Sıra bize de mi gelecek” diye düşünecek mi?

***

ABD’nin savaş filoları, hassas güdümlü mühimmatı ve uydu üstünlüğü hala rakipsiz durumda. Çin, Tayvan’ı işgal etmek için 2027’ye kadar hazır olacağını söylüyor ama ABD, Pasifik’te oluşturduğu Amerika-İngiltere-Avustralya Paktı (AUKUS), Amerika-Avustralya-Hindistan-Japonya Güvenlik Diyaloğu (QUAD) ve Japonya-Güney Kore ittifaklarını güçlendiriyor. Rusya, Ukrayna’da 2022’den beri yavaş yavaş ilerliyor; 2026’da ateşkes masasında ama tam zaferden uzak. Kuzey Kore’nin füzeleri var ama Güney Kore-ABD-Japonya üçgeni caydırıyor. Pakistan’ın 2025’te Keşmir geriliminde Hindistan’la yaşadığı kısa çatışma olan Pahalgam saldırısı sonrası Sindoor Operasyonu, nükleer dengeleri bir kez daha hatırlattı. Hiçbiri, ABD’nin İran’a yaptığı gibi uzak mesafeden, düşük maliyetle, yüksek etkili vuruş oluşturamıyor.

İran’a yeni bir saldırı, Hürmüz Boğazı’nda petrol fiyatlarını kısa süreliğine uçurabilir ama küresel ekonomi buna kısa süre içinde adapte olur; ABD’nin kendi petrol üretimi ve LNG ihracatı var. Çin ise Tayvan’ı alırsa yarı iletken çip üretiminin %90’ını kaybeder, ekonomisi kısmen çöker. Rusya, Ukrayna’da Batılı ülkelerin yaptırımlarıyla boğuşuyor.

Suriye’nin Golan Tepeleri’ni alması ise fantezi: 2024’te Esad düştükten sonra İsrail tampon bölgeyi genişletti, yerleşimleri artırdı. Yeni Şam yönetimiyle Paris’te görüşmeler sürüyor ama İsrail “Golan bizim” diyor. Ürdün, sesi kısılmış şekilde etkisiz. Mısır’ın talepleri ise muhtemelen Gazze-Sina dengesi veya Nil suları; ama Kahire, ekonomik krizde ve Trump’la iyi geçinmeye çalışıyor. Pakistan için Keşmir’de 2025 çatışması gösterdi ki, nükleer silahlar caydırıyor ama kalıcı çözüm getirmiyor.

Türkiye’nin bu denklemdeki yeri stratejik ve önemli. Türkiye, ne Çin gibi fırsat bekliyor ne de Rusya gibi yıpranmış bir aktör. Aksine, Karadeniz’den Akdeniz’e, Afrika’dan Orta Asya’ya uzanan coğrafyada denge unsuru. Coğrafyamızdaki haklarımızı diplomasiyle ve caydırıcı güçle koruyoruz.

2026’da ABD İran’a vurursa, bölgede oluşan güç boşluğunu Türkiye akıllıca doldurabilir: Libya’da, Somali’de, Türk Devletleri Teşkilatı’nda, enerji koridorlarında. Ama “alırım” demenin değil, “haklarımı alırım ve korurum” demenin zamanı.

***

Cesaret, körü körüne saldırmak değil; milli çıkarları soğukkanlılıkla korumaktır. ABD, 2025’te İran’a vurarak ve 2026’da da yığınak yaparak “Ben hala süper gücüm” diyor. Dünya devletlerinin sessiz kalması yanında karşı ittifaklar da susuyor. Çin Tayvan’a çıkarma yapamıyor, Rusya Ukrayna’yı bitiremiyor, Kuzey Kore Güney’i yutamıyor. Ortadoğu arap saçına dönmüş durumda…

Dünya, güç dengesinin hala en eski kural olduğunu bir kez daha hatırlıyor. Cesaret, korkmadan hak aramaktır; ama aynı zamanda gereksiz maceradan da uzak durmaktır. İran’a olası yeni saldırı, bu dersi tüm dünyaya bir kez daha verecek mi?

Türkiye ise dünya genelinde savaş çığlıkları artmışken ve sular ısınırken ne saldırgan ne de pasif; stratejik özerkliğini güçlendirerek, savunma sanayiyle (SİHA’lar, denizaltılar, füzeler), diplomasiyle ve ekonomik büyümeyle yoluna devam ediyor.

Türkiye, oluşabilecek yeni senaryolara karşı dersini iyi çalışmış, hazırlığını en üst seviyede yapmış durumda ve kurt edasında gelişmeleri izliyor. Asya’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Kıbrıs’a ecdad yadigarı topraklar bizi bekliyor.

Türkiye, sahada ve hazır bekliyor…

Türk’e vatan, bütün cihandır.