Su, evrenin en sade, en derin ve en vazgeçilmez gerçeğidir. Renksiz, kokusuz, tatsız görünür ama onsuz ne bir çiçek açar, ne bir kalp atar, ne de bir düşünce yeşerir. Vücudumuzun yaklaşık %60-70’ini oluşturur; gezegenimizin yüzeyinin %71’ini kaplar.
Bilim, suyu yaşamın temel yapı taşı olarak tanımlar: Yüksek ısı kapasitesiyle sıcaklığı dengeler, mükemmel çözücü özelliğiyle maddeleri taşır, anormal genleşme özelliğiyle buz halinde yüzer ve hayatı korur. Ama su sadece fiziksel bir madde değildir; binlerce yıldır insan ruhunun en güçlü metaforu, en yüce dua ve en derin felsefe olmuştur.
Türk kültüründe su, “su gibi aziz ol” sözüyle taçlandırılır. Bu söz, bir bardak su ikram edildiğinde söylenir ve “Yaşamın vazgeçilmezi, tertemiz, mütevazı ve bereketli ol” anlamına gelir. Azizlik burada kutsallıktan öte kıymetlilik, vazgeçilmezlik ve alçakgönüllülük demektir.
Sufiler suyun felsefesini şöyle özetler: Seninle uğraşana karışma, etrafından dolan ve yoluna devam et; çünkü su kaya olsa da yolunu bulur, engel olsa da aşar, kirli yerlerden geçse de durulur. Su engellerle tartışmaz, onları sadece dolaşır. Mevlana’nın izinde, su gibi olmak yumuşak ama yenilmez olmaktır. Şimdi sen su olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok… Tükenmez.
Suyun hem sakinliğini hem gücünü bilmemiz gerekir. Yumuşaktır ama damla damla kayayı deler; alçaktır ama en yüksek dağlardan iner; şekilsizdir ama her kabı doldurur.
Türk edebiyatında su, tasavvuf şiirinin vazgeçilmez imgesidir. Yunus Emre’nin dizelerinde su, aşkın akışı, gönlün arınışıdır. Mevlana ise suyu rahmet ve dönüşümün sembolü yapar. Yunus’un “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım” çağrısı, suyun birleştirici, mesafe koymayan doğasına benzer.
Su gibi aziz bir insan olmak, şu özelliklerde saklıdır: Mütevazı ve alçakgönüllü olmak, su en yüksek yerden en alçağa akar, kibirlenmez.
Tertemiz ve arındırıcıdır. Kirli yollardan geçer ama kendi özünü korur, durulduğunda berraklaşır. Vazgeçilmez ve hayat vericidir. Görünmez şekilde bereket saçar, yokluğu felakettir. Uyumlu ve esnektir. Her şekle girer, her yaraya şifa olur, her kalbe sızar. Yumuşak ama güçlüdür. Isırılamaz, boğulmaz; ama birleşince sel olur, zulmü siler süpürür.
Günümüzde su, aynı zamanda bir uyarıdır. Kirletiyoruz, israf ediyoruz, kaynaklarını tüketiyoruz. “Su gibi aziz ol” duası, artık sadece insan karakterine değil, suya karşı sorumluluğumuza da seslenir: Onu koru ki o seni yaşatsın, onu kirletme ki gönlün bulanmasın.
Su gibi ol, ey dost.
Sessizce ak, ama hayat ver.
Alçaktan ak ama yücelere ulaş.
Kirlenmeden temizle, incinmeden sev.
Ve bir damla bile olsa, denizi büyüt.
Su gibi aziz ol.
Çünkü su hayattır.
Ve hayat su gibidir.
Hem en basit, hem en mucizevi.
Allah hepimizi su gibi aziz eylesin; tertemiz, bereketli ve vazgeçilmez kılsın.
İCAZ (SU)
Toprağa düşer hayat oluruz,
Ekine girer başak oluruz,
Nimete girer hamur oluruz,
Vücuda girer sıhhat oluruz.
Birikir göl, balıklara ev oluruz,
Birikir deniz, gemilere yol oluruz,
Buluttan düşer, bereket oluruz,
Canlılara ve doğaya can oluruz.
Yanarak ısınır, buhar oluruz,
Donarak soğur, kar oluruz,
Arafta yapraklara çiğ oluruz,
Yol bulup akar, nehir oluruz.
Keskin dişlerinizle, ısıramazsınız bizi,
İçerken bir yudumda boğulursunuz,
Keskin dişlerinizle, ısıramazsınız bizi,
Birleşir derya, çoklukta boğulursunuz.