“Gözler kalbin aynasıdır” derler ya… Peki günümüz insanı için bu söz hala geçerli mi?

Çocukların gözlerine baktığımızda yüreklerindeki ışıltıyı, duygularındaki masumiyeti, ruhlarından taşan o saf nuru net bir şekilde görebiliriz. Ama yetişkinlerde? O ayna buğulanmış, kirlenmiş, bazen tamamen kararmış halde durmuyor mu?

Çocuklar saf ve temiz: Fikirlerinde kir yok, duygularında çamur, akıllarında kötülük, oyunlarında hile yok. Yapay zeka da öyle… Verilen komut ve veri dışında tek bir işlem yapmıyor; temiz, öngörülebilir, bozulmamış.

Ama insan öyle mi? Donanım ve yazılım olarak en mükemmel biçimde yaratılmışken, bilinçli ya da bilinçsiz olarak yanlış programlar yükleniyor; usulsüz formatlar, bulaşan virüsler, gereksiz dosyalar, koruma kalkanı olmayan erişimler… İnsanı korsan yazılımla çalışan, çökmeye hazır bir bilgisayara çeviriyor. Gizlenen tarih, öğretilmeyen bilgiler, köreltilen milli şuur, verilmeyen ahlak, sorgulama yapmayan beyin hepsi de doğallığını kaybetmiş sistemin bir parçası.

İşte en çıplak halini trafikte yaşamayan yoktur. Karşıdan karşıya geçen yayayı görünce şoför frene basmak yerine gazı kökleyip hızlanıyor. O an içindeki “önce ben” diyen ses devreye giriyor; “Benim zamanım değerli, sen yolumu kesemezsin!” Yayayı engel, tehdit, rakip görüyor. Hırs gaz pedalına, bencillik öfkeye dönüşüyor. Bir saniyelik üstünlük hissi için başkasının hayatını riske atıyor.

Günlük hayatın her köşesinde aynı canavar pusuda beklemiyor mu?

  • İş yerinde terfi için arkadaşının projesini arkasından baltalamak, emeğini çalmak… “Ben daha layığım” diye fısıldayan ego, vicdanı küçültüyor.
  • Sosyal medyada birinin başarısını görünce kıskanıp küçümsemek: “Adamın şansına bak! Ben daha iyisini yapardım aslında.” Hırs kıskançlığa, bencillik ise zehre dönüşüyor.
  • Aile içinde ya da iş ortamında “benim sözüm geçmeli” diye inatlaşmak, özür dilemek yerine haklı çıkmak için saatlerce tartışmak… Çocuk masumiyeti silinmiş, yerine duyguları herkesten üstün gören bir ego ve kibir yerleşmiş.
  • Yıllarca bir baltaya sap olamamış, sonrasında özellikle STK’larda birileri ya da bir şekilde makam ve mevki sahibi olmuş zavallıların; tüzel kişilikten aldığı güçle temsil ettiği camiaya ‘’ben buradayım!’’ imajı vermeye çalışması… Silik karakterli kişilik ve ego yönlü tatmin.
  • Markette acele edip, başkasının önüne geçmek, otoparkta başkasının yerini sinyal vermeden kapmak… Hepsi “Ben (merkezcilik)” virüsünün çeşitleri.

Çocukken gözlerimizde nur vardı çünkü virüsler henüz yüklenmemişti. Oyunlarımızda hile yoktu; kazanmak değil, oynamak içindi. Ama büyüdükçe doğru format atmayı unuttuk. Rekabet her şeyin üstünde görüldü, başarı için olumlu olumsuz her fedakarlığa değer verildi, haklı çıkmak özür dilemekten üstün sayıldı. En tehlikelisi ise bu virüsleri fark etmeden hayatımızda çoğaltıyoruz. Kendimizi “iyi insan” diye kandırırken canavar sessizce benliğimizde besleniyor.

Peki çözüm?

Yazının devamı yarın turkhavadis.com'da!