Değerli Meclis Başkanımızın “Örgüt için yasal düzenlemeleri yaparız” açıklaması yaşadığımız olaylarla birleştirildiğinde Türk halkının aklıyla oynanan saklambaç gibi doğrularla yanlışlar devamlı yer değiştirmektedir. Yapılmaya çalışılan örgütün silah bıraktıktan sonra verilecek cezalara razı olup, kendini fesih etmesi iken örgütün silah bırakmadan veya mevcut yapısını bozmadan terör örgütü listesinden çıkartılmak adına “Ali ve Cengiz’e” oyun içinde oyun mu oynatılmaktadır?

Son günlerde Suriye’de yaşanan çatışmalar “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun” çalışmalarını biraz sekteye uğratacak gibi görünüyor. İçişleri Bakanlığının Barzani’nin gelişindeki “uzun namlulu” silahların gölgesinde yapamadığı izahat ile istifaların Türk bayrağını indirip yakma girişiminde beklemek sanki biraz da bizim saflığımız gibi görünecektir.

Hatırlayanınız var mı? Habur sınır kapısındaki göstermelik PKK yargılanmasında değerli Şırnak Valimiz kimdi?

***

Hâlbuki Hasan Kundakçı Paşa otuz yıl önce ne demişti?

“Tarih 14 Ağustos 1996’yı gösteriyordu. Tel örgüyü geçip sınırın 15 metre uzağında bulunan bayrağımızın gönderde bulunduğu direğe tırmanan kişi, bayrağımızı indirmek istiyordu. Kendisini üç defa uyardık. Aldırış etmedi. Bölge komutanına kesin emir vermiştim. Hangi işaretimle ne yapılacağı da belliydi. Ben elimi kaldırıp ‘vur emri’ işareti verdim. Bayrak indirilirse biz orada duramayız. Bayrağı indirilmiş bir komutan olmak istemem. Bayrak uğrunda ölmeye hazır olan, bayrağa saygı duyan bir insanım. Silahsızmış, dokunulamazmış olur mu öyle şey. 8 bin motosikletli sınırdan geçecek, Girne’ye gidecekti. Girne’de bayrağımızı indirecekler, Yunan ve Rum marşlarını söyleyip çekip gideceklerdi. Biz de seyredecekmişiz”.

Kundakçı Paşa, bayrağa saygının ne demek olduğunu cümle âleme ve hem de tüm dünya önünde göstermiş olsa da birileri galiba tam olarak anlayamamış.

Vur emri nedir?

Kim verir?

Hangi yürekli adam verebilir?

***

Değerli Meclis Başkanının diğer açıklaması ise hafif gergin ve kendisinden hiç beklenmeyen bir asabiyet içinde, kan şekeri sanki yerlerde sürünürken yapılmış bir açıklama gibi, “Yedi bin kişinin çalıştığı kurumda, topu-topu beş kişinin taciz edilmesi çokta abartılacak…” diye başlar ve içinde Allah korkusu olan tüm insanları hırpalayarak öylece devam edip gider.

Değerli Başkanım yedi bin kişinin çalıştığı bu güzide Kurumda 2-3 kişinin taciz edilmesi, bizleri sevindirmeli midir? Ya da on dört bin kişinin çalıştığı bir iş yerinde bu açıklamadan sonra on kişi taciz edilebilir sayı mıdır? Biz bu açıklamadan ne anlamalıyız?