Bu makale, Türkiye’de yerel siyasetin nasıl işlediğini görmek açısından çok önemli olabilir. Yaşananları, görmek isteyenler için manzarayı tüm çıplaklığı ile ortaya koyduğunu düşünüyorum. İsterseniz buradan sonra gözlerinizi kapatabilir, üç maymunu oynayabilirsiniz.
Hikâyenin başlangıcı oldukça eski. Bahse konu olan arazi, yıllar önce “kültür alanı” olarak planlanmış; yani kamunun kullanımına sunulmuş. Sosyal ve kültürel ihtiyaçlara hizmet edecek bir plan olarak hayatına başlamış. Ancak rant konusunda uzmanlaşmış yönetimler, zamanla planı değiştirmişler. Alan ticarete açılmış. Ardından zaman kaybetmeden ticari projesi yapılmış, ruhsatı da hemen ilgililer tarafından verilmiş.
Bina inşaatı yükseldikçe yükselmiş ve sonunda bazı değişiklikler yapılarak hayatına AVM olarak devam etmiş. Kaçak bölümler gecekondu mantığıyla işletmeye hızlıca dâhil edilmiş.
Bugün geldiğimiz noktada, aynı yapı “ruhsatsız” olduğu için mühürlendi.
Mühürleyen kim?
İlk yola çıkanlar.
Güler misin? Ağlar mısın?
Peki, aslında ne olmuştu?
Bu süreçte o kadar şey oldu ki. Ama en kritik, komik ve ahlaksız olanı; hiçbir şey bir anda ve bir siyasi vesayet tarafından yapılmadı. Gelişmeleri başlatan, devam ettiren, sonuçlandıran hiçbir zaman tek bir parti olmadı. Bu süreç tek bir dönemin, tek bir belediyenin ya da tek bir siyasi partinin eseri de değildi. Aksine, farklı dönemlerde görev yapan farklı siyasi kadroların kararlarının üst üste gelmesiyle oluşmuş ucube bir zincirleme yapıydı. Plan değişikliği bir dönemde yapıldı. Ruhsat başka bir dönemde verildi. Kullanım şekli başka bir dönemde genişledi. Ve nihayetinde, yine başka bir dönemde kapatıldı. Kazananları ve kaybedenleri oldu.
Siyaset değişti. Ama kararların yönü, şekli ve ahlaki değerler açısından değişen bir şey olmadı. İşte asıl mesele de; tezlere konu olabilecek ahlaki çöküşün sır perdesi de tam burada aralandı.
Yerel yönetimlerde imar kararları çoğu zaman “teknik konular” başlıkları altında ele alınır. Planlar, emsal değerleri, fonksiyon değişiklikleri, kamuoyunun gündemine nadiren gelir veya getirilir. Tüm ahlaki değerler kapalı kapılar arkasında ortaklaşa alınır. Bir şehrin kaderi orada şekillenir. Başarı ya da başarısızlık; sessizlikle sonuç bulur. Halkın istemediği veya halk için faydasız, ancak rantçılar için getirisi çok büyük kararlar da burada alınır. Ve çoğu zaman bu kararlar, sert siyasi tartışmalara konu bile olmaz.
Siyaset gevşer. Gevşekliğin yerini masa-altı anlaşmalar alır.
Getiriler büyür. Anlaşmalar konuşmadan yapılır.
Sessiz bir mutabakat sağlanır.
Hâlbuki ne der “Devlet malından bir hırka çalanın…”
Çalınmasına da gerek yoktur! Ha savaşta bir toprak parçasını kaybedilmiş; ha da cahilin elinde yok olup gitmiş. CityMall dosyası tam da bunu gösteriyor.
Farklı siyasi partilerin yönetimde olduğu dönemlerde ki bu siyasi partiler; sahada birbirlerini düşman olarak da görülebilir ama bazı projelere yönelik güçlü ve belirgin bir siyasi birliktelik ortaya çıkartırlar. Ortaklıklar çok duyulmaz veya görülmez olarak ifade edilebilir. SAT komandolarının düşman mevzilerine sessizce ve derinden süzülüşleri gibidir. Düşman fark ettiğinde artık çok geçtir, olan olmuştur. Plan değişikliği yapılırken veya ruhsat verilirken, ya da yapı büyürken de, süreç kesintiye uğratılmaz. Yaşananlar, yerel siyasette sıkça karşılaşılan bir gerçeği; yeniden hatırlatması babından partiler üstü bir “fiilî uzlaşma” adına önemli bir örnektir.
Tartışılmayan değişiklik, normalleşir. Ve sonunda şehir değişir.
Elbette burada tek mesele siyaset değildir. Ekonomi de işin tam merkezine oturmuştur. Bir alanın kültür yapılanmasından, ticarete evirilmesi ve kullanıma açılması, sadece bir plan değişikliği olarak görülemez. Aynı zamanda hazım edilmesi gereken ciddi bir değer artışını da beraber gelir. Bu dönüşüm özellikle görevini kötüye kullananlar ile para babaları için bir fırsat, şehir için tartışmalı bir tercihtir.
Neden farklı siyasi görüşlere sahip yönetimler, bu tür süreçlerde benzer kararları görmezden gelerek yapılanmayı devam ettirir?
Belki de cevap, yerel yönetimlerin doğasında gizlidir. Yatırım baskısı, ekonomik beklentiler, istihdam kaygısı ile büyüme arzusu. Tüm bunlar, ideolojik ayrımları ikinci plana itebilirken; ortaya, görünmeyen ama etkili bir uzlaşma çıkabilir.
CityMall kapatılsa da, geride bir sürü cevapsız soru bıraktı.
Bu şehirlerde kararları gerçekten kim veriyor?
Kararlar tamamen siyasi mi?
Konuyla ilgili sistem veya prensip kanunları neden uygulanmıyor?
Partiler neden farklı programlar adına konuşurken, aynı kararları uyguluyor?
CityMall dosyası; bir AVM’den çok daha fazlasıdır. Bu hikâye, şehirlerin nasıl usulsüzce dönüştüğünü, kamusal alanların nasıl el değiştirdiğini ve en önemlisi de; yerel siyasetin kuralsızca nasıl işlediğini anlatır.
Ve belki de en net gerçeği şu cümle özetliyor;
Siyaset değişiyor ama imar kararları aslanlar gibi yerinde duruyor.