Son günlerde küresel finans piyasalarında yaşanan sert hareketler, yatırımcıların uzun süredir göz ardı ettiği riskleri yeniden gündeme taşıdı.
Birçok yatırımcı yaşananları yalnızca tek bir veriye bağlamaya çalışıyor. Oysa piyasalarda meydana gelen büyük kırılmaların arkasında genellikle tek bir neden değil, uzun süredir biriken çok sayıda baskının aynı anda ortaya çıkması vardır.
Dünya piyasaları adeta finansal bir deprem yaşadı.
Altın yılbaşındaki seviyelerine geri çekildi. Nasdaq tarihinin en sert günlük satışlarından birini gördü. Bitcoin, zirve seviyelerinden önemli ölçüde uzaklaştı. Gümüş, enerji ve birçok emtia grubunda sert dalgalanmalar ortaya çıktı.
Peki neden?
Görünürdeki sebep ABD tarım dışı istihdam verisiydi. Beklentilerin oldukça üzerinde gelen istihdam rakamları, ABD Merkez Bankası'nın faiz indirimlerinde acele etmeyeceği hatta gerekirse yeniden sıkılaşmaya gidebileceği algısını güçlendirdi.
Yüksek faiz ortamı; altın, büyüme hisseleri ve riskli varlıklar için doğal olarak olumsuzdur. Bu, finansın en temel denklemlerinden biridir.
Ancak tarım dışı istihdam yalnızca tetiği çekti.
Asıl mesele, piyasaların uzun süredir aşırı iyimserlik fiyatlıyor olmasıdır.
Özellikle yapay zekâ temalı hisseler öncülüğünde ABD borsalarında son aylarda olağanüstü bir yükseliş yaşandı. Kısa sürede elde edilen yüksek kazançlar, yatırımcıları kâr realizasyonuna yöneltecek seviyelere ulaşmıştı. Güçlü istihdam verisi ve bazı şirket bilançoları bu satışların bahanesi oldu.
Dolayısıyla hisse senedi piyasalarında yaşanan hareketin önemli kısmı teknik olarak bir kâr satışı niteliği taşımaktadır.
Ancak değerli metaller tarafındaki tablo daha karmaşıktır.
Jeopolitik riskler devam ederken enerji fiyatlarının yüksek kalması, enflasyon baskısını canlı tutuyor. Enflasyonun yüksek kaldığı bir ortamda merkez bankalarının faizleri uzun süre yüksek tutma ihtimali ise altın ve gümüş üzerinde baskı oluşturuyor.
Bugün piyasalarda yaşanan gerilimin temelinde tam olarak bu ikilem yatıyor:
Bir tarafta yavaşlayan büyüme,
Diğer tarafta düşmeyen enflasyon.
Finansal sistemlerin en zorlandığı dönemler de tam olarak bu dönemlerdir.
Yale Üniversitesi'nden Nobel ödüllü ekonomist Robert Shiller'in geliştirdiği CAPE (ShillerF/K) göstergesi, ABD borsalarının tarihsel ortalamalara göre hâlâ oldukça yüksek değerlemelerde bulunduğunu göstermektedir. Bu durum piyasalarda düzeltme riskinin tamamen ortadan kalkmadığını ortaya koymaktadır.
Bununla birlikte yatırımcıların dikkat etmesi gereken önemli bir nokta vardır:
Piyasalarda yaşanan her düşüş, mutlaka büyük bir çöküş anlamına gelmez.
Ancak her büyük çöküşün öncesinde de yatırımcılar aynı cümleyi kurarlar:
"Bu sadece geçici bir düzeltme."
Bu nedenle önümüzdeki süreçte duygularla değil, verilerle hareket etmek gerekiyor.
Son dönemde küresel piyasalarda bazı dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor:
• Japon tahvil getirileri yükseliyor.
• Küresel tahvil piyasalarında satış baskısı artıyor.
• Likidite koşulları sıkılaşıyor.
• Petrol piyasaları jeopolitik riskler nedeniyle kırılganlığını koruyor.
• Yatırımcı güveninde belirgin zayıflama görülüyor.
Bunlar tek başına kriz göstergesi değildir. Ancak aynı anda ortaya çıktıklarında sistemik risklerin büyüdüğüne işaret ederler.
Piyasaların en büyük düşmanı kötü haber değil, belirsizliktir.
Bugün yatırımcıların karşı karşıya olduğu temel sorun da budur.
Bu nedenle önümüzdeki haftalarda sert hareketler görülmesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Benim değerlendirmeme göre bugün yaşanan süreç, 2022 sonrası başlayan yükseliş trendinindoğal bir düzeltme evresidir. Büyük yükselişler sonsuza kadar devam etmez. Sağlıklı piyasalar zaman zaman aşırı fiyatlamaları temizlemek zorundadır.
Bu nedenle panikle hareket eden yatırımcılar çoğu zaman zarar ederken, sabırlı yatırımcılar fırsat yakalar.
Finansal tarihin değişmeyen kurallarından biri şudur:
Piyasalar korkunun zirvesinde dip yapar, coşkunun zirvesinde tepe oluşturur.
Bugün önemli olan soru, fiyatların düştüğü değil; düşüş sırasında kimin nakit gücünü koruyabildiğidir.
Çünkü büyük servetler yükseliş sırasında değil, kriz dönemlerinde alınan doğru pozisyonlarla oluşur.
Ve unutulmamalıdır ki ekonomik tarih bize aynı gerçeği tekrar tekrar göstermiştir:
Küresel ölçekte yaşanan her büyük finansal dalgalanmanın sonunda şu soru sorulur:
"Kimin işine yaradı?"
Bu sorunun cevabı çoğu zaman krizin nedenine dair en güçlü ipucunu verir.