Çoğumuz defalarca bu cümleyi kurmuşuzdur. Ama bu cümle sorunu çözmek şöyle dursun, sorunun daha karmaşık hale gelmesinin başlangıcıdır.
Acil eylem planları ve büyük kararlar almak, kilo yönetiminde çoğu zaman işe yaramaz. Çünkü beslenme bir reflekstir. Çoğu zaman karar vererek değil, farkında bile olmadan yaptığımız eylemler silsilesi.
Tam da bu yüzden ‘az yemek kararı’ çoğu zaman birkaç gün süren irade savaşına dönüşür. Sonrasında metabolizma devreye girer. Vücut bunu bir zayıflama planı olarak değil, bir tehdit olarak algılamaya başlar. Enerji harcamasını azaltır, iştah sinyallerini artırır ve bizi yeniden eski düzene döndürmeye çalışır.
Yaza az kaldığının farkındayım. Ancak kontrolsüz yapılacak sert beslenme müdahaleleri yukarıda bahsettiğim döngünün çok daha sık görünmesine neden olur. Bu yüzden sizi uyarmam gerekir; kilo yönetimi bir kriz yönetimi değildir. Panikle değil, planla ilerlemelidir.
Sıvı beslenmeden, detokslardan, ekmeği ve pilavı kestim vb. yasaklı besinler listelerinden daha çok temel prensiplere odaklanmaya ihtiyacımız var.
Bedenimizi tanımaya ve onu anlamaya ihtiyacımız var.
Bu yüzden öncelikli hedefimiz beslenme düzeni kurmak olmalı. Öğün atlamak yerine dengeli öğünler oluşturmak, kan şekerini stabil tutar ve iştahı yönetilebilir hale getirir. Gün içinde ne yediğimiz kadar ne zaman yediğimiz de önemlidir. Hangi saatlerde gerçekten acıkıyoruz, hangi anlarda sadece alışkanlıkla ya da dürtüsel olarak yiyoruz bunları fark etmek, değişimin başlangıç noktasıdır.
Çoğumuz acıkmamayı bir başarı gibi görürüz. Oysa ben acıkmamayı değil, açlığı yönetebilmeyi daha kıymetli buluyorum. Çünkü açlık, bedenin en doğal sinyalidir. Bastırılması değil, anlaşılması gerekir. Açlığı doğru yönetebilen bir kişi ne zaman yemesi gerektiğini de ne zaman durması gerektiğini de bilir.
Kilo vermek istiyorsak, kendimizi aç bırakmak yerine doğru beslemek zorundayız. Yeterli protein almak, kas kaybını önler ve uzun süre tok kalmamızı sağlar. Liften zengin besinler sindirimi destekler, şişkinliği azaltır. Su tüketimi ise çoğu zaman açlıkla karıştırdığımız sinyalleri netleştirir.
Yağ kaybı ve kilo kaybı kavramlarını anlamadan, bu söylediklerimi anlamanız zor, biliyorum. Anlatmaya çalışayım, şunu deneyimlemişsinizdir; tartıda sizi mutlu eden hızlı değişimler, aynı zamanda sizi mutsuz eden hızlı artışları da beraberinde getirmedi mi hep? Çünkü bu değişimlerin büyük kısmı yağdan değil, su ve kas kaybından kaynaklanır. Yağ kaybı ise bedeninizin şekillenmesi, orantılı bir şekilde ‘küçülmesi’ demek, siz bunu hiç deneyimlediniz mi bilmiyorum.
Bu yüzden hedef tartıyı değiştirmek değil, vücudu değiştirmek. Daha sıkı, daha enerjik, daha dengeli bir bedene sahip olabilmek. Bunun yolu ‘hızlı sonuçlar’ dan değil, doğru stratejiden geçer.
Hızlı başlayan hiçbir şey uzun sürmez. Sert kararlar, keskin yasaklar ve ani değişimler, kısa vadede motive edici görünse de uzun vadede yorucudur.
Oysa küçük ama istikrarlı adımlar, kalıcı sonuçlar yaratır. Beden ona savaş açtığınızda değil, onunla iş birliği yaptığınızda değişir.