Özel Haber: İlkay Gürler
Türkiye’de sağlık sisteminin işleyişi sağlık çalışanları tarafından tepki toplamaya devam ediyor. 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla hekimlerin çalışma koşulları, sağlıkta şiddet konuları bir kez daha gündeme geldi. Hekimler kendi bayramlarında hakları için ses yükseltti. Konuyla ilgili Türk Havadis’e değerlendirmelerde bulunan Genel Sağlık-İş Genel Başkanı Derya Uğur ise, artan iş yükü, giderek kısalan muayene süreleri ve sağlıkta şiddetin doktorları mesleki tükenmişliğe sürüklediğini söyledi. Uğur, mevcut sistemin hem hekimlerin çalışma koşullarını zorlaştırdığını hem de sağlık hizmetinin niteliğini olumsuz etkilediğini ifade etti.
“MUAYENE SÜRELERİ 5-10 DAKİKAYA SIKIŞTI”
Sağlık sisteminde uygulanan performans modelinin hekimlerin çalışma düzenini doğrudan etkilediğini söyleyen Derya Uğur, muayene sürelerinin de giderek kısaldığına dikkat çekti. Uğur, “Hekimler 5–10 dakikaya sığdırılan muayene sürelerinde çok sayıda hasta bakmaya zorlanıyor. Bu durum nitelikli sağlık hizmetinin yerini sayıya dayalı bir çalışma düzenine bırakmasına yol açıyor” dedi.
Hastanelerde artan başvuru sayılarının kamuoyuna bir başarı göstergesi olarak sunulduğunu ifade eden Derya Uğur, bunun hekimlerin iş yükünü daha da artırdığını söyledi. Yoğun çalışma temposunun mesleki yıpranma ve tükenmişliği beraberinde getirdiğini belirten Uğur, bu durumun hekimlerin mesleki özerkliğini de zayıflattığını vurguladı.
“SAĞLIKTA ŞİDDET HEKİMLERİ MESLEKTEN UZAKLAŞTIRIYOR”
Genel Sağlık-İş Genel Başkanı Uğur, Türkiye’de sağlık çalışanlarının giderek artan şiddet olaylarıyla karşı karşıya olduğunu söyleyerek, güvenlik önlemlerinin yetersiz kaldığına vurgu yaptı.
Uğur, sağlıkta şiddetin sadece bireysel bir güvenlik meselesi olmadığını vurgulayarak şu şekilde konuştu:
“Sağlıkta şiddet politiktir. Bu, uzun yıllardır sağlık sisteminde biriken yapısal sorunların bir sonucudur. Doktorlar, mesleklerini güvende hissetmeden icra ediyor. Bu durum mesleki motivasyonu zayıflatıyor ve bazı hekimleri ya meslekten uzaklaşmaya ya da yurt dışında çalışma yollarını aramaya itiyor. Sözlü ve fiziksel şiddetin yaygınlaşması hekim–hasta ilişkisini bozuyor, nitelikli sağlık hizmetinin sunulmasını güçleştiriyor. Artan şiddet, doktorların tükenmişlik düzeyini yükseltirken, sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini de tehdit ediyor.”

“MEVCUT ÖNLEMLER YETERLİ DEĞİL”
Derya Uğur, sağlık çalışanlarının güvenliğini sağlamak için daha kapsamlı adımlar atılması gerektiğini de ifade ederek şunları söyledi:
“Sendikamızın hazırlamış olduğu ‘Sağlıkta Şiddetle Etkin Mücadele Yasası’ hayata geçirilmelidir. Bunun yanı sıra sağlık sisteminde artan iş yükünün azaltılması, randevu ve çalışma düzeninin insan onuruna yaraşır planlanması ve sağlık hizmetinin piyasa baskısından kurtarılarak kamucu bir anlayışla yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Sağlıkta Dönüşüm Programına son verilmeli; yurttaşların alamadıkları randevunun, malzeme yokluğundan yapılamayan ameliyatların, bulunamayan ilaçların, zorlu ve kötü çalışma koşulları nedeniyle kamudan istifa edip ya yurtdışına ya da özel sağlık kurumlarına geçmek zorunda bırakılan hekimlerin yokluğunun sorumlusu olarak sağlık emekçileri hedef gösterilmemelidir.”
“PERFORMANS SİSTEMİ SAĞLIĞI TİCARETHANEYE DÖNÜŞTÜRÜYOR”
Sağlık emekçilerine performansa dayalı ödeme dayatmasının, sağlık hizmetlerinin niteliğini doğrudan etkilediğini belirten Uğur, “Bu uygulama sağlık hizmetlerini ticarethane mantığı ile yönetme çabası ve hastaları müşteri gören anlayışın sonucudur. İktidar sahipleri hizmet sunumunu bilimsel gereklilikler ve dünya standartlarına göre değil sağlığı alınıp satılan bir meta olarak görüp sağlık emekçilerinin insanüstü çabalarla çalışması üzerine planlamaktadır. Sağlık hizmetini ekip çalışması olmaktan uzaklaştıran performans sistemi çalışma barışını zedelemektedir.” şeklinde konuştu.

“KAMUSAL VE PLANLI BİR SAĞLIK SİSTEMİ TALEBİ”
Derya Uğur, doktorların en büyük beklentisini şu sözlerle anlattı:
“Sağlık hizmetinin kamusal bir hak olarak yeniden güçlendirildiği, bilimsel ve planlı bir sağlık sisteminin kurulmasıdır. Hekimler, ağır iş yükünün azaltıldığı, güvenli çalışma ortamlarının sağlandığı, mesleki özerkliklerinin korunduğu ve emeklerinin karşılığını alabildikleri güvenceli çalışma koşulları talep etmektedir.”




