Özel Haber / Berfin Türegün
Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), 2025 Yılı Başarılı Gazeteciler Ödülleri kapsamında “Dayanışma Ödülü”nü, 24 Ekim 2025 tarihinde kayyım atanan Tele1 ve Tele1 çalışanlarına verdi. Kayyım öncesi Tele1 Ankara Temsilcisi Zeynel Lüle, Türk Havadis’e yaptığı değerlendirmede, Türkiye’de basın özgürlüğünün baskı altında olduğunu ve kayyım uygulamasının muhalif medyayı susturma amacı taşıdığını belirtti.

“Basın özgürlüğü gasp edilmiş bir hak haline dönüştü”
Zeynel Lüle, Tele1’e kayyım atanması ve Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın tutuklanmasını ‘muhalif bir kanalı susturma operasyonu’ olarak nitelendirerek, “Türkiye’de basın özgürlüğü artık gasp edilmiş bir hak haline dönüştü. Ortada ne çoğulculuk ne de bağımsız medya kaldı. Geçen Ekim ayı sonunda 140 çalışanın ekmek yediği Tele1 TV’ye adeta çöktüler ve kayyım atadılar. Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ı da tutukladılar. Amaç tamamıyla ‘muhalif’ bir kanalı susturmak ve halkın gerçekleri öğrenmesinin önüne geçmekti. Eleştiren yok edilecek, itaat etmeyen susturulacak. Niyet bu! Bu, bir hukuk devleti refleksi değil, bir güç gösterisidir.” şeklinde konuştu.
“Yargı iktidarın sopası haline geldi”
Lüle, gazeteciliğin iktidarın çizdiği sınırlar içinde zorlandığını ve yargının bağımsızlığını kaybettiğini belirterek şöyle konuştu:
“Bugün gazetecilik, gerçeği yazma mesleği olmaktan çıkarılmış, iktidarın çizdiği sınırlar içinde nefes almaya zorlanan bir faaliyete dönüştürülmüştür. Yargı ise bağımsız bir denetim mekanizması olmaktan çıkmış, siyasi iktidarın sopası haline getirilmiştir. Kayyım uygulamaları da açıkça birer el koyma operasyonudur; hedef sadece kurumların kasası değil, doğrudan aklı, dili ve editoryal iradesidir.”

“Tek sesli medya rejimi inşa ediliyor”
Tele1 örneğinin sistematik bir baskı politikasının parçası olduğunu ifade eden Zeynel Lüle, ödülün anlamını ise şu sözlerle yorumladı:
“Tele1 örneği, bu düzenin tesadüfi değil, planlı ve sistematik olduğunu gözler önüne seriyor. Bir medya kuruluşuna çökmek, yalnızca bir kanalı susturmak değildir; o kanal aracılığıyla konuşan milyonların sesini boğmaktır. Bu, demokrasiyle bağdaşan bir uygulama değil; tek sesli, itaatkâr bir medya rejimi inşa etme projesidir. Artık istisna diye bir şey yoktur; baskı, kural haline gelmiştir. Gazeteciler tutuklanıyor, ekranlar karartılıyor, lisanslar tehdit ediliyor, ekonomik ambargolarla medya diz çöktürülüyor. Bu tablo 'sorunlu demokrasi' ile açıklanamaz; bu, açık bir şekilde medyanın kuşatılması ve yeniden dizayn edilmesidir. Amaç nettir: Gerçek değil, iktidarın istediği anlatı dolaşıma girecek.”
“Susturulan toplumun gerçeğe erişim hakkıdır”
Lüle, “Bu ülkede basın susturulmuştur. Susturulan sadece gazeteciler değildir; toplumun gerçeğe erişim hakkıdır. Gerçeğin yerini propaganda aldığında, geriye demokrasi değil, sadece gücün hüküm sürdüğü bir düzen kalır. Türkiye, artık bu düzenin içinde konuşmaya zorlanmaktadır.” ifadelerini kullandı.




