Özel Haber / Berfin Türegün

Adalet Bakanlığı’nın 2025 Adalet İstatistikleri, Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesi olan “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya örgüte üye olma” kapsamında çarpıcı bir tablo ortaya koydu. 7 bin 665 kovuşturma dosyasında 61 bin 157 sanık yer alırken, yıl içinde verilen mahkumiyet kararı sayısı sadece 874’te kaldı. Bu düşük oran, hukukçular arasında “suçlamanın savcılık aşamasında yeterince özenli yapılmadığı” tartışmasını yeniden alevlendirdi.

Okan Bayülgen Türk Havadis'e konuştu: Kitleyle sanatçının kurduğu ilişki kopuyor
Okan Bayülgen Türk Havadis'e konuştu: Kitleyle sanatçının kurduğu ilişki kopuyor
İçeriği Görüntüle

Konuya ilişkin Türk Havadis’e değerlendirmelerde bulunan Avukat Tuba Torun, bu tablonun savcılıkların iddianame aşamasında suçlamaları yeterince özenli yapmadığını gösterdiğini belirtti. Torun, rakamlar arasındaki büyük farkın dikkat çekici olduğunu, bazı fiillerin gereksiz şekilde örgüt suçu kapsamında değerlendirildiğini ve bunun altlama işleminin doğru yapılmadığını düşündürdüğünü söyledi.

“Altlamada sorun var, korkutma amaçlı suçlama yaygın”

Torun, rakamlar arasındaki büyük farkın dikkat çekici olduğunu ifade ederek, “Bu durum suçlama işleminin savcılık tarafından yapılması gerekenin doğru yapılmadığı gibi bir ilk intiba yaratıyor bizde. Biz buna hukukta ‘altlama’ işlemi deriz. Yani somut olaya uygun bir hükümle eşleştirme işlemidir. Usulü anlamda bu altlama işleminin doğru yapılmaması ihtimalini bir kenara koyarsak, iki ihtimal gündeme geliyor. Birincisi, örgüt suçu diyerek aslında mevcut fiili gereksiz şekilde büyütüp, sanıkları korkutma yoluna gitmek. İkincisi cezasızlık. Ama bu ikincisi genel olarak bu örgütlü suçlarda çok da mümkün değil.” şeklinde konuştu.

Bunun sıkça rastladıkları bir durum olduğunu söyleyen Torun, “Savcılık bir suçlamada bulunuyor. Tabiri caizse bol keseden suçlamalarda bulunuyor. Fakat kovuşturma aşamasında savcının ileri sürdüğü bu suçlarla ilgili herhangi bir ceza verilmiyor.” dedi.

“Her üç kişi örgüt değil, somut tehlike gerekiyor”

TCK 220’de yer alan “en az üç kişi” ölçütünün tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Torun, örgüt suçunun oluşabilmesi için somut tehlike şartının aranması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

“Kanunda en az 3 kişi kıstası koymuş fakat burada her bir araya gelen 3 kişi tabii ki de örgüt oluşturmuyor. Burada önemli olan somut tehlike suçudur. Somut bir tehlikenin ortaya çıkması gerekiyor. Örneğin üç arkadaşın uyuşturucu sohbeti yaparken yakalansa bile bu örgütlü suç olmaz. Oysa iddianamelerin çoğunda sıradan suç gruplarına kolayca ‘örgüt’ deniyor ve bu ciddi haksızlıklara yol açıyor.”

Tck 220

"6’ncı fıkra iki kez iptal edildi, 7’nci fıkra hala tartışmalı"

Madde metninde geçmişte en çok tartışılan alanlardan birinin 6'ncı fıkra olduğunu söyleyen Torun, Anayasa Mahkemesi’nin bu hükmü iki kez iptal ettiğini hatırlatarak, “Bu suçla ilgili en büyük problem aslında 6’ncı fıkraydı. Anayasa Mahkemesi bu fıkrayı 2020 ve 2023’te iptal etti. Yeni düzenleme henüz yapılmadı. 7’nci fıkra (örgüt propagandası) ise özellikle siyasi davalarda büyük mağduriyet yaratıyor. Basit bir fikir beyanı bile örgüt propagandası sayılabiliyor. Bu madde ifade özgürlüğü lehine daha geniş yorumlanmalı.” ifadelerini kullandı.

“Hukuk, korkutma aracı olmamalı”

Torun, örgütlü suç düzenlemelerinin gerçek anlamda ciddi ve planlı suç yapılarıyla mücadele amacı taşıdığını, ancak geniş yorumlandığında hukuki güvenliği zedelediğine dikkat çekerek, şunları söyledi:

“Örgütlü suçlar gerçekten somut tehlike doğuran, bilinçli ve kararlı eylemlerdir. Ancak bu maddeler haksız ve geniş kullanıldığında korkutma ve sindirme aracına dönüşüyor. Uzun yargılamalar sonunda çoğu zaman beraat veya düşük ceza çıkınca, yargı eliyle yeni haksızlıklar üretilmiş oluyor. Bu maddenin bu kadar kolay uygulanmaması ve kişilerin bu yönde bu kadar rahat suçlanmaması gerekiyor.”