Dilara Dilşah Kaya / Türk Havadis
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı saldırılar hız kesmeden devam ediyor. Kayıplar ve tahribatlar açıklanmaya devam ederken; Türk dünyası çalışan kurumlar, akademisyenler, gazeteciler ve ilgili kişiler, İran’da yoğun bir nüfusa sahip olan Türklerin durumunu merak ediyor. İran’ın Güney Azerbaycan bölgesi, devam eden çatışmalar boyunca Türk dünyasının odak noktası olacak gibi duruyor.
Bakü merkezli Kafkas Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (KAFSAM) Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Nazim Cafersoy, Güney Azerbaycan’daki durumu ve bölgede yaşayan Türklerin karşı karşıya olduğu zorlukları Türk Havadis için değerlendirdi.
İRAN’IN MENZİLLERİ, ABD VE İSRAİL’İN HEDEFİ OLUYOR
Güney Azerbaycan’ın İran’da devam eden çatışmalardan etkilenen bölgelerden biri olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Nazim Cafersoy, bu etkinin üç boyut üzerinden değerlendirebileceğini, bu boyutların ise güvenlik, ekonomik istikrar ve toplumsal istikrar olduğunu kaydetti.
İran'ın diğer bölgelerinde oluşumlu çeşitli askeri ve siyasi hedefler veya menziller olduğunu kaydeden Cafersoy, bu durumun hem Amerikan hem İsrail'in bölgeye saldırılarının hedefi olduğunu belirtti. “Bu ciddi bir güvenlik riski yaratan unsurlardan bir tanesi. Tebriz'de, Urmiye’de ve Güney Azerbaycan çeşitli bölgelerinde bu hedeflerin vurulduğunu görüyoruz” dedi.
BÖLGEDE YAŞANANLAR ETNİK TEMİZLEME SÜRECİNİN HABERCİSİ OLABİLİR
Güvenlik bakımından bir başka önemli sıkıntının özellikle Türkiye-Azerbaycan ve Irak sınırına yakın bölgeler olduğunu kaydeden Cafersoy, sınır bölgelerine ciddi saldırıların gerçekleştirilmesi ve bunun sonucunda ve o bölgeye yönelik yeni güvenlik senaryoların devreye girmeye başlamasının söz konusu olabileceğini vurguladı.
Cafersoy; CNN'de ve başka haber kaynaklarında bu bölgeye yönelik PJAK'ın (PKK’nın İran kolu) operasyonlara destek vereceği ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) sürece dahil edileceği yönünde haberlerin gündeme geldiğini kaydetti. Uzman, Trump’ın konuşmalarının ve söz konusu haberlerin, bölgede Suriye'dekine benzer bir etnik temizleme sürecinin habercisi olabileceğinin altını çizdi.
“HASSASİYETLERİN DİLE GETİRİLMESİ ÖNEMLİ”
Türkiye ve Azerbaycan’ın bu gelişmeler ışığında birlikte hareket eetmesi gerektiğini vurgulayan Cafersoy, şu ifadeleri kullandı:
“Bu bağlamda; Türkiye ve Azerbaycan'ın koordineli hareket ederek gerekli girişimleri, diplomatik bağlantıları, ABD ile ilişkiler, Azerbaycan-İsrail ilişkileri ve her iki ülkenin İran'la ilişkileri bağlamında bu durumun hassasiyetini ilgili taraflara iletmesi ve bu konuda kendi hassasiyetini dile getirmesi önemli.”
Ayrıca Cafersoy, IKBY’nin sürece dahil olması noktasında oluşabilecek risklerin de dikkat alınarak hem Azerbaycan'ın hem de Türkiye'nin bu noktada hamle yapmasının çok elzem unsurlardan bir tanesi olduğunu vurguladı.
“GÜNEY AZERBAYCAN, MERKEZİ YÖNETİM TARAFINDAN GELİŞMEDEN YOKSUN BIRAKILMIŞ”
Ekonomik istikrar boyutuna değinen Cafersoy, İran'da genel olarak toplumda ciddi ekonomik sıkıntının süregeldiğini ifade etti. Uzman, “Son dönemde bu sürecin patladığını ve toplumsal olarak ülkede çok ciddi bir patlama yaşandığını biliyoruz” dedi. Spesifik olarak Güney Azerbaycan bölgesinde bu sıkıntının daha ağır olduğunu vurgulayan uzman, sebebini şu ifadelerle aktardı:
“Bu bölge, İran merkezi yönetimi tarafından yatırım ve ekonomik gelişmeden yoksun bırakılmış. Tahran'la mukayese edildiğinde çok daha kötü durumda olan bölgeler sıralamasında öncelikli sırada. Dolayısıyla toplumun oradaki ekonomik ihtiyaçlarının ciddi şekilde sıkıntılı olduğunu, hatta Tahran'dan, İran'ın başka bölgelerinden bile daha sıkıntılı olduğunu söyleyebiliriz. Üstelik savaş dönemi nedeniyle sınır ticareti de ciddi riske girmiş durumda.”
GÜVENLİK RİSKLERİ, TOPLUM ÜZERİNDEKİ BASKIYI ARTIRACAK
Konuyu toplumsal açıdan da ele alan Cafersoy, savaşın devam ettiği ve ekonomik sıkıntıların çok zor olduğu bölgelerde toplumsal sorunların da gittikçe risksel olarak arttığını vurguladı. Ayrıca artan güvenlik riskleri nedeniyle İran yönetiminin toplum üzerindeki güvenlik baskısının da artacağının tahmin edilebilir bir durum olduğuna dikkat çekti.
“GÜNEY AZERBAYCAN’DAKİ TÜRK NÜFUSUNUN CİDDİ ENDİŞELERİ VAR”
Dışarıdan gelebilecek saldırıların toplumsal psikolojiyi de etkileyeceğini vurgulayan Cafersoy, şunları söyledi:
Bu çerçeve; hem dışarıdan gelebilecek saldırılar nedeniyle toplumsal psikolojinin bozulmuş olması, hem de içerideki baskıların muhtemelen güvenlik nedeniyle artmış olması, güvenlik ve ekonomik sorunlarla birleştiği zaman toplumsal huzursuzluğu da gittikçe artıracaktır. Gelinen noktada ahalinin ciddi bir endişe içerisinde olduğunu da tahmin etmek güç değil. Tabi bu da Güney Azerbaycan'daki Türk nüfusunu hem güvenlik bakımından hem ekonomik sıkıntılar bağlamında hem de toplumsal psikolojik huzur bağlamında ciddi endişeye sevk eden konular. Zaten bölgeye ilgi duyan veya bölgedeki Türk aydınların, yurtdışındaki Güney Azerbaycan diasporasının açıklamalarına, sivil toplum örgütlerinin değerlendirmelerine, bu konuda yazdıklarına, çizdiklerine, yaptığı açıklamalara baktığımız zaman bu endişenin yeterince güçlü olduğu görülüyor.
Cafersoy, bu çerçevede bazı kurumların Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e süreci hassasiyetle izlemesi yönünde çağrıda bulunduğunu belirtti. Türkiye kamuoyunda da bu konuda açıklamalar yapan kişiler ve kurumlar olduğunu söyleyen Cafersoy, “Dolayısıyla atılan bu adımlar, durumun hassasiyetini ortaya koymak bakımından önemli” dedi.




