Özel Haber / Tevhide İrem Zorlu

2026 yılının Nisan ayı itibarıyla oldukça yoğun bir gündem maddesi haline gelen dizi, film ve oyunlar; yakın zamanda yaşanan okul saldırıları gibi toplumsal travmalar, "ekrandaki şiddet" ile "gerçek hayattaki şiddet" arasındaki ilişkiyi yeniden gündeme getirdi. Yapımcı-Yönetmen, Uluslararası Sinema Derneği Başkanı ve Film Yapımcıları Meslek Birliği Başkan Yardımcısı Nazif Tunç konuyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

"Reyting uğruna geleneksel çizgimizi aştık"

Sektördeki bu "kopyala-yapıştır" modelini bir "balon" olarak nitelendiren Nazif Tunç, televizyon ekranlarının büyük bir yozlaşma içerisinde olduğunu vurgulayarak, "Yabancılara bizi seyrettirmek, yani Türk dizilerini ve filmlerini seyrettirmek diye bir balonun peşine düştük. Para ve döviz geliyor diye dizilerimizdeki geleneksel çizgimizin haddini aştık. Kendi irfani kaynaklarımızdan beslenen konuları, tipleri ve karakterleri terk ederek uluslararası anlamda ilgi çekecek hikayelerin, özellikle şiddet ve kadın-erkek temsilleri bakımından, sınırlarını abarttık. Sonu da bu oldu. Reyting uğruna geleneksel çizgimizi aştık" dedi.

"Dizileri bu duruma getiren reyting sevdamızdır"

Şiddetin sadece senaryoların bir parçası değil, aynı zamanda pazarlama stratejisi haline geldiğini ifade eden Tunç, yapımcıları sadece izlenme oranlarına odaklanmakla eleştirerek şunları kaydetti:

Diziler gerçekten ahlaksız bir şekilde, her türlü kötü durumu öneren ve gösteren bir hale dönüştü. Her türlü şiddetin serbestçe sergilendiği; 'Bu dizi Avrupa'da, Suudi Arabistan'da, Meksika'da izleniyor' diyerek o diziyi örnek alan yapımcılar, dizi satmak için o dizinin kodlarını taklit etmeye başladılar. Dizileri bu duruma getiren bizim alkış, hasılat ve para sevdamızdır; yani reyting sevdamızdır.

Erdoğan’dan kritik kabul: Yeni Zelanda ile yeni dönem mesajı
Erdoğan’dan kritik kabul: Yeni Zelanda ile yeni dönem mesajı
İçeriği Görüntüle

Yapımcı Ve Yönetmen Nazif Tunç %22Sanatçı Tekrar Sanatçı Olsun!%222

"Ekmek Teknesi dizisi reyting rekoru mu kırıyordu?"

Tunç, başarının tek ölçütünün yüksek izlenme oranları olmaması gerektiğini belirterek, "Bir dizi yapılırken hasılatına, reytingine, sadece takip edilmesine, büyük kitlelerce izlenmesine ve alkışlanmasına çok fazla aldırış etmemek lazım. Örneğin, Ekmek Teknesi veya Bizim Ev dizisi reyting rekorları mı kırıyordu? Ama bugün hem karakterleriyle, hem konularıyla, hem öğütleriyle insanların hafızasında kıymetli ve değerli bir yerleri var" diyerek geçmişteki "aile temalı" dizilerin toplumsal hafızadaki yerini örnek gösterdi.

"Sanatçı tüccar, tellal, navluncu değildir"

Sanatın toplumsal sorumluluğuna dair önemli hatırlatmalarda bulunan Tunç şunları belirtti:

Dizileri, filmleri ortaya çıkaran insanlar sanatçıdır. Bu kesin. Sanatçının elzem sorumlulukları var; çünkü ürettikleri eserler, toplumun ve halkın önünde etkili birer örnektir. İçeriğiyle, karakteriyle, konusuyla, temsilleriyle toplumu yönlendirebiliyorlar. Sanatçı bu şuurun sahibi olmalıdır. Her şeyden önce güzele, en güzele ulaştırmanın çabasında olmalıdır; yeteneğini bu amaçla kullanmalıdır. Sanatçı tüccar, tellal veya navluncu değildir. Yoksa şimdi olduğu gibi reyting, hasılat ve takip peşinde koşarsa bunun sonu böyle felaketler olur. Sanatçı tekrar sanatçı olsun.

Sektöre "sanatçılık" çağrısı!

Dizi sektörünün "kirli para" ve "şöhret" hırsıyla hem kendi insanını hem de insanlığı kirlettiğini savunan Nazif Tunç şunları kaydetti:

Sanatçı olmak ayrı bir durumdur. Sanatçı, toplumun önünde giden, topluma iyi ve güzel şeyler sunmayı amaç edinen insandır. Hormonlu dramalar bizi felakete götürdü. Sen tüccar, cazgır veya tellal olursan sanatçı değilsin. Herkes tekrar sanatçılıkla ilgili değerlerine dönsün; görüşüm budur. Dizi satıyorsunuz ama bu kirli parayla kendi insanınızı ve insanlığı kirletiyorsunuz. Bundan vazgeçsinler.