Özel Haber / Dilara Dilşah Canikli
Son dönemde Batı Trakya’da yaşanan gelişmeler, yalnızca bölgesel değil uluslararası düzeyde de dikkatle izleniyor. Yunanistan’ın “tayinli müftü” uygulaması Batı Trakya Türk Azınlığı tarafından tepkiyle karşılanırken, konu hem sivil toplum kuruluşlarının hem de Türkiye ve Yunanistan dışişleri makamlarının açıklamalarıyla gündemdeki yerini koruyor.
Bu çerçevede, Yunanistan’da faaliyet gösteren Dostluk, Eşitlik ve Barış (DEB) Partisi Genel Başkanı Çiğdem Asafoğlu, Türk Havadis’e yaptığı değerlendirmede, yaşanan sürecin yalnızca güncel bir tartışma olmadığını, azınlığın temel hak ve özgürlükleri ile doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı.
ASAFOĞLU LOZAN’IN 40. MADDESİNİ İŞARET ETTİ
Başkan Asafoğlu, Batı Trakya Türk Azınlığının dini lideri olan müftülerini seçme hakkının 1913 tarihli Atina Antlaşması’yla öngörülmüş olduğunu ve Yunan yönetimince 1920 yılında kabul edilen bir yasayla (“2345/1920”) Yunan iç hukukuna dahil edildiğini vurguladı.
Bu hakkın yanı sıra Lozan Antlaşmasının 40. Maddesi’nin gayet net olduğunu belirten Asafoğlu, “Batı Trakya Türk Azınlığı giderlerini kendileri karşılamak üzere, her türlü hayır kurumu, dinsel ve sosyal kurum, her türlü okul, buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek, denetlemek ve buralarda kendi dilini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapmak konularında eşit hakka sahip olacaktır” ifadesini kullandı.
“BU AÇIK BİR AZINLIK HAKKI GASPIDIR”
Türkiye’nin tepkisinin Batı Trakya Türk azınlığının kendi dini liderini seçme hakkının Yunanistan tarafından ihlal edilmesine yönelik olduğunu kaydeden Asafoğlu, Atina’nın konuyu bilinçli olarak farklı bir yöne çekmeye çalıştığını belirtti. Başkan, şu cümleleri sarf etti:
Bu doğrudan bir azınlık hakkı meselesidir. Buna karşılık Atina’nın savunması, konuyu bilinçli şekilde başka bir zemine çekmektedir. ‘Lozan Antlaşması’nda müftü seçimi yoktur’ argümanı öne sürülerek mesele daraltılmakta ancak antlaşmanın azınlıkların kendi dini ve kurumsal yapılarını idare etme hakkını tanıyan ruhu görmezden gelinmektedir. Hukuki metinlerde tek tek kelimelere sığınmak gerçekten doğru, insani ve iyiniyetli bir yaklaşım değildir. Yunanistan bir asırdır Batı Trakya Türk Azınlığını emanet alırken Lozan’da vaat ettiği özellikle eğitim ve inanç özerkliğini tek taraflı çıkarıp uygulamaya koyduğu genelge, yasa ve kanun hükmünde kararnamelerle bitirme noktasına getirdi. Şimdi de azınlığın tanımadığı ve hiçbir zaman da tanımayacak olduğu atanmış müftüleri meşrulaştırma ve kabul ettirme derdindedir. Azınlığın dini lideri ancak azınlığın kendi iradesiyle belirlenirse meşruiyet kazanır. Bunun dışındaki tüm yöntemler, ister “hukuki düzenleme” ister “idari uygulama” adı altında sunulsun, bir dayatmadan ibarettir ve açık bir azınlık hakkı gaspıdır.
“AYNI YERE BAKIP FARKLI ŞEYLER GÖRMEK İYİ NİYET YOKSUNLUĞUDUR”
Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Batı Trakya’daki Türk Azınlığın haklarının Lozan Barış Antlaşması ile güvence altına alındığı vurgulanırken; Yunan tarafın da yine aynı anlaşma ile karşı argüman geliştirmesini değerlendiren Asafoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Yunanistan bizleri Lozan’da emanet alırken koşullar çok farklıydı. O günün siyasi, ekonomik ve sosyolojik yapısı içinde verdiği sözleri, özellikle Albaylar Cuntası ve sonrasında unutmayı tercih etti. Unutmakla kalmadı mevcut olanları da gasp etti. AB üyeliği ile birlikte birtakım kısıtladığı vatandaşlık haklarını iade etmesine rağmen azınlık hakları hususunda benzer adımları maalesef atmadı. Aslında antlaşma gayet açık. Aynı yere bakıp farklı şeyler görmek iyi niyet yoksunluğudur.”
“EMANET EDEN ANAVATAN VE EMANET ALAN VATAN BELLİDİR”
Açıklamasında gerçeğin tek olduğunun altını çizen Başkan, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın İstanbul’daki Rum Azınlığının mütekabili olduğunu ve her ikisinin de aynı haklara sahip olmak zorunda olduğunu kaydetti. Asafoğlu, “Kısacası emanet eden Anavatan ve emanet alan Vatan bellidir. Hakların benzer olması için konuşulacak konular ve muhatap olacak taraflar da bellidir” şeklinde konuştu.
‘MÜSLÜMAN’ YERİNE ‘TÜRK’ DENİLMESİ İÇİN GENELGELER YAYIMLANMIŞTI
Asafoğlu, Yunanistan’ın Batı Trakya’daki azınlığı “dini” bir azınlık olarak tanımlaması hususunda ise 1950’li yılları işaret etti. Yunanistan makamlarının “Müslüman” yerine “Türk”, “Müslüman okulları” yerine ise “Türk okulları” ifadelerini kullandığını aktaran Başkan, “Hatta dönemin Trakya Valiliği, 1954 ve 1955 yıllarında, azınlık için ‘Müslüman’ yerine ‘Türk’ kelimesinin kullanılmasını zorunlu kılan iki genelge yayımlamıştır. Yunanistan, 1970’lerde siyasi sebeplerle bu politikasını değiştirerek, bu kez ‘Türk’ yerine ‘Müslüman’ kelimesinin kullanılmasını zorunlu tutmuştur” ifadeleriyle tarihsel süreci ele aldı.
“HERKES KENDİNİ TÜRK HİSSETTİĞİ İÇİN SAHADA BUNUN KARŞILIĞI YOKTUR”
Asafoğlu, Yunanistan’ın “Türk Azınlık” ifadesini Lozan’da yer almadığı gerekçesiyle kabul etmediğini ancak antlaşma tutanaklarının Batı Trakya’daki azınlığın Türk kimliğini açıkça ortaya koyduğunu vurguladı.
Ayrıca, “Türk ve Rum Ahalinin Değişimine dair Türkiye ile Yunanistan arasında İmzalanan Sözleşme ve Protokol” çerçevesinde mübadeleye tabi olmayanlara verilen “etabli” belgelerinde, Batı Trakya’da kalanların “Türk”, İstanbul’da kalanların ise “Rum” olarak tanımlandığını vurgulayan Asafoğlu, “Herkes kendini Türk hissettiği için sahada bunun karşılığı yoktur” dedi.
“GÜNÜMÜZDE BATI TRAKYA TÜRKLERİNİN İRADESİNİN BİRÇOK ALANDA YOK SAYILDIĞI BİR GERÇEKTİR”
Bölgedeki Türklerin iradesinin yok sayılması, yaşanan gerilimlerin Yunanistan yönetimi ile azınlık arasındaki ilişkileri zedelemesi hakkında da açıklamalarda bulunan Asafoğlu, “Günümüzde Batı Trakya Türklerinin iradesinin birçok alanda yok sayıldığı bir gerçektir” dedi.
Azınlığın dini liderini seçme hakkına sahip olmadığını belirten Asafoğlu, etnik kimliğin tanımlanması konusunda da engeller bulunduğunu ifade etti. Tarihi sürece de değinen Başkan, 1967’de iktidara gelen Cunta yönetimin, Lozan Antlaşması’nın ilgili hükümlerine rağmen Gümülcine ve İskeçe’de seçimle göreve gelen vakıf yönetimlerini görevden aldığını ve yerlerine atamalar yaptığını hatırlattı. Günümüzde de Batı Trakya’daki azınlık vakıflarının yönetimlerinin Yunan makamları tarafından belirlenmeye devam ettiğini dile getirdi.
AZINLIK, PARLAMENTOYA BAĞIMSIZ TEMSİLCİ GÖNDEREMİYOR
Siyasi temsiliyette de birtakım sorunlar olduğunu vurgulayan Asafoğlu, Merhum Dr. Sadık Ahmet’in, 1989-1990 yıllarında Yunanistan Parlamentosuna bağımsız Azınlık Milletvekili olarak girdiğini ancak 1990’da getirilen yüzde 3 seçim barajının bağımsız adaylar için de uygulanmasıyla Batı Trakya Türk Azınlığı’nın bu temsil imkânını kaybettiğini belirtti. Bu durumun azınlığın siyasi iradesini zayıflattığını ve güvensizlik yarattığını kaydetti.
“BİRBİRİMİZE OMUZ VEREREK KİMLİĞİMİZİ HAYKIRABİLİRİZ”
DEB Partisi olarak çıktıkları bu yolda bir hak arama yürüyüşü gerçekleştirdiklerini kaydeden Asafoğlu, “Ana ilkemiz birbirimize inanarak, omuz vererek ve çok güvenerek dimdik geleceğe yürümektir. Ancak o zaman bize haksızlık yapanların gözlerinin içine bakarak hem kimliğimizi hem de maruz kaldığımız haksızlıkları haykırabiliriz” ifadeleriyle azınlığa karşı yapılan haksızlıkların önünde duracaklarını vurguladı.
EN BÜYÜK SORUN EĞİTİM: ANA DİLDE EĞİTİM BALTALANIYOR
Batı Trakya Türklerinin yaşadığı sorunlara değinen Asafoğlu; müftülük, vakıflar, kimlik ve siyasi temsil engeli gibi temel sorunların yanı sıra en büyük sorunun eğitim olduğunu vurguladı.
Ana dilde eğitimin engellenmeye çalıştığını kaydeden Asafoğlu, çift dilli azınlık okullarının açılmasına bile izin verilmediğini kaydederek “Yunanistan, asimilasyonun önünde dimdik duran ana dilde eğitimi baltalamak için her türlü yol ve yöntemi mubah görüyor. Çift dilli azınlık anaokulları açmamıza izin verilmiyor. Azınlık okullarımız özerk olmasına rağmen çocuk azlığı bahanesi ile kapatılıyor” dedi.
AZINLIK OKULLARININ SAYISI 83’E DÜŞÜRÜLDÜ: “HAK İHLALLERİ ARALIKSIZ DEVAM EDİYOR”
Azınlık okullarının sayısının 307’den 83’e düşürüldüğünü vurgulayan Başkan, okulların yetersizliğine rağmen yeni azınlık okullarının açılışına izin verilmediğini belirtti. Öte yandan azınlık okullarında nitelikli öğretmen ihtiyacının da karşılanmadığını vurgulayan Asafoğlu, Türkiye mezunu öğretmenlerin çalışmasına da müsaade edilmediğinin altını çizdi.
Asafoğlu, açıklamasında “Azınlığın okullarını yönetme ve denetleme özerkliği de elinden alındı. Seçimle gelen ve veliler adına bu görevi ifa eden encümen heyetlerinin yetkileri alındı ve okul dışına çıkarıldılar. Bir irade gaspı da bu alanda yaşandı. Hak ihlalleri maalesef aralıksız devam ediyor” ifadelerine yer verdi.





