Dilara Dilşah Kaya / Türk Havadis
Birinci Karabağ Savaşı esnasında 26 Şubat 1992 tarihinde Ermeniler, Azerbaycan’ın Hocalı kasabasında yaşayan Azerbaycan Türkü sivilleri hedef aldı. Bu acı olayda yüzlerce kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı ve birçok aile yerinden edildi. Katliam, Azerbaycan toplumu üzerinde derin bir travma bırakırken, uluslararası hukuk açısından da ciddi tartışmalara yol açtı. Katliamın 34. yıl dönümünde, Bayburt Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ramin Sadık, Türk Havadis’e konuştu.
Hocalı Katliamı’nın Azerbaycan’ın bağımsızlığını yeni kazandığı ancak siyasi, askeri ve ekonomik istikrarını henüz sağlamadığı bir dönemde gerçekleştiğini kaydeden Doç. Dr. Ramin Sadık, aynı zamanda özellikle Karabağ bölgesinde hala daha eski Sovyet yönetimine bağlı ordu birliklerinin varlığının Azerbaycan devletinin elini zayıflattığını kaydetti.
KATLİAM HANGİ KOŞULLAR ALTINDA GERÇEKLEŞTİ?
Hocalı Katliamı’nın hangi siyasal koşullar altında gerçekleştiğini açıklayan uzman, şu ifadeleri kullandı:
Hocalı katliamı yaşandığı süreçte, ülkede siyasi istikrarsızlık yoktu. Çünkü başkent Bakü’de muhalifler ile iktidar arasında ciddi bir çekişme vardı. Siyasi çekişmeler cephede etkisini olumsuz anlamda çok çabuk gösteriyordu. Diğer yandan özellikle iktidarın Ermeni saldırganlığı karşısında iktidarın zayıf kalması, muhalefeti gönüllü askeri birlikler oluşturarak cepheye yollamasıyla sonuçlanmıştı. Yalnız gönüllü askeri birlikler arasında da koordinasyon zayıftı. Dolayısıyla başkent Bakü’deki siyasi istikrarsızlık cephede de açıkça hissediliyor, neredeyse ordu ve askeri birlikler iktidar ve muhalifler olarak iki kısma ayrılmıştı. Bütün bunlar ise Ermeni işgalcilerinin saldırganlığını daha da arttırıyor, Hocalı gibi Azerbaycan’ın en stratejik mevzilerini ele geçirmek üzere işgalci güçlerin hevesini arttırıyordu.
Ülke çapındaki ekonomik koşulların da Hocalı’nın savunmasını zayıflatan etkenler arasında sayılabileceğini kaydeden Sadık, “Zira Sovyetler dağıldıktan sonra ülkedeki fabrikaların çoğu hammadde eksikliğinden dolayı çalışamaz hale gelmişti. Öte yandan yine Sovyetlerin dağılmasından dolayı ülke petrol ve doğalgaz ihracatını yeterince gerçekleştiremiyor, bu da savaş için gereken ekonomik zorluklara neden oluyordu” dedi.
ERMENİLER KASITLI OLARAK AZERBAYCAN TÜRKLERİNE SALDIRDI
Uluslararası hukuk açısından Hocalı’da yaşananların soykırım olarak değerlendirilebileceğini kaydeden uzman, 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne atıfta bulundu. Bu sözleşmede yer alan maddeler ışığında Hocalı’da yaşayanlara yönelik kasıtlı bir eylem yapıldığının net olduğunu kaydetti. Sadık, şöyle konuştu:
“Soykırım sözleşmesinde belirtildiği üzere bir etnik kimliğe yani Azerbaycan Türklerine yönelik kasıtlı bir vahşet söz konusudur. Hatta Ermenistan’ın eski cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan bile ‘Hocalı’dan önce, Azerbaycanlılar bizimle dalga geçtiğimizi; Ermenilerin sivil halka el kaldırmayacağını sanıyorlardı. Biz bu önyargıyı kırdık ve olay işte bu’ sözleriyle kasten bir vahşet yaptıklarını itiraf etmiş oldu. Fakat buna rağmen ne BM ne de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Hocalı’da yaşananları bir soykırım olarak kabul etmiştir. Bu ise kanımca Batı’nın çifte standardı olarak değerlendirilmeli.”
KATLİAMIN BATI’DA ANLATILMASI DESTEKLENİYOR
Aynı zamanda uzman, 34 yıl önce yaşanan bu acı olayın günümüz Azerbaycan dış politikasındaki etkilerini açıkladı. Azerbaycan’ın Hocalı Katliamı’nın ülke içinde olduğu gibi, ülke dışında da anılmasını stratejik bir hedef olarak görmeye devam ettiğini kaydetti. “Bu bağlamda yurtdışında, özellikle Batı’da konuya ilişkin etkinlikler düzenlenmesini, bazı ülkelerin başkentlerinde billboardlar yahut reklam panolarıyla Hocalı’da yaşananların anlatımını içeren afişler asılmasını destekliyor” dedi.
AZERBAYCAN DIŞ POLİTİKASI, HOCALI’NIN SESİ OLUYOR
Hocalı’da 34 yıl önce sivillere yönelik kasıtlı ve büyük bir acımasızlık yaşandığına dikkat çeken Sadık, olayın Batı kamuoyuna anlatılmasının Azerbaycan dış politikasının stratejik öncelikleri arasında bulunduğunu kaydetti.
Burada asıl mesele şu; 34 yıl önce Hocalı’da kendi halinde yaşayan sivil insanlara karşı kasıtlı olarak büyük bir acımasızlık yapıldı. O insanların, “insan olarak yaşam hakları” ellerinden alındı. Dolayısıyla yaşam hakkına yönelen bu cinayetin bir daha yaşanmaması için olayın mahiyetinin sürekli anlatılması, insan haklarını önemsediğini söyleyen Batı toplumlarına duyurulması kanımca Azerbaycan dış politikasının stratejik hedefleri içerisinde yer almaktadır.
AZERBAYCAN HALKININ TRAVMASI DÜN GİBİ TAZE
Yaşanılan katliamın acısının hala taze olduğuna vurgu yapan Sadık, “Hocalı olayının Azerbaycan toplumu üzerindeki travması, dün olduğu gibi bugün de hala tazedir. Yaşlı ve genç, kadın ve erkek, çocukların yaylım ateşiyle acımasızca katledilmesi, cesetlerin üzerinde insanlık dışı muamelelerin icra edilmesi, insan onuruna yakışmayan hakaretler yapılması Azerbaycan halkının hafızasından silinecek bir şey değildir” ifadesini kullandı.
Bugün Ermenistan ile Azerbaycan arasında barıştan söz edildiğini, bir anlaşma metninin imzalanacağı günün beklendiğini kaydeden uzman, aynı zamanda Ermeni işgalcilerinin Azerbaycan halkına karşı yaptıklarının unutulmayacağını vurguladı.
“KATLİAM UNUTULURSA YENİDEN YAŞANIR”
Hocalı Katliamı’nın bir daha yaşanmaması için yeni nesillere doğru bilgiler aktarılacağını belirten Sadık, aynı zamanda Azerbaycan halkının Ermenistan ve destekçi güçlere karşı daima teyakkuz halinde olması gerektiğini vurguladı. Uzman, Hocalı gibi büyük trajedilerin unutulmaması gerektiğini ve aksi takdirde benzer acıların tekrar yaşanabileceğini ifade etti. Sadık, şu ifadelerle sözlerini tamamladı:
“Komşu ülkeler gibi ikili ilişkiler ve barış ortamında aynı coğrafya paylaşılır, fakat Hocalı gibi halkın yaşadığı büyük katliamlar unutulmaz. Unutulursa, yeniden katliamlar, vahşetler ve acılar yaşanabilir.”





