Özel Haber / Tevhide İrem Zorlu
Her sabah ya da öğleden sonra yayınlanan bu programlar, milyonlarca kişiyi ekran başına kilitleyerek toplumsal bir fenomen haline gelmiş durumda. Kayıp kişilerin izini süren, karanlıkta kalmış olayları gün yüzüne çıkaran bu yapımlar, kuşkusuz önemli bir sosyal ihtiyaca yanıt veriyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde, izleyici psikolojisi ve toplumsal güven algısı üzerinde derin izler bırakan bir süreç işliyor.
Adalet algısında "televizyon stüdyosu" tehlikesi
Bu tür yapımların izleyicide adaletin ve güvenliğin stüdyolarda sağlandığına dair bir yanılsama oluşturabileceğine dikkat çeken Bozoklu, şu ifadeleri kullandı:
Suçla mücadele ve adaletin tesisi, münhasıran güvenlik güçlerinin ve yargı sisteminin sorumluluğundadır. Medya farkındalık oluşturabilir; ancak bu sınır aşıldığında kurumlara olan güven zedelenebilir ve toplumda bir rol karmaşası oluşabilir.
Dünya olduğundan daha tehlikeli algılanıyor
İçeriklerin sunum tarzının toplumun ruh sağlığını doğrudan etkilediğini belirten Bozoklu, "Bilgi vermek ile kaygı üretmek arasında çok ince bir çizgi vardır. İnsanlara 'dikkatli olun' demekle, 'her yer tehlikeli' mesajı vermek aynı şey değildir. Sürekli travmatik içeriklerle beslenen bir zihin, kendini güvende hissedemez. Bu durum insan ilişkilerinde güvensizliğe ve sosyal geri çekilmeye yol açarak toplumsal yapıya zarar verir" diyerek sürekli kriminal vakalara maruz kalmanın bireyleri yalnızlaştırdığını vurguladı.

Merak duygusu ve dopamin döngüsü
Programların izleyiciyi ekrana kilitleme stratejisinin arkasında yatan psikolojik mekanizmayı açıklayan Bozoklu, zihnin "tamamlama ihtiyacına" değinerek şunları söyledi:
Olayların parça parça sunulması ve sonucun sürekli ertelenmesi izleyicide bir dopamin döngüsü oluşturur. Kişi farkında olmadan 'bir sonraki detayı öğrenme' isteğiyle ekrana bağlanır. Burada sadece izlemek değil, zihinsel bir tutulma söz konusudur. Ancak her bilginin doğru olması, onun her detayıyla paylaşılması gerektiği anlamına gelmez.
Suçun normalleşmesi: "Model alma" riski
Şiddet ve suç içeriklerinin dramatize edilerek sunulmasının "model alma" mekanizmasını tetikleyebileceği uyarısında bulunan Psikolojik Danışman Yüksel Bozoklu, "Bir davranış ne kadar görünür kılınırsa, bazı bireyler için o kadar 'uygulanabilir bir seçenek' haline gelebilir. Suçun detaylandırılarak servis edilmesi, farkında olmadan riskli sonuçlar doğurabilir" dedi.
Zihin bir beslenme alanıdır
Son olarak zihne giren görsellerin gücüne değinen Bozoklu, "Biz psikolojide imgeleme yöntemini kullanarak zihni görseller üzerinden etkileyebiliyoruz. Bu da bize şunu gösteriyor: Zihnimize giren her görüntü, düşündüğümüzden çok daha güçlü bir etki bırakır. Zihin bir beslenme alanıdır. Toplumu bilgilendirmek ile kaygıya sürüklemek arasındaki fark; kullanılan dilde, seçilen içerikte ve dozda gizlidir. Gerçekleri konuşalım; ancak bunu yaparken insan psikolojisini ve etik sınırları koruyalım. Çünkü ne izlediğimiz, en az ne yaşadığımız kadar zihnimizi şekillendirir" diyerek imgeleme yönteminin etkisini hatırlattı.





