Özel Haber /Ebru Şahin
Fotoğraf-Video/ Tevhide İrem Zorlu
Son dönemde yaşanan İran-İsrail savaşının da etkisiyle beraber ABD Doları kurunda yaşanan yükseliş, Türkiye ekonomisinde etkisini her alanda hissettiriyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası politikaları, küresel gelişmeler ve jeopolitik riskler kur üzerinde belirleyici olurken sokaktaki vatandaş için asıl mesele hayat pahalılığı. Vatandaşlara dövizdeki artışlar ve düşüşler ile ilgili düşüncelerini sorduk.
“Geçinemedikten sonra kurun düşmesinin anlamı yok”
Ekonomik zorlukları belirten bir vatandaş, elindeki altını ve dövizi ihtiyaçlarını karşılamak için satmak zorunda kaldığını belirterek, “Geçinemiyorum. Dolar yükselmiş, düşmüş fark etmiyor. Alıp satamadığım, kullanamadığım şeyin bana faydası yok” ifadelerini kullandı.

“Her şey dolara endeksli”
Bir başka vatandaş ise Türkiye’de fiyatların doğrudan dövize bağlı olduğunu söyleyerek, “200 liraya 1 kilo peynir alamıyoruz. Her şey dolarla endeksli. Ben doların düştüğünü hiç görmedim” dedi.

Vatandaşların bir kısmı ise dövizi yatırım aracı olarak değil, borç kapatma aracı olarak kullanıyor. Kredi kartı borcunu ödemek için döviz bozduracağını söyleyen bir vatandaş, “Az miktarda dolarım var, onu da kredi kartı borcum için bozduruyorum” dedi. Aynı kişi altın fiyatlarının geçici olarak düşse de yeniden yükseleceğine inandığını söyledi.

“Fiyatlar Gece Ayrı, Sabah Ayrı”
Vatandaşlar özellikle İran-İsrail gerilimi ve küresel krizlerin fırsatçılığı artırdığını savunuyor. Bir vatandaş, “Akşam yattığımızda başka, sabah kalktığımızda başka fiyat görüyoruz. Üçe aldığımız ürün beşe çıkıyor. Alıştık artık” diyor.

Ekonomik göstergeler ve küresel dinamikler döviz kurunu şekillendirmeye devam ederken, vatandaş için en önemli konu alım gücünün korunması. Doların yükselip düşmesinden çok, günlük yaşam maliyetlerinin artışı toplumun ana gündem maddesi olmayı sürdürüyor.





