Özel Haber- Ebru Şahin
Özellikle ergenlik çağındaki bireylerin kimlik arayışı, aidiyet ihtiyacı ve duygusal boşlukları madde kullanımını tetikleyen faktörler arasında yer alıyor. Aile içi iletişim eksikliği, akran baskısı ve sosyal medyada özendirici içeriklerin artmasıyla birlikte risk büyüyor. Uzman Psikolog Kadir Kaygısız, Türk Havadis'e konuya dair açıklamalarda bulundu.
"BU NORMALLEŞME DEĞİL, CİDDİ BİR RİSK SORUNU"
Uzman Psikolog Kadir Kaygısız, madde kullanımına başlama yaşının düşmesine ilişkin yaptığı değerlendirmede, bu durumun normal olarak tanımlanmasının doğru olmadığını vurguladı. Kaygısız, “Bu yaş aralığını 'normal' olarak tanımlamak doğru değil; daha çok, oldukça erken ve riskli bir döneme kayma olarak görmek gerekir. Ergenlikte, beynin dürtüleri kontrol eden ve riski değerlendiren kısımları hâlâ tam olarak gelişmemiştir. Bu dönemde merak duygusu, bir yere ait olma isteği ve arkadaş etkisi oldukça baskındır. Bir de buna, maddeye ulaşmanın kolaylaşması ve sosyal medyada bu tür davranışları normalleştiren içeriklerin yaygınlaşması eklenince, başlama yaşı giderek düşüyor. Bu bir normalleşme değil, aksine erken yaşta ortaya çıkan ciddi bir risk sorunudur.” diyerek riskin büyüklüğüne dikkat çekti.
SESSİZCE BİRİKTİ, GENÇLERİ VURDU
Artışın nedenlerine de değinen Kaygısız, bu tabloyu tek bir faktörle açıklamanın mümkün olmadığını belirterek, “Bu durumu tek bir nedene bağlamak mümkün değil. Artışın ardında, birbirini besleyen psikolojik ve toplumsal faktörlerin yığılması yatıyor. Pandemiyle birlikte derinleşen kaygı, yalnızlık ve geleceğe dair belirsizlik hissi, gençlerde umutsuzluk ve bir kaçış yolu arayışını körükledi. Bu sırada dijital dünyanın etkisi daha da arttı, kontrol mekanizmaları zayıfladı ve uyuşturucu maddelere ulaşmak daha görünür ve kolay bir hale geldi. Dolayısıyla bu yükseliş, tek bir kırılmadan ziyade, aşamalı olarak biriken koşulların bir sonucu.” dedi.
"BİR KEREDEN BİR ŞEY OLMAZ" YANILGISIYLA BAŞLIYOR
Uzman Psikolog Kadir Kaygısız, madde kullanımının çoğunlukla arkadaş çevresi ve sosyal ortamlar aracılığıyla yayılan “bir kereden bir şey olmaz” yanılgısıyla başladığını belirtirken, okullarda eğitim programlarının olması gerektiğini vurguladı. “Bu yanılgı, çoğunlukla arkadaş çevresi ve sosyal ortamlar aracılığıyla yayılır. Gençler, akranlarından "bir kereden bir şey olmaz" gibi sözler duydukça, merakları daha da artar ve maddeye karşı bir tolerans hissi gelişir. Medya ve dizilerde madde kullanımının "kontrol edilebilir" bir şeymiş gibi sunulması da bu algıyı güçlendirir. Bu tehlikeli algıyı değiştirmek için etkili eğitim programları şarttır: Okullarda gençlere "hayır diyebilme" becerileri kazandırılmalı ve aileler çocuklarıyla açık diyalog kurmalıdır. Unutulmamalıdır ki, bağımlılık riski her denemeyle birlikte artar.”
KAYGISIZ: 'HERKES YAPIYOR' ALGISI GENÇLERİ RİSKE SÜRÜKLÜYOR
Sosyal medyanın madde kullanımını doğrudan başlatmasa da bu davranışı sıradan ve cazip gösteren bir zemin oluşturduğunu söyleyen Kaygısız şunları kaydetti, “Bu ortamlarda yayılan "herkes yapıyor" izlenimi, sosyal onay ihtiyacı yüksek olan ergenler üzerinde oldukça güçlü bir etki yaratır. Tüm bu nedenlerle dijital platformlar, madde kullanımına başlama riskini yükselten önemli etkenler arasında yer alıyor.”
CEZA DEĞİL, DESTEK GEREK
Kaygısız, ailelerin en sık yaptığı hataların inkâr, aşırı tepki ve suçlayıcı tutum olduğunu belirterek, “Ailelerin en sık yaptığı hatalar arasında durumu inkâr etmek, aşırı tepki göstermek ve suçlayıcı bir tutum takınmak yer alıyor. Madde kullanımını fark eden ebeveynler çoğu zaman panikle cezalandırma yoluna gidiyor ve bu yaklaşım çocuğun aileden daha da kopmasına yol açıyor. Bir diğer kritik hata ise profesyonel desteğe başvurmamak; aile terapisi gibi yöntemler yerine sorunu yalnızca kendi içinde çözmeye çalışmak. Tüm bunların yerine, anlayış ve destek odaklı bir iletişim benimsemek gerekiyor.” dedi.
Muhabirin Notu:
Bir kereden bir şey olmaz” denilen her an, “herkes yapıyor” diye geçiştirilen her görüntü, aslında çocuklarımızı biraz daha yalnız bırakıyor. Onları korumak, sadece yasak koymakla değil; dinlemekle, anlamakla ve zamanında destek olmakla mümkün. Çünkü bugün konuşulmayan her sorun, yarın çok daha ağır bir bedelle karşımıza çıkıyor. Çocuklarımızı kaybetmeden önce, onları gerçekten görmeyi öğrenmek zorundayız.





