Ancak anlaşmanın yürürlüğe girmesi, tamamen ABD Başkanı Donald Trump’ın vereceği nihai onaya bağlı.
Bessent: Her şey Trump’ın kararına bağlı
Beyaz Saray’da gazetecilerin karşısına geçen ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, masadaki taslak anlaşmaya ilişkin soruları doğrudan yanıtlamaktan kaçınsa da ekiplerin yoğun bir temas trafiği yürüttüğünü doğruladı. Trump’ın ABD çıkarlarına uymayan "kötü bir anlaşmaya" asla imza atmayacağını vurgulayan Bessent, Washington'ın kırmızı çizgilerini şu sözlerle hatırlattı:
Tahran yönetimi zenginleştirilmiş uranyumu tamamen teslim etmeli ve bir nükleer programa sahip olmamalıdır. Son karar Başkan Trump’ın ne yapmak istediğine bağlı.
Pezeşkiyan: Aşağılanarak diplomasi yapmayız
Washington'dan gelen bu baskılara Tahran cephesinden yanıt gecikmedi. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin nükleer silah üretme niyetinde olmadığını yinelerken, müzakerelerin yürütülme biçimine sert tepki gösterdi. İran devletine yakın ISNA ajansına konuşan Pezeşkiyan, "Aşağılanarak diplomasi yapmayız" çıkışında bulunarak, ülkesinin dünyanın en büyük gücüne karşı dik durduğunu ve bölgedeki mevcut kaosun tek sorumlusunun İsrail olduğunu savundu.
Hürmüz Boğazı pazarlığında yaptırım hamlesi
Müzakere masasının en patlayıcı maddesini ise Hürmüz Boğazı’nın statüsü oluşturuyor. İran ve Umman’ın boğaz geçişlerini ortaklaşa düzenleyerek gemilerden ücret alma planına daha önce "Hürmüz uluslararası sudur, kimse kontrol edemez, sadece biz izleriz" diyerek karşı çıkan Trump, Umman'ı sert bir dille uyarmıştı.
Bakan Bessent, Umman temsilcileriyle görüştüğünü ve Maskat yönetiminin bir geçiş ücreti planı olmadığını açıklasa da ABD Hazine Bakanlığı boş durmadı. İran’ın boğazdan geçen gemilerden para toplamak için kurduğu Basra Körfezi Boğaz Otoritesi resmen yaptırım listesine alındı. Bu yapıyı "şaka" olarak nitelendiriren Bessent, uluslararası şirketleri İran'a ücret ödememeleri, aksi takdirde Devrim Muhafızları'na destek suçlamasıyla yaptırıma maruz kalacakları konusunda uyardı.
Kuveyt’e füze saldırısı gerilimi tırmandırdı
Diplomatik temaslar sürerken askeri sahada sıcak saatler yaşanıyor. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran tarafından Kuveyt’e fırlatılan bir balistik füzenin Kuveyt savunma sistemleri tarafından havada imha edildiğini doğruladı. İran Devrim Muhafızları ise bu hamlenin, ABD'nin Bender Abbas çevresindeki saldırılarına misilleme olarak gerçekleştirildiğini ve doğrudan ABD üssünün hedef alındığını duyurdu. Körfez İşbirliği Konseyi ise saldırıyı "suç niteliğinde" diyerek sert bir dille kınadı.
Pakistan arabulucu olarak devrede, Lübnan cephesi ise kırılgan
Körfezdeki bu kördüğümü çözmek için Pakistan diplomasi atağı başlattı. Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar’ın, Washington’da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya gelerek Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer kriz için arabuluculuk rolü üstleneceği bildirildi.
Ancak Washington-Tahran hattında bu hassas dengeler gözetilirken, İsrail’in Lübnan’daki askeri operasyonlarını genişletmesi süreci baltalıyor. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL), güney Lübnan'da yüz binlerce sivilin göç etmek zorunda kaldığını ve altyapının çöktüğünü belirterek durumdan "derin endişe" duyduğunu açıkladı.
Uzmanlar, 60 günlük mutabakatın kağıt üzerinde büyük bir şans olduğunu ancak sahadaki füze saldırıları ve liderlerin karşılıklı sert restleşmeleri nedeniyle sürecin pamuk ipliğine bağlı ilerlediğini belirtiyor.





