Hiç düşündünüz mü? Neden insanların yaşadığı yerle bağı güçlüdür? Bence insanlar yaşadığı yerin karakteristik özelliğini taşır. Eğer insanların sosyal ve kültürel seviyeleri iyi olursa yaşadığı yer de onun gibi olur. Bakımlı, tertipli, düzenli, ferah ve aydınlık. Ancak insanlarımız bu özelliklerden uzaksa yaşamını sürdürdüğü şehir de onlara benzeyecek, yorgun, bitkin, düzensiz ve karanlık hal alacaktır.

Biz insanoğlu sürekli memnuniyetsiziz. Şikayet ettiğimiz şehrin tek sorumlusu kimdir? Öncelikle kendimizi sorgulamamız gerekli. Şehir biz insanların yaşamını sürdürdüğü ve nefes aldığı yerdir ve onu bizler oluşturuyoruz. Bu sebeple bizler yaşadığımız şehrin aynasıyız, aynı zamanda şehir de bizim aynamızdır. Tıpkı ruh ikizi gibiyiz.

Bizler kendimizi eleştirmemiz gerekiyor dedik ya. Acaba bizler yaşadığımız şehir için ne yaptık, ne kadar önemsiyoruz ve ne kadar sahip çıkıyoruz? Şehrimizi güzelleştirmek istiyorsak önce kendimizden başlamalıyız.

Yaşadığımız yer ne kadar güzel, temiz, estetik, insana ve çevreye saygılıysa o kadar varız. Kültürel ve ahlaki değerlere önem veriyorsak toplum kurallarına da önem vermek zorundayız. İnsanlar yaşadığı yerin kültürüne, tarihine sahip çıkmalı.

Böylelikle sevgi, saygı ve güzellik, iyilik insanın karakterine nakış gibi işlenir.

Ancak biz bunlara uymayıp tam tersini yapıyorsak yaşadığımız şehir de kirlenmiş, saygı, sevgi, ahlaki değerler yok olmuş, kayıp bir şehir haline dönüşür. Aynı zamanda orada yaşayanlar da ruhsuz ve anlayışsız bir toplum olur.

Bugün bulunduğumuz, nefes aldığımız ve yaşamımızı sürdürdüğümüz şehri kirletmiyor, aynı zamanda kendimizi de kirletiyoruz. Etrafı işgal ediyorsak kendi ruhumuzu da çirkinleştiriyoruz. Yaşadığımız şehir bizim aynamızdır. Ona ne kadar değer verirsek o kadar güzelleşir.