Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin ve Türkiye'nin en büyük can damarı olan Atatürk Barajı’nda doluluk oranı yüzde 90’ın üzerine çıktı. Bu oran, devasa barajda son 20-30 yılın en yüksek su seviyelerinden biri olarak kayıtlara geçti. Yaşanan bu bereket, tarımsal sulamadan hidroelektrik enerji üretimine kadar çok geniş bir sahada çarpan etkisi yaratmaya başladı.
Orta Doğu havzasında stratejik su yönetimi
Barajlardaki bu tarihi doluluk, Fırat ve Dicle nehirleri havzasındaki bölgesel su yönetimi dengelerini de olumlu yönde değiştirecek bir güce sahip. Türkiye’nin elindeki bu güçlü su rezervleri, yürütülecek kontrollü ve planlı su yönetimi sayesinde aşağı havzada yer alan komşular Suriye ve Irak’taki tarımsal üretimi, içme suyu kaynaklarını ve enerji altyapılarını doğrudan destekleme potansiyeli taşıyor.
Uzun yıllardır kuraklık, yetersiz yağışlar ve küresel iklim değişikliğinin yıkıcı etkileriyle boğuşan sınır ötesi coğrafyada artan su miktarı; bölge çiftçileri için yeni sulama imkanları anlamına geliyor. Bu durum, Orta Doğu genelinde gıda üretimi ve enerji arz güvenliği açılarından oldukça iyimser bir tablonun kapısını aralıyor.
Uzmanlardan kritik uyarı: Dönemsel bolluk aldatmasın
Su yönetimi uzmanlarının geleceğe yönelik stratejik değerlendirmeleri şu şekilde:
Yüksek doluluk oranları çok büyük bir bölgesel avantajdır ancak suyun her zamankinden daha verimli kullanılması şarttır.
Küresel olarak değişen yağış rejimleri nedeniyle bu tür dönemsel bolluklar kalıcı bir çözüm olarak görülmemelidir.
Sınırlı olan bu su kaynaklarının Türkiye, Irak ve Suriye’nin ortak geleceğini korumak adına mutlaka sürdürülebilir ve bilimsel yöntemlerle yönetilmesi gerekmektedir.




