Özel haber - Ebru Şahin
Ankara’da yaşayan 59 yaşındaki Dilek Günay resimle kurduğu bağı yapmaktan çok yaşamak olarak anlatıyor. Ona göre resim sadece kâğıt ya da tuvalde kalan bir şey değil, insanın içine girip kendini iyi hissettiği bir alan.
“RESMİN İÇİNDE YAŞIYORDUM”
Dilek Günay resimle bağının nasıl başladığını şu sözlerle anlattı, “Resim yapmaya suluboya yaparken ya da karakalem yaparken kendimi oranın içinde hissetmekle başladım. Ortaokuldayken suluboyayla bir kar manzarası yapıyordum, o resmi yaparken sanki gerçekten oradaydım. Resim yapmaya beni o çekti diyebilirim. O duyguyu tekrar yaşamak için resim yapmaya devam ettim.”
O yıllarda resim malzemelerine ulaşmanın kolay olmadığını belirten Günay, imkansızlıklara rağmen yapmaya devam ettiğini dile getirdi. Küçük bir kağıt bulduğunda bile resim yapmaya çalıştığını söyleyen Günay, “Boya bulmak, kâğıt bulmak kolay değildi, küçük bir kâğıt bile bulsam onun üstüne resim yapmaya çalışıyordum. Çünkü orada yaşıyordum o mutluluk fark etmeden insana resmi sevdiriyor” dedi.
ÖĞRETMENİN DESTEĞİYLE RESME TUTUNDU
Lise yıllarında karakalem çalışmalarına daha çok ağırlık verdiğini anlatan Günay, öğretmeninin kendisini her zaman desteklediğini yaşadığı bir anıyla anlattı: “Bir gün öğretmenim dosyamı istedi evde yaptıklarıma baktı. Küçücük bir dosya kâğıdına geometrik bir çizim yapmıştım. Kızım böyle güzel çizimi neden böyle bir kâğıda yaptın dedi. Beş çocuğun okuduğu bir evde sürekli bu malzemelere yönelmek mümkün değildi. Sonrasında öğretmenim bana resim kâğıtları almaya başladı.”
AĞLAYAN BİR ÇOCUK VE DEĞİŞEN BİR YOL
Günay, lise son sınıfta ilk kez yağlı boya ile çalıştığını ve bu deneyimin kendisi için önemli bir kırılma noktası olduğunu söyledi. Yağlı boyayla ilk kez o dönemde tanıştığını belirterek yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı:
“Lise son sınıfa geldiğimde ilk kez yağlı boya denedim. Tuval aldım, boyalarımı aldım. Hiç unutmuyorum ağlayan bir çocuk yapmıştım. Hocam çok şaşırdı, bunu bilerek mi yaptın bilmiyorum ama bu çok müthiş bir şey olmuş’ dedi. Resim çok yumuşak ve çok güzeldi. Günlerce okulun duvarında asılı kaldı. Güzel sanatlar okumaya lisede karar verdim” dedi.
HAYAL YARIM KALDI, RESİM DEVAM ETTİ
Günay, güzel sanatlar okumayı hedeflediğini ancak yaşadığı bir talihsizlik nedeniyle yetenek sınavına giremediği için bu durumun içinde bir ukde olarak kaldığını söyledi. Sınav günü giriş kartı olmadığı için sınava alınmadığını anlattı, “Kimliğim yanımdaydı ama giriş kartım yoktu. O zamanlar kartlar postayla geliyordu. Çok üzüldüm, ağladım. Okul müdürümüz eve telefon açtırdı, aradılar ama kart bulunamadı. Ondan birkaç ay sonra işe girdim, dışarıdan okuma gibi bir şansım da olmadı ama resim yapmayı hiç bırakmadım” dedi.
VAZGEÇİLMEYEN BİR HAYAL
Dilek Günay, 59 yaşında olduğunu ve yaklaşık 41 yıldır resim yaptığını belirterek resmin hayatının vazgeçilmez bir parçası olduğunu söyledi. Dönem dönem vakıflar ve galerilerle çalıştığını, bazen ise tamamen kendi başına üretmeye devam ettiğini anlatan Günay, resmin kendisine iyi geldiğini söyledi.
Şu anda Nokta Sanat Galerisi ile çalıştığını söyleyen Günay, bu süreçte yaklaşık üç kişisel sergi açtığını ve 50–60 civarında karma sergiye katıldığını dile getirdi. DSİ Vakfı’nda Vedat Örs ve Hikmet Çetinkaya gibi önemli isimlerle yaklaşık 10 yıl boyunca eğitim aldığını da sözlerine ekledi.
Çalıştığı dönemlerde iki çocuğu olmasına rağmen resimden hiç kopmadığını vurgulayan Günay, “Hayalimden hiç vazgeçmedim, pazar günleri hep kendime aitti. Eşimden, çocuklarımdan da hep destek gördüm. Kimsenin de hayalinden vazgeçmemesi gerektiğini düşünüyorum.” dedi.






