Elektrikli araçlar sunduğu sessiz sürüş, yüksek performans ve teknolojik donanımlarla dikkat çekmeye devam ediyor. Otomotiv sektöründe ise geçiş sürecine ilişkin temkinli bir yaklaşım var. Türkiye’de şarj altyapısının yeterince yaygın olmaması, uzun şarj süreleri ve batarya ömrüne dair soru işaretleri elektrikli araçlara geçişi yavaşlatan başlıca etkenler arasında gösteriliyor.

Türk Havadis’e konuşan Otomobil Satış Danışmanı Zafer Yıldız, elektrikli araçlara yönelik artan ilgiye rağmen mevcut koşulların henüz ideal olmadığını kaydetti.

Yıldız, “Elektrikli otomobiller konfor ve güç açısından kullanıcıyı cezbediyor. Ancak Türkiye’de altyapı ve kullanım şartları düşünüldüğünde elektrikli arabaya geçişin henüz doğru olmadığını düşünüyorum” dedi.

Zafer Yıldız ile yaptığımız özel söyleşide otomotiv sektörünün gündemini ve elektrikli araçlarda doğru bilinen yanlışları masaya yatırdık.

İşte tüm detaylar…

Özel Söyleşi- Tevhide İrem Zorlu

Elektrikli araçlarda bataryalar patlar mı yoksa bu sosyal medyada büyütülen bir korku mu?

Dolandırıcılık ve ayıplı ürünler artıyor: Kızılay’daki dükkanlar mimlendi!
Dolandırıcılık ve ayıplı ürünler artıyor: Kızılay’daki dükkanlar mimlendi!
İçeriği Görüntüle

Biraz da bizim altyapı ile alakalı bir problem var. Çünkü yurt dışındaki hiçbir haberde bu arabaların bataryasının patladığını duymadım. Asıl sebep genelde araç değil. Elektrik altyapısı çok önemli. Tek bir 380’lik hat üzerinden çok fazla makine çalıştırılıyor. Zaten altta tek hat var, üstünde on tane makine bağlı. Uzun süre sırada bekleyen araçlar oluyor. Araç “şarjım doldu” diyene kadar sistem aşırı yükleniyor, özellikle kişi kendi tesisatını döşemişse çok risk var. Sosyal medyada biraz korku pompalanıyor çünkü elektrikli araç kullanmayanlar üzerinden bu konu çok abartılıyor.

10 yıl sonra elektrikli araç mı yoksa benzinli araç mı daha çok değer kaybeder?

Türkiye şartlarında elektrikli araçlar daha riskli görülüyor. Çünkü kullanıcı için en önemli beklenti, aracın her koşulda çalışması. Elektrikli araçta akü bittiğinde araç tamamen devre dışı kalıyor. Dışarıda şarj maliyetleri artık benzinle büyük fark yaratmıyor. Sadece benzinli araç 5 dakikada dolarken, elektrikli araçta şarj süresi yaklaşık 1 saati buluyor. Uzun yolda bu süre daha da uzuyor.

Bu nedenle mevcut altyapı ve alışkanlıklar dikkate alındığında, benzinli araçlar daha güvenli ve öngörülebilir bulunurken, elektrikli araçların uzun vadede daha fazla değer kaybetme ihtimali öne çıkıyor. Elektrikli araba kullanan müşterilerime genelde tavsiyem iyi ya da kötü fosil yakıtlı bir araba daha bulundurmaları.

“Elektrikli araç kullanmak büyük konfor” algısı Türkiye’de değişir mi?

Yıllarca “telefonu yanınızda taşımayın, radyasyon var” denildi. Telefon küçük bir cihaz ama elektrikli araç komple elektrikle çalışan, içinde 380 volt dolaşan bir sistem. Fosil yakıtlı araçlar çevreyi kirletiyor deniyor ama insan sağlığı tarafı yeterince konuşulmuyor. Elektrikli araç almama düşüncesi de burada başlıyor.

Bir diğer mesele alışkanlık. Türkiye’de insanlar telefonu bile şarj etmeyi unutuyor. Sabah işe gideceksin, acil bir durum var ama aracın şarjı yok. Bugün en ucuz elektrikli araç iki milyon liradan başlıyor; bu parayı verdikten sonra “şarj yok” riski insanı tedirgin ediyor. Bu noktada hibrit araçlar daha mantıklı görülüyor.

Türkiye’de şarj istasyonu altyapısı gerçekten yeterli mi yoksa sadece büyük şehirler için mi uygun?

Elektrikli araçlarda şarj altyapısı henüz yeterli değil. Şarj istasyonları belli noktalarda var; her yerde erişilebilir değil. Avrupa’daki gibi yoldan giderken şarj alma sistemi hala bizde yok. Elektrikli araca negatif bakanların en büyük sebeplerinden biri de bu.

Bisiklet mantığıyla hareket edip tekerleklerin mekanizmasına bir dinamo konularak kesintisiz elektrik neden sağlanmıyor?

Eskiden bisiklet sürerken dinamoyla ışık yakılıyordu. Ama bu sistemler yaygınlaşmıyor çünkü işin içinde ticaret var. Sınırsız enerjiyle giden bir araç, mevcut satış düzenini bozar. Bu mevcut otomotiv–enerji–servis üçgeninin işine gelmez. Bugünkü elektrikli araç düzeni aslında “özgürlük” değil, yeni bir bağımlılık modeli kuruyor. Eskiden akaryakıt istasyonuna bağımlıydık şimdi şarj istasyonuna bağımlıyız. Yakıt bittiğinde 5 dakikada çözülüyordu, şimdi saatler konuşuluyor. Bu bir konfor devrimi değil, bağımlılığın şekil değiştirmesi.

Elektrikli mi benzinli mi dizel mi? Hangisi daha güvenli?

Aynı kazayı üç farklı araçla yaptığınızı düşünün, belki dizel araç yanacak diğer ikisine hiçbir şey olmayacak. Belki benzinli yanacak belki elektrikli. Bunların hepsi ihtimal. Bu yüzden bu tartışmaların büyük kısmı algı üzerinden yürüyor. Asıl bakılması gereken şey aracın yakıt türü değil, şasisi ve gövde yapısı. Fabrikanın aracı kaç milimetre sacla ürettiği, darbe emici bölgeleri nasıl tasarladığı, yolcu kabinini ne kadar koruduğu önemli. Güçlü bir şasiye sahip bir araç, hangi yakıtı kullanırsa kullansın kazada daha güvenli olur. O yüzden “elektrikli daha güvenli”, “fosil yakıtlı daha tehlikeli” demek doğru değil. Aynı koşullarda yapılan kazada sonuç tamamen aracın yapısına ve kazanın şekline bağlı.

Türkiye şartlarında elektrikli araca geçiş sizce kolay mı?

Türkiye şartlarında kolay değil. Bugün 2–2,5 milyon liraya elektrikli araca geçmek herkes için çok zor. Bu yüzden bana göre en az 20–30 yıl daha fosil yakıtlı araçlar hayatımızda rahat rahat olacak. “Yakıtlar bitecek” deniyor ama kolay bitmez. İnsan faktörü, çevre kirliliği tartışmaları, üretim süreçleri var.

Elektrikli araçlar uzun yolda sürücüyü yorar mı?

Ben sürücü olarak sessizliği sevmiyorum. Yolda giderken bir müzik açılsın isterim; sadece yol sesini almak bana keyif vermiyor. Ama şu da bir gerçek: Elektrikli araç kullanan, özellikle uzun mesafe ve uzun saat direksiyon başında kalan kişilerde baş ağrısı yaptığı söyleniyor. Bu elektriğin etkisi mi, yoksa sürekli sessizlik mi bilinmez ama belli bir süre sonra insanı yoruyor. Bu kadar sessiz bir ortam bazı sürücülerde uyku hali de oluşturabiliyor. Aracın yorması dediğimiz şey zaten uzun vadede ortaya çıkar.

Elektrikli araç kullanan müşterilerden size gelen en yaygın geri bildirimler neler?

Başta en çok gelen şikâyetler “Elektrikli araç kullanmayalım” ya da “Eski arabamı özledim” şeklinde oluyor. Ama belli bir zaman sonra kullanıcılar elektrikli araca alışıyor. Konfor, donanım ve sürüş özellikleri klasik araçlara göre biraz daha fazla olduğu için insanlar bu tarafını seviyor.

Elektrikli araçların ikinci el piyasasında nelere bakılmalı?

Klasik araçlarda motorlar 300 bin, 500 bin kilometrelere kadar gider. Elektrikli araçlarda ise ikinci el alımda bakılması gereken en önemli şey batarya durumu. İkinci elde, batarya sağlığı yüzde 85 civarında gösterilebiliyorsa bence büyük bir problem yok çünkü bu mantık cep telefonuna benziyor lakin birebir aynı da değil.

Telefonda yüzde 80’lere düşen batarya tamamen değişir ama elektrikli araç bataryaları hücresel yapıda olduğu için hangi hücre hasarlıysa sadece o bölüm değiştirilebiliyor. Bataryayı komple çöpe atıp yenisini takmak gibi bir sistem yok. Teknik olarak bakıldığında elektrikli araçlarda sürüş konforu, yorgunluk, batarya sağlığı ve ikinci el kriterleri hâlâ netleşmiş değil. Net olsa zaten maliyet çok yüksek olurdu.

Yakıtlı araçların geleceği nasıl şekillenecek?

Zaten artık birçok araçta dizel üretimi azaldı, benzinliye dönüldü. Bir noktadan sonra benzinli de azalacak, elektrikliye geçilecek ama bu süreç çok uzun. İnsanlar bir yere kadar dayanır, ondan sonra mecburen geçer. Ama bu hemen olacak bir şey değil.

Sonuç olarak kullanıcı neyi seviyor, neye mesafeli?

Kullanıcı elektrikli araçların gücünü, sessizliğini ve konforunu seviyor. Ama fiyat, uzun vadeli kullanım, altyapı ve alışkanlıklar işin içine girdiğinde hâlâ temkinli yaklaşıyor. Bu yüzden geçiş yavaş oluyor. Şu an için ben de elektrikli araca geçme gibi bir düşüncede değilim.

Muhabir: Tevhide İrem Zorlu