Dilara Dilşah Kaya / Türk Havadis
Uluslararası Güvenlik Uzmanı Doç. Dr. Özge Seçil Kaya, yapay zeka modellerinin sınır güvenliği, göçmen takibi, operasyonel izleme ve kriz yönetimi gibi kritik görevlerde kullanılması durumunda ortaya çıkabilecek hukuki, etik ve insan hakları boyutlarını Türk Havadis’e değerlendirdi. Kaya, bu teknolojilerin devletlere sağladığı hız, ölçek ve veri işleme avantajlarının yanı sıra, kişisel mahremiyetin ihlali, ayrımcılık riski ve uluslararası hukuk çerçevesinde orantılılık ile hukuki denetim eksikliklerini gündeme getirdiğine dikkat çekti.
DİKENLİ TELLERDEN LLM SİSTEMLERİNE KADAR ÇEŞİTLİ SEÇENEK
Yapay zekanın sınır güvenliğinde ve göçmen takibinde kullanılmasının ulusal düzeyde kullanılmasına göre daha makul olduğunu kaydeden Kaya, “Bir sınırınız var ve egemen bir devlet olarak onun güvenliğini sağlamak durumundasınız. Bunun için dikenli telden LLM sistemlere kadar çeşitli seçenekleri ülke olarak kabiliyetlerinize ve mevcut sınırın durumuna göre değerlendirirsiniz” ifadesini kullandı. Uzman, konuyu şu şekilde örnekledi:
Örneğin dağlık araziye sahip bir sınır noktanızı insansız hava araçlarınız (İHA) korur ve bunlar da nihayetinde yapay zeka destekli sistemlerdir. Fakat gerek modern Batılı devletlerde gerekse Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) gibi çok daha kapalı olduğunu söylenen devletlerde, yıllardır kendi yurttaşlarını izlemek için mahremiyet sınırlarını aşan çeşitli sistemler aktif olarak kullanılmakta. Örneğin Birleşik Krallık (BK), uzun yıllardır yaygın CCTV (kapalı devre televizyon) altyapısına sahip ülkelerden biri. Kamusal alanlarda güvenlik kameralarının yoğun kullanımı, yapay zekadan çok önce başlayan bir gözetim pratiği. Günümüzde bu sistemler sadece görüntü kaydetmiyor, görüntü tanıma ve veri analizi yazılımlarıyla entegre çalışıyor.
DİJİTAL GÖZETİM ARAÇLARI ÇİN’DE VE BİRLEŞİK KRALLIK’TA UZUN ZAMANDIR KULLANILIYOR
Benzer şekilde ÇHC’de dijital gözetim ve davranış temelli puanlama sistemlerinin uzun süredir uygulandığını kaydeden Kaya, “sosyal kredi” olarak anılan uygulamaların devletin dijital veri analizini yönetsel araç olarak kullanmasının örnekleri arasında gösterildiğini belirtti. Uzman, “Yapay zeka sistemleri, zaten var olan bu sistemlerin veri işleme kapasitesini ve karar üretme hızını artırdı” dedi.

YAPAY ZEKA VE HAKLAR: SINIRLAR NE KADAR İHLAL EDİLİYOR?
Kaya, sınır güvenliği ve göçmen takibi konusundan önce, yapay zeka sistemlerinin kullanım biçiminin daha temel manada kişi hak ve hürriyetlerini nasıl ihlal ettiğinin konuşulması gerektiğine dikkat çekti.
Uluslararası hukuk açısından ise tartışmanın esas olarak orantılılık ilkesi, ayrımcılık yasağı ve kişisel verilerin korunması çerçevesinde sürdürüldüğünü kaydeden uzman, “Yapay zeka sistemlerinin hız ve ölçek avantajı, bu ilkelerin ihlal riskini artırdığından hukuki denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekliliği dünyada konuşulan konular arasında” dedi.

“MESELE İDEOLOJİDEN ZİYADE DEVLETİN GÜVENLİK PARADİGMASI VE TEKNOLOJİK KAPASİTESİ”
Sağ politikaların yükselişi ve gözetim teknolojilerinin yaygınlaşması arasında bir korelasyon kurulabileceği konusunda veriye dayalı bir çalışmaya denk gelmediğini kaydeden Kaya, şu ifadeleri kullandı:
“Sağ politikaların yükselişi, gözetim teknolojilerinin meşruiyetini artırabilir ve bunun sonucu olarak toplumsal gözetim artabilir. Fakat toplumsal gözetim zaten yeni bir konu değil. Yani gelişen yapay zeka teknolojilerinden önce de vardı. Gözetim teknolojilerinin yaygınlaşmasının tek bir ideolojik eksene indirgenemeyeceğini rahatlıkla söylememiz mümkün. Güvenlik kaygıları, terörle mücadele, düzensiz göç ve kamu düzeni gibi başlıklar hem sağ hem sol hükümetler döneminde gözetim kapasitesinin artmasına zemin hazırlamıştır. Dolayısıyla mesele ideolojiden ziyade devletin güvenlik paradigması ve teknolojik kapasitesidir.”





