Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kurucularından, büyük devlet adamı Mehmed Emin Resulzade, 1884 yılında Bakü yakınlarındaki Novhanı köyünde dünyaya geldi. Küçük yaşlardan itibaren aile çevresinde dini bilgilerle yetiştirilen Resulzade, Arapça ve Farsça öğrenerek dil bilgilerini geliştirdi. Eğitim hayatına Rus-Tatar mektebinde başlayan Resulzade, daha sonra Bakü Teknik Okulu’nda öğrenim gördü. Bu dönemde hem Bakü’nün sosyal ve siyasal yapısından hem de Rusya’da yayılan inkılapçı hareketlerden etkilendi. Gaspıralı İsmail Bey’in usûl-i cedîd okulları ve eğitim anlayışı, onun milli meselelere ilgisini artırdı.
RUS SÖMÜRÜSÜNE KARŞI MÜCADELE
1902’de Rus sömürge yönetimine karşı mücadele etmek amacıyla Müslüman Gençlik Teşkilatı adıyla gizli bir cemiyet kuran Resulzade, bu yapıyı 1904’te Müslüman Demokratik Müsavat Cemiyeti haline getirdi. Aynı yıl, arkadaşlarıyla birlikte Himmet teşkilâtına katılarak Rus Sosyal Demokrat Fehle Partisi bünyesinde faaliyet yürüttü. Bu dönemde altı sayı çıkarılan ve gizlice dağıtılan Himmet adlı yayın organı aracılığıyla halkı bilinçlendirmeye çalıştı.
GAZETECİLİĞE ADIM ATTI
Resulzade’nin gazeteciliğe adım atması da bu yıllara rastlar. Tiflis’te yayımlanan Şark-ı Rus gazetesinde ilk yazılarını kaleme aldı ve Bakü’de Rusça yayımlanan Kaspi gazetesinde mürettip olarak çalıştı. Daha sonra Terakkî, İrşad, Füyûzât, Davet-Goç ve Tekâmül gibi çeşitli gazetelerde ve dergilerde yazılar yazarak millî ve hürriyetçi fikirlerini dile getirdi. Bu süreçte hem Azerbaycan’ın hem de İran ve Türkiye’nin meseleleriyle ilgilendiği görülür.
TÜRK OCAKLARI VE İTTİHAT VE TERAKKİ İLE TEMAS KURDU
1907 sonrası dönemde Himmet teşkilatının kapatılması ve Rusya’nın baskıcı yönetimi, Resulzade’yi İran’a yönlendirdi. Burada İran Meşrutiyet Hareketi’ne katılarak hem gazete yazarlığı yaptı hem de Demokrat Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 1911’de sınır dışı edilmesinin ardından İstanbul’a gelen Resulzade, Türk Ocakları ve İttihat ve Terakkî çevresiyle temas kurdu; Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ağaoğlu Ahmet gibi isimlerden etkilendi. 1913’te Bakü’ye dönerek Müsâvat Partisi’nin başına geçti ve gazeteciliğe devam etti. 1915-1918 yıllarında Açıksöz gazetesini çıkararak “Türkleşmek, İslamlaşmak, muasırlaşmak” ülküsünü savundu.
SOVYET HAPİSHANELERİNDEN AZERBAYCAN HALK CUMHURİYETİ KURUCULUĞUNA
I. Dünya Savaşı sırasında Doğu Anadolu’daki Azerbaycan ve Kafkasya kökenli Osmanlı tebaasına yardım kampanyalarını örgütleyen Resulzade, 1917’deki Rusya’daki gelişmeler ve Kafkasya Müslümanları Kurultayı’nda halkların muhtariyet hakkını savundu. Bolşevik ihtilali sırasında kısa süreli hapis deneyimi yaşamış, ancak sonrasında Azerbaycan Millî Şûrası’nın başkanlığına seçilerek 28 Mayıs 1918’de Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ilan edilmesine öncülük etti.
SOVYETLERLE İŞ BİRLİĞİ YAPMAYI REDDETTİ
1920’de Bolşeviklerin Azerbaycan’a girmesiyle tutuklanan Resulzade, Stalin’in yardımıyla serbest bırakıldı ve Moskova’ya götürüldü. Sovyetlerle iş birliği yapmayı reddeden Resulzade, Moskova Şarkiyat Enstitüsü’nde ders vermekle yetindi. 1922’de İstanbul’a gelerek burada Yeni Kafkasya dergisini çıkarıp Azerbaycan ve Sovyetler Birliği’ndeki Türklerin haklarını savunmaya devam etti. Avrupa’da çeşitli yayınlarda yazılar yayımladı ve Azerbaycan millî davasını dünyaya duyurdu.
ANKARA'DA VEFAT ETTİ
Hayatının son dönemlerini Türkiye’de geçiren Mehmed Emin Resulzade, Ankara’da Millî Eğitim Bakanlığı Yayım Müdürlüğü ve Millî Kütüphane’de çalıştı. 1949’da kurulan Azerbaycan Kültür Derneği’nin fahri başkanlığına getirildi ve burada yayımlanan Azerbaycan dergisinde eserlerini yayınladı. Resulzade, 6 Mart 1955’te Ankara’da vefat etti ve Asrî Mezarlığı’na defnedildi.
"BİR KERE YÜKSELEN BAYRAK, BİR DAHA İNMEZ"
Resulzade'nin, "Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez" sözü; Azerbaycan’ın modern siyaset tarihinde bağımsızlık ve ulusal egemenlik ideallerini simgeleyen, Azerbaycan Türklerinin millî kimlik mücadelesinin sembollerinden biri haline gelmiştir.
Mehmed Emin Resulzade, sadece Azerbaycan Türkleri’nin değil tüm Türk dünyasının önemli siyaset ve fikir adamları arasında yer aldı. Hayatı boyunca yazdığı eserler, makaleler ve yayınlar, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Azerbaycan tarihi, dili ve edebiyatı üzerine yapılan çalışmalarda yeniden değer kazandı.





