Özel Haber / Berfin Türegün
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, devlet üniversitelerindeki kontenjan azaltma uygulamasının bu yıl itibarıyla vakıf üniversiteleri için de geçerli olacağını belirtmişti. Özvar’ın bu açıklamasının ardından kontenjan azaltma kararına ilişkin tepkiler gündemdeki yerini korurken, Türk Havadis’e konuşan Eğitim-Sen Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez, kararın teknik bir planlama adımı değil, siyasal bir tercih olduğunu savundu. Gülez, kontenjanların daraltılmasının işsizlik sorununu ortadan kaldırmayacağını, yalnızca üniversite mezunu işsizliğin görünürlüğünü azaltacağını belirterek, düzenlemenin gençlerin yükseköğretime erişimini zorlaştıracağını ve eğitimdeki eşitsizlikleri derinleştireceğini ifade etti.
“KONTENJAN KARARI PLANLAMA DEĞİL, SİYASAL TERCİH”
YÖK’ün açıkladığı kontenjan azaltma kararının teknik bir düzenleme olmadığını belirten Eğitim-Sen Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez, “YÖK’ün açıkladığı bu kontenjan azaltma kararı teknik bir düzenleme değil. Yani bize anlatıldığı gibi ‘planlama yaptık, denge kuruyoruz’ meselesi değil bu. Bu doğrudan siyasal bir tercih. Çünkü şunu görüyoruz, üniversite artık herkesin erişebileceği kamusal bir hak olmaktan adım adım çıkarılıyor. Gençlerin üniversiteye ulaşmasının önü daraltılıyor. Gençlere açıkça şunu söylüyorlar, ‘herkes okuyamaz, herkes üniversiteye gitmesin. Çünkü ortada büyüyen bir gerçek var: işsizlik. Ama bu sorunu çözmek yerine, üniversiteye giren genç sayısını azaltarak görünürlüğünü düşürmeye çalışıyorlar.” dedi.
“İŞSİZLİK ORTADAN KALKMIYOR, SADECE ADI DEĞİŞİYOR”
Kontenjanların düşürülmesinin işsizliği ortadan kaldırmayacağını savunan Gülez, “Bugün milyonlarca genç üniversiteye girdiğinde, mezun olduğunda, iş bulamadığında bu durum çok daha açık bir toplumsal sorun olarak ortaya çıkıyor. Yani diplomalı işsizler görünür hale geliyor, ses çıkarıyor, hak talep ediyor. Ama siz ne yaparsanız bu görünürlüğü azaltırsınız? üniversiteye giren genç sayısını düşürürsünüz. Bu durumda ne oluyor? Üniversite mezunu işsiz sayısı kağıt üzerinde daha az görünmeye başlıyor. Ama gerçekte işsizlik ortadan kalkmıyor. Sadece adı değişiyor. Üniversiteye giremeyen genç bu kez ‘işsiz üniversite mezunu’ değil, ‘eğitim dışı kalmış genç’ oluyor. Yani sorun çözülmüyor, sadece başka bir başlık altında gizleniyor.” ifadelerini kullandı.
“EĞİTİMDEKİ SINIFSAL UÇURUM BÜYÜYOR”
Kararın eşitsizliği artıracağını belirten Gülez, özellikle devlet üniversitelerindeki kontenjan daralmasının dar gelirli gençleri etkileyeceğini dile getirerek, “İlk bakışta deniyor ki, ‘bakın, sadece devlet üniversiteleri değil, vakıflar da dahil’ ama gerçek öyle değil. Çünkü bu ülkede geniş kesimler için asıl seçenek zaten devlet üniversiteleri. Siz devlet üniversitelerindeki kontenjanı daralttığınızda ne olur? Parası olan gider vakıf üniversitesine. Parası olmayan, dışarıda kalır. Bu kadar net. Yani bu karar eşitlik getirmiyor. Tam tersine, eğitimdeki sınıfsal uçurumu büyütüyor. Eğitim hakkı, yavaş yavaş parası olanın ulaşabildiği bir ayrıcalığa dönüşüyor.” şeklinde konuştu.
“LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİM TASFİYE EDİLİYOR”
Son dönemde eğitim politikalarında yapılan değişikliklere değinen Evrim Gülez, müfredat düzenlemeleriyle birlikte daha geniş bir dönüşüm yaşandığını savunarak şu ifadeleri kullandı:
“Bakın, aynı anda müfredat değişiyor, eğitim politikaları değişiyor, ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ diye bir çerçeve getiriliyor. Bunların hepsini birlikte okuduğumuzda ortaya çok net bir tablo çıkıyor; laik eğitim adım adım tasfiye edilirken, yerine dinci, gerici ve ayrımcı bir model kuruluyor. Ama burada asıl mesele, sadece içerik değişikliği değil; eğitimin felsefesinin kökten değiştirilmesidir. Çünkü siz müfredattan bilimi çekerseniz, yerine eleştirel düşünceyi değil, dogmayı koyarsınız. Laikliği zayıflattığınızda ise eğitimi tek bir inanç ve bakış açısına mahkum edersiniz. En önemlisi, sorgulayan, düşünen, eleştiren birey yerine; uyum sağlayan, itaat eden bir gençlik hedefleniyor. Çünkü üniversite dediğimiz yer sadece meslek öğrenilen bir yer değildir. Aynı zamanda düşüncenin, bilimin, özgürlüğün alanıdır. Siz burayı daralttığınızda aslında toplumun geleceğini daraltıyorsunuz. Eğitim bir haksa, bu hak sınırlandırılamaz. Eğitim eşit, parasız, ulaşılabilir, kamusal olmak zorundadır. Bilimsel olmak zorundadır. Laik olmak zorundadır. Bizim mücadelemiz tam da bu yüzden. Çünkü mesele sadece kontenjan değil, mesele nasıl bir toplum istediğimizdir.”




