Yazı / Serkan ŞAY
İletişim fakülteleri hakkında en sık kurulan cümlelerden biri şu: Sektöre eleman yetiştiriyorlar. Cümle basit, hatta ilk bakışta mantıklı. Ama biraz düşününce insanın aklına başka bir soru geliyor: Üniversite dediğimiz yer gerçekten sadece eleman mı yetiştirir?
İletişim fakülteleri söz konusu olduğunda beklenti fazla oluyor. Medya sektörü hızlı üretim istiyor, zaman kaybına tahammül yok. Bu yüzden mezun olan öğrencinin doğrudan sisteme dahil olmasını bekliyor. Teknik olarak hazır, uyum sağlayan ve üretime katkı sunan bir profil talep ediliyor. Bu beklenti, üniversiteleri de doğrudan etkiliyor.
Ama burada önemli bir kırılma var. Üniversite yalnızca teknik beceri kazandıran bir yer değil. Eğer mesele sadece kamera kullanmayı, haber yazmayı ya da içerik üretmeyi öğretmek olsaydı, birkaç aylık kurslar bu ihtiyacı karşılayabilirdi. Üniversiteyi üniversite yapan şey, kazandırdığı düşünme biçimidir.
Gazetecilik sadece yazmak değil. Asıl mesele, neyi yazacağına karar verebilmektir. Daha da önemlisi, neyi yazmamayı seçebilmektir. Bu karar teknik bilgiyle değil, bakış açısıyla ilgili. Etikle ilgili. Sorumlulukla ilgili. Bu yüzden iletişim eğitimi, sadece pratikle sınırlanamaz.
Sektör bugünü düşünür. Üniversite ise yarını düşünmek zorunda. Bugün kullanılan araçlar hızla değişir. Yazılımlar, içerik formatları, üretim teknikleri sürekli yenilenir. Ama eleştirel düşünme, analiz becerisi ve sorgulama refleksi aynı hızla eskimez. Üniversitenin asıl değeri de burada ortaya çıkar.
Elbette pratik önemli. Sahaya temas etmeyen bir iletişim eğitimi eksik kalır. Ancak sadece pratiğe dayalı bir yaklaşım da öğrenciyi yüzeysel becerilere hapseder. Kamera kullanmayı bilen ama neyi çektiğini sorgulamayan bir mezun, kısa vadede iş bulabilir ama uzun vadede yönünü kaybeder.
Bugün birçok iletişim fakültesi sektörün baskısıyla hareket ediyor. Müfredatlar “işe yararlılık” üzerinden şekilleniyor. Dersler piyasanın hızına yetişmeye çalışıyor. Ama piyasa sürekli değişiyor. Üniversite onun peşinden koştuğu anda kendi yönünü kaybediyor.
İletişim alanı sadece üretim değil. Aynı zamanda eleştiri alanıdır. Medya, toplumu etkileyen ve yönlendiren bir güçtür. Böyle bir alanda çalışan insanların sadece teknik olarak donanımlı olması yetmez. Ne yaptığını bilen, neden yaptığını sorgulayan bir bilinç gerekir.
İletişim fakültelerini sadece personel tedarik zincirinin bir parçası olarak görmek, bu gerçeği görmezden gelmek demektir. Evet, mezunlar sektöre girecek. Ama mesele sadece işe girmeleri değil, o işin içinde nasıl duracaklarıdır.
Çünkü herkes yazı yazabilir. Ama herkes nerede durması gerektiğini bilemez.




