Özel Haber / Berfin Türegün

Ankara’dan büyük başarı: Türk Japon Vakfı'nın büyük ödülü meslek lisesine gitti
Ankara’dan büyük başarı: Türk Japon Vakfı'nın büyük ödülü meslek lisesine gitti
İçeriği Görüntüle

Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası (TÖB-SEN) Genel Başkanı Deniz Ezer, öğretmen yetiştirme sürecine ilişkin planlanan “Milli Eğitim Akademisi” modeline tepki gösterdi. Düzenlemenin eğitim fakültelerine yönelik açık bir güvensizlik anlamına geldiğini belirten Ezer, uygulamanın öğretmenlik mesleğini daha uzun, daha belirsiz ve daha güvencesiz hale getireceğini savundu. 32 bin lira olarak açıklanan ödeme tutarının özellikle farklı illerden katılacak adaylar için yetersiz olduğunu ifade eden Ezer, üniversitelerin pedagojik rolünün zayıflatılmaması gerektiğini vurgulayarak, öğretmen atamalarında ek eleme yerine doğrudan kadrolu ve güvenceli istihdam çağrısında bulundu.

“BU MODEL EĞİTİM FAKÜLTELERİNE İKİNCİ DİPLOMA DAYATMASIDIR”

Düzenlemenin eğitim fakültelerine yönelik ciddi bir güvensizlik içerdiğini savunan Deniz Ezer, “Yıllarca üniversitelerde alınan pedagojik ve alan eğitiminin yeterli görülmemesi, fiilen ikinci bir diploma dayatılması anlamına gelmektedir. Asıl amaç açıktır, eğitimin maliyetini öğretmen üzerinden kısmak. Halihazırda 100 bine yakın ücretli öğretmen güvencesiz ve düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır. Bu tablo ortadayken yeni bir ‘Akademi’ modeli getirilmesi, sorunu çözmek yerine derinleştirmektedir. Bunun yanı sıra, eleştirel düşünceden uzak, biat kültürüne sahip öğretmen profili oluşturma kaygısı da bu düzenlemenin arka planında yer almaktadır.” şeklinde konuştu.

Milli Eğitim Akademisi Bina

“AKADEMİ MODELİ EMEĞİ YOK SAYIYOR”

Eğitim fakültesi mezunlarının emeğinin görmezden gelindiğini ve uygulamaya ilişkin ciddi belirsizlikler bulunduğunu dile getiren Ezer, şöyle konuştu:

“Bu ülkede eğitim fakültelerinde 4 ila 6 yıl süren zorlu bir eğitim sürecini tamamlayarak öğretmen olan binlerce mezun bulunmaktadır. Bu süreç yoğun akademik emek, maddi zorluklar ve büyük fedakarlıklarla tamamlanmaktadır. Bu emeği yok saymak, öğretmenlere ve ailelerine yönelik ciddi bir haksızlıktır. Ayrıca uygulamaya dair ciddi belirsizlikler bulunmaktadır. Branşlara göre farklı illerde eğitim verileceği belirtilmektedir. Eğitime katılan öğretmenlere aylık 32 bin lira ödeme yapılacağı açıklanmıştır. Ancak başka bir ilden gelen bir öğretmenin bu ücretle bir ay geçinebilmesi neredeyse imkansızdır. Barınma, ulaşım ve temel yaşam giderleri dikkate alındığında bu tutar, insan onuruna yakışır bir yaşam standardının altındadır.”

“ÜNİVERSİTELERİN ROLÜ ZAYIFLIYOR”

Modelin üniversitelerin rolünü zayıflatabileceğine dikkat çeken Ezer, “Kamusal eğitim açısından, ‘Öğretmen Akademisi’ modeli, üniversitelerin eğitim fakültelerinin rolünü tartışmalı hale getirmektedir. Bu durum öğretmen yetiştirmenin merkeziyetçi ve politik bir yapıya devredilmesi, üniversitelerin pedagojik özerkliğinin zayıflaması, bilimsel eğitim yerine idari kontrolün güçlenmesi, atama sürecinin uzaması ve güvencesizliğin artması gibi sonuçlar doğurabilir.” dedi.

Milli Eğitim Akademisi Bina 2

AKADEMİ SÜRECİ ÖĞRETMENLİĞİ BELİRSİZLİĞE SÜRÜKLÜYOR”

Öğretmenlik mesleğinin daha uzun ve belirsiz bir sürece sürüklendiğini savunan Ezer, şunları söyledi:

“Öğretmen yetiştirme sürecinin doğrudan yürütme organına bağlı bir yapıya bırakılması, eğitim politikalarının bilimsel temelden ziyade siyasal tercihlere göre şekillenmesi riskini artırmaktadır. Öğretmenlik mesleği açısından, 4 yıllık lisans eğitiminin ardından yeniden bir ‘yeterlilik sürecine’ bağlanmaktadır. Meslek öncesi yeni bir eleme ve denetim mekanizması oluşturulmaktadır. Akademi sürecinin kadro güvencesiyle bağlantısının belirsiz olması mesleki kaygıyı artırmaktadır. Bu tablo, öğretmenlik mesleğini daha uzun, daha belirsiz, daha merkezi kontrol altında ve daha düşük ekonomik güvenceye sahip bir yapıya dönüştürmektedir.”

“ÖĞRETMEN YETİŞTİRME ÜNİVERSİTELERDE KALMALI"

Ezer, çözüm önerilerini ise şu şekilde sıraladı:

“Öğretmen yetiştirme üniversitelerde kalmalıdır. Eğitim fakülteleri güçlendirilmeli, akademik ve pedagojik süreçler siyasi müdahaleden arındırılmalıdır. Ekstra eleme değil, doğrudan kadrolu atama yapılmalıdır. Eğitim fakültesini bitiren ve yasal kriterleri sağlayan öğretmen adayları, ek bir ‘akademi süzgeci’ olmadan kadrolu ve güvenceli biçimde atanmalıdır. Mülakat uygulaması kesin olarak kaldırılmalıdır. Akademi uygulanacaksa, kadro güvencesi açıkça garanti edilmelidir. Maaş, yoksulluk sınırının altında olmamalıdır. Eğitim süreci bilimsel kurullar tarafından belirlenmelidir. Sendikalar ve meslek örgütleri sürece dahil edilmelidir. Şeffaf ve objektif bir değerlendirme sistemi kurulmalıdır. Kamusal eğitim ilkesi korunmalıdır. Öğretmen yetiştirme süreci piyasalaştırılmamalıdır. Özel yapı ve vakıflara devredilmemelidir. Laik ve bilimsel eğitim ilkesi esas alınmalıdır.”