Özel Haber –Ebru Şahin

Son yıllarda ‘şeker iğnesi’ adıyla gündeme gelen ve sosyal medyada mucize zayıflama yöntemi gibi sunulan iğneler, uzmanlara göre ciddi sağlık riskleri taşıyor. Diyetisyen Ersin Özdemir, bu iğnelerin aslında diyabet tedavisi için geliştirildiğini vurgulayarak, kontrolsüz kullanımın hormon sisteminden kas kaybına kadar birçok soruna yol açabileceğini söylüyor.

ÖNCE ŞİŞMANLATTILAR, SONRA İĞNEYİ PAZARLADILAR

Diyetisyen Ersin Özdemir, son dönemde “zayıflama iğnesi” olarak kamuoyunda geniş yer bulan tedavi yöntemlerinin aslında yeni bir devrim olmadığını belirterek, bu uygulamaların uzun yıllardır şeker hastaları ve obezite tedavisi kapsamında kullanıldığını söyledi.

“Aslında bunlar şeker hastaları için üretilmiş tedavi yöntemleri. Günümüz dünyasında artık zayıflama iğnesi olarak çok daha medyatik bir hale gelmiş durumda. Bunlar yeni devrimler, yeni oluşumlar değil. Uzaydan gelen yapılar da değiller. 1950’lerden itibaren artan obeziteyle, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin bütün dünyaya yaydığı fast food ve hazır gıda kültürüyle birlikte bu sorun daha da büyüdü. İnsanlara bir yandan bu fast food düzenini sunanlar, bir yandan da ortaya çıkan şişmanlığa çözüm olarak yine bu yöntemleri sunuyor.” dedi.

Bu iğneler; şeker hastaları, epilepsi hastaları ve obezite tedavisi gören bireyler üzerinde kullanılan tedavi seçenekleri arasında yer alıyor. Etki etme mekanizması vücudumuzda zaten var olan bir durumun taklit edilmesi. GLP-1 dediğimiz bir hormon var. Bu hormon, açlık ataklarının azalmasında ve tokluk hissinin artmasında görevli. Yani vücudumuzun normal rutinde yapması gereken bir şey bu zaten. Ancak maalesef morbid obezlerde yani vücut kitle endeksi 40’ın üzerinde olan bireylerde ya da beslenme duygusunu kaybetmiş, kendini kontrol edemeyen insanlarda bu hormonun etkisi duyulamıyor. İnsanlar bu hormonun çığlıklarını duyamıyor. Bu tedaviler de aslında vücuttaki bu mekanizmayı yeniden hatırlatmış oluyor. Sistem olarak bakıldığında, vücudumuzda zaten var olan bir mekanizmanın taklit edilmesi diyebiliriz.” diye konuştu.

DİYABET İLACIYDI, MODA OLDU

“Bu iğneler zayıflama amacıyla nasıl kullanılmaya başlandı?” sorusunu değerlendiren Diyetisyen Ersin Özdemir, sürecin tıbbi bir tedaviden popüler bir akıma evrildiğini belirterek, “Bu ilaçlar ilk olarak diyabet tedavisi, özellikle diabetes mellitus (şeker hastalığı) üzerine kuruldu. Ancak büyük baronlar her zaman kısa sürede büyük kâr etmek ister. Diyabet artışları istedikleri hızda olmayınca, bu ilaçlar zayıflama iğnesi olarak da popüler hale getirildi. Televizyon dünyasında oyuncuların manken gibi olması bekleniyor, diyetisyenlerin bile zayıf olması gerekiyor. Özellikle kadın bedeni üzerinden ciddi bir güzellik baskısı yaratıldı; şarkı sözlerinde bile 90-60-90 vurgusu yapılıyor.

Zamanla bu ilaçlar, diyabet tedavilerinden çok popüler bir akıma dönüştü. Dijital platformlar, sinema sektörü ve sosyal medya uzun süredir güzellik algısı üzerine kurulu. Türkiye’de, Kore’den sonra dış görünüşe en çok önem verilen ülkeler arasında ve bu ülkelerde zayıflama iğneleri yok satıyor. Aslında çıkış noktası şeker hastalığını tedavi etmekken, ibre daha kazançlı kapı olan zayıflama ve güzellik algısına doğru götürüldü.” ifadelerini kullandı

“ZAYIFLAMA İĞNELERİ TOKLUK HORMONUNU TAKLİT EDİYOR”

Bu iğnelerin vücudun doğal tokluk mekanizmasını taklit ederek etki gösterdiğini söyleyen Özdemir, “Vücudumuzda yemek yedikçe ve doygunluk hissettikçe GLP-1 adı verilen bir hormon salgılanır. Bu hormon arttıkça kendimizi tok hissederiz. Aslında aralıklı oruç ya da oruç gibi yöntemlerde de bu mekanizma devreye girer. Ancak günümüzde özellikle Covid dönemindeki kısıtlamalar, uykusuzluk, bilgisayar oyunları bağımlılığı, abur cubur tüketiminin artması ve insülin hormonunun sürekli yüksek seyretmesi nedeniyle bu GLP-1 hormonu bazı insanlarda azalıyor. Bazı insanlarda ise hormon azalmıyor ama kişiler bu hormonun sesini dinlememeye başlıyor, yani bir duyarsızlaşma gelişiyor. dedi.

Zayıflama iğnelerinin tam olarak bu noktada devreye girdiğini ifade eden Özdemir, “Bu iğneler GLP-1 hormonunu taklit ediyor. Böylece kişinin iştahı azalıyor, yeme isteği düşüyor ve yemeğe karşı olan duygusal bağ zayıflıyor. Kullanıcılardan aldığımız geri dönüşlerde, özellikle ilk iğne yapıldıktan sonra kusma, yemek görüntüsüne, kokusuna bile dayanamama iştahın ciddi anlamda kesilmesi gibi durumlarla karşılaşıyoruz. Bu tedaviler vücudumuzda zaten var olan doğal bir sürecin dışarıdan taklit edilmesidir” diye konuştu.

“BİRKAÇ KİLO İÇİN İĞNEYE SARILMAYIN”

“2–3 kilo fazlam var” diyerek zayıflama iğnesine yönelmenin ciddi bir hata olduğunu belirten Özdemir, bu yaklaşımın sağlık açısından tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekerek, “Kesinlikle her kilo vermek isteyen kişinin bu iğneleri kullanması doğru değil, hatta tehlikelidir. Toplumsal baskıyla 2–3 kilo fazlası olan insanlar bile iğneyle çözüm arıyor. Oysa bu yöntemler, vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olan, diyet ve yaşam tarzı değişikliklerini denemiş, metabolik ya da ciddi sağlık sorunları bulunan kişiler için uygundur. Vücut kitle indeksi normal aralıkta olan ya da sadece birkaç kilo fazlası bulunan kişilerin bu iğnelere yönelmesi yanlış ve risklidir. Lütfen birkaç kilo fazlalık için bu tarz iğnelere sarılmayın. Bu yöntemler ancak 25–30 kilo ve üzeri fazlası olan kişilerde, o da mutlaka hekim ve diyetisyen eşliğinde değerlendirilerek kullanılmalıdır.” dedi

UZUN SÜRELİ KULLANIM HORMONAL DENGEYİ BOZABİLİR

Zayıflama iğnelerinin uzun vadeli etkilerine ilişkin uyarılarda bulunan Diyetisyen Ersin Özdemir, “İngiltere’de yapılan yeni bir çalışmada, zayıflama iğnelerine bağımlı hale gelen kişilerin iğneyi bıraktıktan sonra, bir yıl içinde verdikleri kiloları daha fazlasıyla geri aldıkları saptandı. Çünkü vücut her zaman konfor alanında olmayı severr. GLP-1 dediğimiz tokluk hormonunu dışarıdan hazır verdiğimizde, vücudumuz bir süre sonra bunu kendi üretmemeye başlar ve buna bağımlı hale gelebiliriz. İngilizce öğrenip uzun süre pratik yapmayınca nasıl köreliyorsak, bu hormon sistemi de aynı şekilde çalışır. Bu nedenle uzun vadeli kullanım, hormonal dengeyi bozabilir.” dedi.

“İĞNE TEK BAŞINA ÇÖZÜM DEĞİL”

Hızlı kilo verme isteğinin insanları yanlış yöntemlere sürüklediğini söyleyen Diyetisyen Ersin Özdemir, iğnelerin tek başına bir çözüm olmadığını vurgulayarak, “Kilo bir günde alınmaz, bir günde de verilmez. Sadece iğneyle, diyet ve egzersiz yapmadan kilo vermek mümkün olabilir ama bu kilo çoğu zaman kastan gider ve ciddi riskler barındırır. Sağlıklı kilo kaybı; beslenme düzeni, uyku, stres yönetimi ve egzersizle mümkündür. “Diyet yapmayayım, spor yapmayayım, iğneler beni kurtarsın” anlayışı doğru ve sağlıklı bir yaklaşım değildir.” dedi.

“ÜLKEMİZİN BİR SOSYAL MEDYA YASASINA İHTİYACI VAR”

Sosyal medyada zayıflama iğnelerinin “mucize çözüm” gibi sunulmasını sert sözlerle eleştiren Diyetisyen Ersin Özdemir, bu algının gerçeği yansıtmadığını ve ciddi çıkar ilişkileri barındırdığını söyleyerek, “Sosyal medyada bu iğneler mucizevi ürünlermiş gibi pazarlanabiliyor. Sosyal medya özellikle Türkiye'de çok kirli ve ahlaksızca kullanılıyor. Ülkemizin bir sosyal medya yasasına ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Günümüzde bir şey size çok mucizevi gibi sunuluyorsa, arkasında sorgulanması gereken bir durum vardır.

Bunu kimseyi zan altında bırakmadan söylemek istiyorum, bugün zayıflama iğneleri üreten üretici firmalar maalesef ki doktorlara seminer düzenliyorlar. Doktorlara ev karşılığı, araba karşılığı, büyük miktarlar karşılığında seminerler düzenlenebiliyor. Bu ülkede kardiyoloji dernekleri margarin firmalarıyla zamanında oturdular, seminer verdiler, medyanın karşısına çıktılar, margarin tüketebilirsiniz, tereyağı zararlıdır diye.Bu nedenle bu ürünleri tanıtan kişiler ister fenomen ister doktor olsun, şu sorular sorulmalı: Bu bir içerikli reklam mı, bu kişi para aldı mı, bir menfaat ilişkisi var mı?” ifadelerini kullandı.

“İşyeri hekimleri uyardı: Önleme yerine ticaret yapılıyor
“İşyeri hekimleri uyardı: Önleme yerine ticaret yapılıyor
İçeriği Görüntüle

“DİYABET İLACI ESTETİK UĞRUNA REKLAM EDİLİYOR”

“Diyabet hastalarının ilaca erişimi zorlaşırken, zayıflama amacıyla kullanım etik mi?” sorusunu yanıtlayarak kendisinin de diyabet hastası olduğunu hatırlatan Diyetisyen Ersin Özdemir, diyabet ilaçlarının estetik kaygılarla kullanılmasını etik dışı bulduğunu belirterek şunları kaydetti:

“Kesinlikle etik değil. Burada büyük firmaların para hırsıyla ortaya çıkan ciddi bir etiksizlik ve ahlaksızlık görüyoruz. Dünyada bugün yaklaşık 675 milyon insan aç yatarken, aynı dünyada milyarlarca insan ihtiyaç fazlası tüketiyor ve gıda israfı yapıyor.

Ben de tip 1 diyabetli bir diyetisyenim ve şunu net söyleyebilirim: Şeker hastalarının insülin ve ölçüm cihazlarına erişimi her geçen gün zorlaşıyor. Son yıllarda insülin ve şeker ölçüm ekipmanlarının maliyetleri katlanarak arttı. O yüzden de diyabet hastaları için yapılmış ve bir insanın hayatını hayatı boyunca kullanması zaruri olan bir şeyin maalesef ki zayıflama uğruna, estetik uğruna bu şekilde reklam edilmesini ben doğru bulmuyorum.”

“ZAYIFLAMA İĞNELERİNDE ÖMÜR BOYU KULLANIM TEHLİKELİ VE YANLIŞ”

Ömür boyu kullanıma tepki gösteren Özdemir, “Zayıflama iğnelerinin ömür boyu kullanılmasını kesinlikle uygun bulmuyorum. Mevcut araştırmalar da bunu doğruluyor; bu ilaçlar ömür boyu kullanılabilecek tedaviler değil. Ömür boyu kullanım, tip 1 diyabet gibi insülin üretmeyen kişiler için zorunlu olan durumlarla karıştırılmamalı. Ben ömür boyu kullanmayı öneren uzmanların da, nereden fonlandıklarını, nereden bütçe aldıklarını kamuoyuna açıklamalarını rica ediyorum.” dedi.

Unutmayın ki okumayı bıraktığımız gün sonbahar ertesi gün cehaletin kışı başlar. O yüzden de cehaletin kışında olmamak için mutlaka okuyarak araştırarak, merak ederek ve sorgulayarak ilerlememiz gerekiyor. Komşum kullandı ona iyi geldi bana da iyi gelir, çok popülermiş ben de kullanayım gibi şeylerle bu tarz ürünleri kullanmamak gerekiyor. Bedenimiz bize birer emanet bunu unutmayın” diyerek sözlerini noktaladı.

Konu hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için Diyetisyen Ersin Özdemir'in Instagram hesabını takip edebilirsiniz.