Türkiye Ocak ayının son haftasında art arda gelen kadın cinayetleri ve kadına şiddet haberleriyle sarsıldı. Biri sokak ortasında vuruldu, biri asitle yakıldı, biri parçalanıp çöpe atıldı. 2 kadın aynı hafta hayatlarını kaybetti, birisi ise kaybetme eşiğinde. Son günlerde meydana gelen bu acı olaylar, sosyal medyada büyük yankı uyandırdı.
TAKINTILI PARTNERLERİ TARAFINDAN HEDEF ALINIYORLAR
İlk kadın cinayeti haberi İzmir’in Menemen ilçesinden geldi. 19 Ocak’ta uzaklaştırma kararına rağmen takıntılı eski sevgilisi tarafından silahla vurulan Gözde Akbaba, 2 günlük yoğun bakım mücadelesinin ardından hayatını kaybetti.
İkinci haber, Gözde Akbaba’nın ölümünün ardından çok geçmeden yaşandı. Özbekistan uyruklu Durdona Khokimova, İstanbul’da sevgilisi ve yardımcısı tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Cesedi parçalanmış halde Şişli’de bir çöp konteynerine atıldı. Bavulla taşınıp taksiye bindirilen genç kadının bedeni 24 Ocak'ta bulundu.
31 yaşındaki Sibel Külah ise, Gaziantep’te boşanma aşamasındaki eşi Adem Külah tarafından evde koli bandıyla bağlanıp başından aşağı kezzap dökülerek işkenceye uğradı. Kafa derisi yanan ve görme kaybı yaşayan Külah’ın yoğun bakımda verdiği yaşam mücadelesi sürüyor.
“BU OLAYLAR TESADÜF DEĞİL; AÇIK BİR GÖZDAĞI SİYASETİ”
Türkiye gündemini sarsan bu acı olaylara Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü’den tepki geldi. Türk Havadis'e konuşan Güllü, peş peşe yaşanan bu olayların tesadüf ve münferit olmadığına dikkat çekerek İstanbul Sözleşmesine işaret etti. Güllü, şunları söyledi:
“Bu, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin ardından kadınların bedenleri üzerinden yürütülen açık bir gözdağı siyasetidir. Kadınlar artık yalnızca öldürülmüyor. Parçalanıyor, teşhir ediliyor, ibretlik hale getiriliyor. Şiddet yalnızca sonlandırmak için değil, korkutmak, sindirmek, susturmak için uygulanıyor. Bu tam olarak ataerkinin kriz anlarında başvurduğu yöntemdir; Kadının bedenini savaş alanına çevirmek.”
“KORUMA KARARLARI SADECE KAĞIT ÜZERİNDE”
Koruma kararlarının kağıt üzerinde olduğuna dikkat çeken Güllü, “Polis çağrıları havada kalıyor. Failin elindeki silah, devletin kadına sunduğu korumadan daha hızlı çalışıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek yalnızca bir hukuki geri adım değildi. Bu karar, faillere verilen açık bir mesajdı: ‘Devlet artık burada değil’ ve failler bu mesajı aldı.” şeklinde konuştu.
“GERİLEN TOPLUM DEĞİL, KADINLARIN BOĞAZI”
Güllü, “Bu vahşet karşısında susulması bekleniyor. ‘Abartmayın’, ‘toplumu germeyin’ deniyor. Oysa gerilen toplum değil; kadınların boğazı. Bu bir erkeklik krizi değil, ataerkinin organize saldırısıdır. Bu bir güvenlik sorunu değil, siyasi bir tercihtir. Kadınların sokakta can güvenliği yoksa, bu iktidarın meşruiyeti de yoktur. İstanbul Sözleşmesi yaşatır çünkü devletin faillere değil, kadınlara taraf olmasını zorunlu kılar. Bugün yaşanan her vahşetin sorumluluğu, bu sözleşmeden çekilen siyasi iradedir. Kadınlar susmayacak. Çünkü biz hayatta kalmaya değil, insanca yaşamaya mecburuz.“ ifadelerini kullandı.





