İran merkezli jeopolitik gerilimin yeni bir eşik noktasına geldiğini belirten Cihat Yaycı, ekonomik kırılganlıklar, yaptırımlar ve dış baskı unsurlarının aynı anda yoğunlaştığı bir tablo oluştuğunu ifade etti. Yaycı’nın değerlendirmesinde, sürecin yalnızca iç karışıklık başlığıyla okunamayacağı; devlet kapasitesi, rejim istikrarı ve bölgesel güç rekabeti boyutlarıyla ele alınması gerektiği kaydedildi.
İRAN’DA GERİLİM SADECE İÇ SİYASETLE SINIRLI DEĞİL
Yapılan analizde İran’daki gelişmelerin yalnızca dönemsel protestolar veya ekonomik kriz göstergeleriyle açıklanamayacağı belirtildi. Yaptırımların ekonomik dolaşımı daraltması, gelir–gider dengesinin bozulması ve yaşam maliyetlerindeki artışın, devlet–toplum ilişkisini zorlayan yapısal bir baskı oluşturduğu ifade edildi.
Demografik hareketlilik, su kaynakları baskısı ve bölgesel eşitsizliklerin de risk başlıklarını büyüttüğüne dikkat çekildi.
DIŞ MÜDAHALE VE REJİM SENARYOLARI MASADA
Değerlendirmede, İran’a yönelik dış baskı araçlarının özellikle ekonomik yaptırımlar üzerinden yürütüldüğü, bunun iç dengeleri doğrudan etkileyen bir çarpan işlevi gördüğü vurgulandı. Sürecin; iç siyasi rekabetten öte, dış müdahale ihtimali ve rejim değişikliği senaryoları ile birlikte okunması gerektiği belirtildi.
Bu çerçevede ortaya çıkan risk alanlarının:
- Ülke bütünlüğü
- Sınır güvenliği
- Bölgesel güç dengesi
- Enerji arz güvenliği
başlıklarında yoğunlaştığı ifade edildi.
HÜRMÜZ BOĞAZI VE ENERJİ HATLARI KRİTİK EŞİK
Yaycı’nın değerlendirmesinde Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri hareketlilik ve donanma varlığının artması da özel bir başlık olarak öne çıktı. Enerji nakil hatlarının güvenliği ile Körfez–Doğu Akdeniz hattındaki askeri yoğunluğun, İran dosyasını küresel enerji akışı ve büyük güç rekabeti eksenine taşıdığı kaydedildi.
TÜRKİYE İÇİN STRATEJİK SONUÇLAR DOĞABİLİR
Analizde, ortaya çıkan gerilimin hangi yönde kurumsallaşacağının belirleyici olacağı vurgulandı. Kontrollü bir iç dönüşüm mü yoksa dış baskıyla hızlanan yapısal bir kırılma mı yaşanacağı sorusunun, sadece İran’ın iç siyasetini değil; bölgesel güvenlik mimarisini de doğrudan etkileyeceği belirtildi.
Bu çerçevede Türkiye’nin; güvenlik, enerji ve dış ticaret hatları bakımından gelişmeleri çok boyutlu stratejik perspektifle izlemesi gerektiği değerlendirmesi yapıldı.




