Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yunanistan’da yayımlanan "TA NEA" gazetesine verdiği röportajda dış politika başlıklarına ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Gül, Ege, Kıbrıs ve Orta Doğu’daki gelişmelere dair mesajlar verdi.
Gül, Türkiye ile Yunanistan arasındaki “casus belli” tartışmasına ilişkin yaptığı değerlendirmede, Atina’nın karasularını 12 mile çıkarma iddiasından vazgeçmesi halinde Türkiye’nin bu deklarasyonunun da anlamını yitireceğini ifade etti. Sorunun çözümünde karşılıklı adımların önemine vurgu yapan Gül, Ege’deki meselelerin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini söyledi.

GÜL'DEN "CASUS BELLİ"YE TÜRK PERSPEKTİFİNDEN BAKMA ÇAĞRISI
Kendisine yöneltilen "Yunanistan ve Türkiye olumlu bir yakınlaşma sürecindeler. Ancak Ege ve Doğu Akdeniz’deki MEB (Münhasır Ekonomik Bölge) ve kıta sahanlığı sınırlandırması gibi ‘zor’ meseleler gündem dışında kalmaya devam ediyor. Aynı zamanda Türkiye, özellikle savunma alanında AB ile daha yakın bir ilişki arayışında. Kiriakos Miçotakis, Türkiye’yi ‘casus belli’yi geri çekmeye çağırdı. Bunun mümkün olabileceğine inanıyor musunuz ve daha esaslı bir çözüm için hangi adımlar atılabilir?" sorusuna Gül'ün cevabı şu şekilde oldu:
“Türkiye ve Yunanistan liderlerinin karşılıklı ziyaretleri ve olumlu açıklamaları, iyi komşuluk ilişkilerinin vazgeçilmez bir parçasıdır. İyi niyet, açıklık, güven ve empatiye dayalı diyalogları desteklemeliyiz. Gündem olumlu bir havada kalmalı ve tüm zorlu konular aynı anda ele alınmamalıdır.
Ege meselelerine gelince, Türkiye'nin yaklaşımı, bunların birbirinden ayrı konular olarak değil, bir bütün olarak ele alınması gerektiğidir. Çözüm bütüncül olmalı ve Ege'nin bir işbirliği denizi haline gelmesini sağlamalıdır. Elbette burada da yine iyi niyetle ikili çalışmaların yapılması gerekecektir.
Türkiye’nin özellikle savunma alanında AB ile daha yakın ilişkiler kurmaya çalıştığından bahsediyorsunuz. Bu tür bir işbirliğini sadece Ankara için bir kazanç olarak görmek yanlış olur. Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahiptir ve Soğuk Savaş döneminde Avrupa’nın güvenliğine büyük katkı sağlamıştır. Bugün Türkiye, yeni tehditler ve yeni bir düzen karşısında Avrupa’nın güvenliğine katkıda bulunmaya bir kez daha istekli ve muktedirdir. Bu tür bir işbirliği, Türkiye ve AB için karşılıklı olarak faydalıdır.
Yunanistan’ın “casus belli (savaş sebebi)” iddiasıyla ilgili sorunuz hakkında; Yunanistan Parlamentosu’nun yıllar önce Yunan hükümetine, Yunan karasularını tek taraflı olarak 6 deniz milinden 12 deniz miline genişletme yetkisi veren kararı, Ege’de Türkiye’nin etrafına bir duvar örmek ve denize çıkışımızı kesmek anlamına gelir. Yunan dostlarımızın bunu bu şekilde hayal etmelerinin ve konuyu Türk bakış açısıyla değerlendirmeye çalışmalarının faydalı olacağını düşünüyorum.
Ankara, böyle bir olasılığa tepki vermek zorundaydı ve Yunanistan Parlamentosu’nun ilk adımından bir hafta sonra bunu yaptı. Bu sorunun doğru çözümü, bu kararların karşılıklı olarak geri çekilmesidir. Yunanistan’ın 12 mil iddiası geri çekilirse, Türkiye’nin açıklaması da otomatik olarak gerekliliğini ve işlevini yitirecektir. Burada anahtar, karşılıklı iyi niyettir.”
KIBRIS'TA İKİ DEVLETLİ BİR ÇÖZÜM MÜZAKERESİ DAHA SAĞLIKLI BİR SEÇENEK
Kıbrıs meselesine ilişkin yöneltilen "BM Genel Sekreteri, Kıbrıs meselesini belirli bir çerçeveyi göz önünde bulundurarak yeniden gündeme getirmeyi planlıyor. Bu perspektifi nasıl görüyorsunuz? Türk tarafında gerekli irade var mı yoksa iki devletli çözümde ısrar etmeye devam mı edecek?" sorusuna ise Gül, mevcut koşullarda iki devletli çözüm seçeneğinin değerlendirilmesinin daha gerçekçi bir yaklaşım olabileceğini belirtti. Gül'ün şu ifadeleri mülakatta yer aldı:
“Kıbrıs’ta iki farklı oluşumun var olduğu bir gerçeklik söz konusudur. Geçmişte, 1960 Cumhuriyeti iki ayrı halkın varlığı temelinde kurulmuştu. Trajik olaylar ve bunların sonuçları arşivlerde kayıtlıdır.
On yıllardır BM öncülüğündeki çabalar, sorunu çözmeye ve adayı yeniden birleştirmeye çalışmaktadır. İki eşit kurucu devletten oluşan Annan Planı, çözüme en yakın plan olmuştur. Ben şahsen bizim tarafımızdan süreci yönettim. 2004 yılındaki referandumda Kıbrıslı Türkler planı kabul etmiş, ancak Kıbrıslı Rumlar aleyhte oy kullanmıştır. Ne yazık ki, o zaman gerçekçi ve büyük bir fırsat kaçırılmıştır. BM kriterlerine dayanan sonraki müzakereler, bir çözüme doğru ilerleyememiştir.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin en son raporuna göre, adadaki iki taraf da yeni bir müzakere sürecine hazır değil. Rum tarafı AB üyesi olduğu için, kendi bakış açılarından mantıklı olabilecek güç paylaşımına ilgi duymuyor. On yıllardır süren başarısız girişimlerin ardından bir uzlaşma mümkün görünmediğinden, şu anda daha sağlıklı bir seçenek, Kıbrıs'ta iki devletli bir çözüm için müzakere etmeyi düşünmek gibi görünüyor.”




