Ortadoğu’da gerilim artıyor. Dengeler değişiyor. Türkiye ise bu tablo içinde savunma sanayiindeki gücünü daha da artırmaya hazırlanıyor. Babil Research tarafından yayımlanan ve Dr. Öğr. Üyesi. Barın KAYAOĞLU'nun kaleme aldığı "Bölgesel ve Küresel Tehditler ve Fırsatlar Karşısında Türk Savunma Sanayii ve Atılması Gereken Adımlar" başlıklı son politika notu, Türkiye’nin askeri teknoloji alanında önemli bir seviyeye ulaştığını ortaya koyuyor. Ancak aynı çalışma, mevcut risklerin yeni adımları zorunlu hale getirdiğini de açıkça ortaya koyuyor.
Rapora göre Türkiye, özellikle insansız hava araçları, hibrit savaş teknolojileri ve maliyet-etkin sistemlerde dikkat çeken bir başarı yakaladı. Savunma ihracatındaki hızlı artış da bu tabloyu destekliyor.
Ancak mesele sadece üretim değil. Asıl soru şu: Bu güç, bölgedeki artan tehditlere karşı yeterli mi?
13 YILDA SEKTÖRDE DEV BÜYÜME
Raporda, Türkiye’nin dinamik ekonomisi ve askeri tecrübesi sayesinde savunma sanayiinde güçlü bir konuma ulaştığı belirtilirken, bu gücün özellikle insansız hava araçları (İHA), hibrit savaş teknolojileri ve maliyet-etkin sistemlerle pekiştirildiği vurgulanıyor. Savunma ihracatının 2012’de 1 milyar doları aşmasından sonra 2025’te 10 milyar doların üzerine çıkması, sektörün hızlı büyümesini ortaya koyuyor.
SAVUNMA SADECE BÜYÜMÜYOR, YÖN DE DEĞİŞTİRİYOR
Politika notunda, Türkiye’nin geliştirdiği projelere de dikkat çekiliyor. Milli muharip uçak KAAN, Hürjet ve çok katmanlı hava savunma sistemi “Çelik Kubbe” bu projelerin başında geliyor. Deniz kuvvetlerinde milli gemi ve uçak gemisi projeleri öne çıkarken, kara kuvvetlerinde ise insansız ve robotik sistemlerin artırılması gerektiği vurgulanıyor. Bu tablo, Türkiye’nin savunmada sadece büyümediğini, aynı zamanda yön değiştirdiğini gösteriyor.
AMAÇ: GÜÇLÜ CAYDIRICILIK, BÖLGESEL İSTİKRAR
Rapora göre asıl belirleyici unsur bölgedeki gelişmeler olarak kaydediliyor. 7 Ekim 2023'te İsrail ve Filistin arasında başlayan savaş sonrası artan gerilim ve 2026’da yaşanan çatışmalar, Ortadoğu’daki kırılganlığı daha da artırdı. İsrail ve İran eksenli risklerin, Türkiye’nin güvenlik politikalarını doğrudan etkilediği değerlendiriliyor.
Burada hedefin doğrudan çatışma olmadığı özellikle vurgulanıyor. Amaç, güçlü bir caydırıcılık oluşturarak bölgesel istikrarı korumak.
SİVİL TEKNOLOJİ İLE İŞ BİRLİĞİ ARTIRILMALI
Uzmanlara göre savunma sanayiindeki büyüme tek başına yeterli değil. Politika notu, ekonomik istikrarın, finansman imkanlarının ve teknoloji yatırımlarının aynı anda ilerlemesi gerektiğini ortaya koyuyor. NATO’nun savunma harcamalarını artırma hedefi de Türkiye için yeni bir baskı unsuru oluşturuyor.
Ayrıca savunma şirketleri ile sivil teknoloji girişimleri arasındaki iş birliğinin artırılması gerektiği belirtiliyor.
UZUN VADEDE İNSAN KAYNAĞI KRİTİK
Raporda en dikkat çeken başlıklardan biri de insan kaynağı. Uzun vadede Türkiye’nin, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleriyle savunma alanında iş birliklerini artırması gerektiği ifade ediliyor. Bunun yanında eğitim sisteminin teknoloji odaklı yeniden yapılandırılması ve nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesi kritik görülüyor. Eğitim sisteminin teknolojiye uyumlu hale getirilmesi, gençlerin hem teknik hem sosyal becerilerle yetiştirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Türkiye’nin sadece silah sistemleriyle değil, yetişmiş insan gücüyle de rekabet edeceği vurgulanıyor.
SONUÇ: YENİ DÖNEM BAŞLIYOR
Politika notunun genel mesajı net:
Türkiye savunma sanayiinde önemli bir noktaya ulaştı. Ancak bölgesel gerçekler değişiyor. Bu nedenle askeri projeler kadar ekonomi, eğitim ve uluslararası iş birlikleri de artık güvenliğin bir parçası haline geliyor.




