Hun İmparatoru Attila’nın tarihî kişiliğini ve mirasını mercek altına alan “Attila” adlı uluslararası sergi, Macar Ulusal Müzesi’nde düzenlenen törenle kapılarını ziyaretçilere açtı. Son yılların en kapsamlı tarih projelerinden biri olarak nitelendirilen sergide; 13 ülkeden 64 müzenin katkılarıyla hazırlanan yaklaşık 400 eser bir araya getirildi.

Açılış törenine Macaristan Kültür ve İnovasyon Bakanı Balázs Hankó, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreteri Sultan Raev, Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Şahin Mustafayev, Macaristan Kültür ve İnovasyon Bakanlığı Hükümet Komiseri Peter Hoppál, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkiye’nin Macaristan nezdindeki büyükelçileri, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Macaristan Temsilcilik Ofisi İcra Direktörü ile çok sayıda akademisyen ve davetli katıldı.

ATTİLA, DOĞU VE BATI ARASINDA TARİHİ KÖPRÜ İŞLEVİ GÖRÜYOR

Macaristan Kültür ve İnovasyon Bakanı Hankó açılışta, Attila’nın Batı tarih yazımında çoğu zaman tek boyutlu bir figür olarak ele alındığını, ancak Doğu ve Orta Avrupa’da tarihî bir kahraman ve atayla özdeşleştirildiğini belirtti. Hankó, Attila’nın Doğu ve Batı arasında tarihi bir köprü işlevi gördüğünü vurguladı.

Macar Ulusal Müzesi Müdürü Gábor Zsigmond ise serginin bilimsel boyutuna dikkat çekerek, Attila figürünün Macar, Doğu ve Batı tarih anlatılarındaki yansımalarının ilk kez bu ölçekte bir araya getirildiğini söyledi. Sergide arkeoloji, tarih, sanat tarihi ve arkeogenetik alanlarındaki güncel araştırmalarla desteklenen eserler yer alıyor.

A T T İ L A3

RAEV: ATTİLA'NIN MİRASI AYRIŞTIRICI DEĞİL, BİRLEŞTİRİCİDİR

TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev, serginin Türk Dünyası açısından önemine işaret ederek, “Bu sergi, bin altı yüz yılı aşkın ortak tarihimizin somut bir ifadesidir. Sergideki her eser, ortak hafızamızın ve devlet geleneğimizin sessiz ama güçlü bir tanığıdır. Attila’nın mirası ayrıştırıcı değil, birleştiricidir” dedi. Raev, serginin Türk Dünyası ile Macaristan arasındaki köklü tarihî ve kültürel bağları görünür kıldığını da belirtti.

Sergide Karpat Havzası’ndan Orta Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyadan getirilen takılar, silahlar, Hun kazanları ve törensel objeler sergileniyor. Azerbaycan’dan bir soyluya ait diadem, Kuzey Makedonya’dan seçkin bir erkek mezar buluntusu ile British Museum ve Louvre Abu Dhabi koleksiyonlarından getirilen eserler serginin öne çıkan parçaları arasında bulunuyor. Ayrıca dönemin dikkat çekici uygulamalarından biri olan kafatası biçimlendirme örnekleri de ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor.

József Nádor salonlarında düzenlenen sergi, Hun döneminden günümüze uzanan bin 600 yıllık Attila algısını Doğu, Batı ve Macar yorumlarıyla birlikte ele alıyor.

2025’te 86 binden fazla kişi, tedavi için Özbekistan’a gitti
2025’te 86 binden fazla kişi, tedavi için Özbekistan’a gitti
İçeriği Görüntüle

SERGİ 12 TEMMUZ'A KADAR ZİYARETE AÇIK

23 Ocak–12 Temmuz 2026 tarihleri arasında ziyaretçilere açık olacak “Attila” sergisi, uluslararası konferanslar, paneller, kitap tanıtımları, film gösterimleri, çocuk ve aile programları ile canlı müzik etkinlikleriyle de ilgi çekecek.

A T T İ L A

TANRI'NIN KIRBACI: ATTİLA

Attila, M.S. 406–453 yılları arasında hüküm süren Hun İmparatorluğu’nun en ünlü liderlerinden biridir. “Tanrı’nın Kırbacı” olarak da anılan Attila, Avrupa tarihinin erken dönemlerinde özellikle Batı ve Doğu Roma İmparatorlukları üzerinde büyük bir etki bırakmıştır. Hunları güçlü bir askeri güç hâline getiren Attila, sert ve disiplinli yönetimiyle tanınır; aynı zamanda diplomasi ve savaş stratejilerinde de ustalığıyla bilinir.

Attila’nın liderliğinde Hunlar, Orta Avrupa’dan Balkanlar’a ve Karadeniz’in kuzeyine kadar geniş bir coğrafyada etkili olmuş, birçok bölgeyi vergiye bağlamış ve Roma İmparatorluğu ile savaşlarda önemli roller üstlenmiştir. Tarihçiler, onun yalnızca bir savaşçı değil, aynı zamanda halkını bir arada tutan güçlü bir yönetici olduğunu vurgular.

A T T İ L A4

Doğu Avrupa ve Orta Asya’daki bazı toplumlarda Attila, korkulan bir yıkıcı olarak değil, kahraman ve tarihî ata figürü olarak kabul edilir. Günümüzde Attila, hem tarih hem kültür çalışmaları açısından Orta Avrupa ve Türk Dünyası’nın ortak hafızasında önemli bir simge olarak yaşamını sürdürmektedir.