Bektaş’a göre Marmara Denizi’nin altındaki kabuk, manto yüzeyine daha yakın olduğu için ısınıyor ve kırılganlık özelliğini yitiriyor. Bu durum, fayda büyük enerji birikimi yerine kayma ve plastik davranış biçiminde enerji tüketimine yol açıyor.
“KABUK ISINIYOR, KIRILMA YERİNE AKIYOR”
Bektaş, Marmara’da kabuk-manto sınırının (Moho) daha sığ olduğunu ve bunun kabuğun ısınmasına neden olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“Marmara’da kabuk daha sıcak ve daha ince. Bu da kırılmayı zorlaştırıyor. Fay, enerjiyi tek seferde boşaltmak yerine kayarak harcıyor.”
Bu yapının, tek parça halinde gerçekleşebilecek yıkıcı bir kırılmayı sınırlayan doğal bir termal bariyer oluşturduğunu belirtti.
DEPREMLER AYNI HAT ÜZERİNDE BAŞLIYOR, SICAK BÖLGEDE DURUYOR
Bektaş, 1935, 1963, 2019 ve 2025 depremlerinin ortak noktasına da dikkat çekti. Özellikle 2019’da 5.8 ve 2025’te 6.2 büyüklüğündeki depremlerin, Orta Marmara ile Kumburgaz Çukurluğu arasındaki soğuk ve kırılgan sırt bölgesinde başladığını aktardı.
Ancak kırılmaların doğuya ilerlerken Kumburgaz Çukurluğu’nda durduğunu belirten Bektaş, bunun nedenini şöyle açıkladı:
“Sırt bölgesi daha soğuk ve kırılgan. Deprem burada başlıyor ama Kumburgaz’a ilerlediğinde sıcaklık artışı nedeniyle kırılma duruyor, akma davranışı devreye giriyor.”
“6’LIK DEPREMİ ZOR ÜRETEN BİR KABUK, 7’Yİ NASIL BİRİKTİRECEK?”
Bektaş, 1766 İstanbul Depremi’ne atıf yapılarak yıllardır dile getirilen “7 ve üzeri deprem” senaryosuna itiraz ederek, 2025’teki 6.2’lik deprem sırasında yaklaşık 30 cm’lik kayma oluştuğunu hatırlattı ve şu soruyu yöneltti:
“7 büyüklüğünde deprem için yaklaşık 6 metre kayma gerekir.
6’lık depremin enerjisine zor dayanan bir kabuk, 7’nin enerjisini nasıl biriktirecek?”
“SENARYONUN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ GEREKİYOR”
Bektaş, yeni bilimsel verilerin Marmara Fayı’nın enerji biriktirmek yerine kayma yoluyla tükettiğini gösterdiğini belirterek klasik modellerin güncellenmesi gerektiğini söyledi.
Değerlendirmesini şu ifadelerle tamamladı:
“Ana Marmara Fayı’nın 6–6.5 aralığında, parçalı depremler üretmesi daha olası görünüyor. İzmit benzeri 7 ve üzeri bir felaket beklemiyorum. Ancak bu, İstanbul’un rehavete kapılması anlamına gelmez. Kent her zaman en kötü senaryoya hazır olmalı.”
TERMAL YAPI FARKI DİKKAT ÇEKİYOR
Bektaş’ın işaret ettiği kritik verilerden biri de kabuk-manto sınırının derinliği. Marmara’da bu sınır yaklaşık 27,5 km iken, İzmit’te 8 km daha derinde bulunuyor.
Bu farkın Marmara kabuğunu daha sıcak ve daha plastik hale getirdiği, dolayısıyla kırılmayı zorlaştırdığı ifade ediliyor.



