Özel Haber-Dilara Dilşah Kaya

21. yüzyılda küresel değerler ve insan hakları söylemleri yükselirken Doğu Türkistan’da yaşananlar uluslararası toplumun vicdanını sorgulatıyor. Çin’in bölgedeki politikaları milyonlarca Uygur Türkü için gündelik hayatı bir hayatta kalma mücadelesine dönüştürmüş durumda.

Türk dünyasının en sancılı coğrafyalarından biri olan Doğu Türkistan’daki gelişmeler yalnızca bölgesel bir sorun değil; ortak bir tarih, kimlik ve vicdan meselesi olarak karşımıza çıkıyor. Doğu Türkistanlı gazeteci Selahaddin Kaşgarlı bölgede yaşananları görünmeyen yönleriyle Türk Havadis’e anlattı.

MÜDAHALELER 18. YÜZYILDA BAŞLADI

Doğu Türkistan’da Çin baskılarına ve işgale giden tarihsel süreci ele alan Kaşgarlı, meselenin ani bir güvenlik sorunu ya da son yıllara özgü bir kriz olmadığına dikkat çekti.

Sürecin Çin’in bölgeyi kalıcı biçimde işgal altına alma arzusunun tarihsel bir sonucu olduğunu belirten Kaşgarlı, “18. yüzyılda Qing Hanedanı’nın bölgeye girişiyle başlayan merkezi müdahaleler, 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte sistematik bir hal aldı. 1955’te ‘Uygur Özerk Bölgesi’ adı verilmiş olsa da bu özerklik, pratikte siyasi, kültürel ve demografik kararları kapsayan gerçek bir yetki alanı sunmadı. Zira bütün kararları ÇKP veriyor.” dedi.

UYGUR TÜRKLERİ ÇİN USULÜ TOPLAMA KAMPLARINA KAPATILIYOR!

Doğu Türkistan’ın sözde “ayrılıkçılık” ve “terörle mücadele” söylemleri üzerinden bir güvenlik tehdidi gibi sunulduğunu kaydeden Kaşgarlı, “Bu söylem, kitlesel gözetim, tutuklamalar ve baskı politikalarının meşrulaştırılmasında kullanıldı. 2017’den itibaren ise baskı yeni bir aşamaya geçti. Milyonlarca Uygur Türkü ‘yeniden eğitim’ adı altında Çin usulü toplama kamplara kapatıldı.” dedi.

“‘UYGUR/TÜRK OLMAK’ KAMUSAL ALANDA BİR RİSK UNSURU HALİNE GETİRİLMEKTE”

Sürecin Uygur/Türk kimliği üzerindeki etkisinin son derece yıkıcı olduğunu ifade eden Kaşgarlı, Uygurların artık sadece siyasi olarak değil varoluşsal olarak hedef alındığını vurguladı.

Kaşgarlı, durumun ehemmiyetini “Kimlik, aidiyet ve hafıza parçalanıyor. ‘Uygur/Türk olmak’ kamusal alanda bir risk unsuru haline getirildi.” cümlesiyle ifade etti.

ASİMİLASYON POLİTİKALARI VE UNUTTURULANLAR

Dil, din ve gelenekler üzerinden yürütülen asimilasyon politikaları Doğu Türkistan kültüründe kırılmalara yol açtığını aktaran Kaşgarlı, şu ifadeleri kullandı:

"Asimilasyon Doğu Türkistan’da sadece bir kültür politikası değil; günlük hayatın her alanına nüfuz eden bir devlet pratiğidir. Uygur Türkçesi, özellikle eğitim sisteminde sistematik biçimde geri plana itilmiş; çocuklar ana dillerinde eğitim alma imkânından mahrum bırakılmıştır. Bu, sadece dil kaybı değil, düşünme biçiminin ve kültürel aktarımın kesintiye uğraması anlamına gelir."

Dini yaşamın da benzer biçimde hedef alındığını kaydeden Kaşgarlı, bölgedeki camilerin yıkıldığını, ibadetlerin “aşırılık” gerekçesiyle suç kapsamına sokulduğunu, oruç tutmanın ya da dini veya milli kıyafetler giymenin bile Çinlilere fişlenme sebebi haline geldiğini kaydetti.

Bölgede geleneklerin, düğünlerin, cenazelerin ve hatta çocuklara verilen isimlerin bile denetim altına alındığına dikkat çekti.

Kaşgarlı, “Bu politikalar ile Uygurlara kim olduklarını, nereden geldiklerini, neye inandıklarını ve hangi kültürün taşıyıcısı olduklarını unutturmak amaçlanıyor. Anne-baba ile çocuk arasında dil ve değer bağı koparılıyor; Türklük ve Müslümanlık hafızası bilinçli biçimde sıfırlanıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“DOĞU TÜRKİSTAN DAVASI HALA BİREYSEL ÇABALARLA AYAKTA DURUYOR”

Kaşgarlı, Doğu Türkistan meselesinin görünür kılınması için medya, Türkiye ve Türk dünyasının görevine yönelik olarak ise şu ifadeleri kullandı:

Her şeyden önce şunu söylemek gerekir: Doğu Türkistan meselesi insani bir konu olduğu kadar ahlaki bir turnusol kağıdıdır. Medyanın sorumluluğu sadece haber yapmak değil, bu meseleyi süreklilik içinde gündemde tutmaktır. Bir gün toplama kampındaki zulüm, ertesi gün sessizlik bu sorunu görünmez kılıyor.

Türkiye ve Türk dünyası ise tarihsel, kültürel ve vicdani bağlara rağmen çoğu zaman temkinli hatta suskun bir pozisyon almıştır. En büyük eksiklik, ortak ve kararlı bir dilin kurulamamış olmasıdır. Diplomatik kaygılar, ekonomik ilişkiler ve ‘denge politikası’ söylemi, insan hakları ihlallerinin önüne geçmiştir.

Eksik olan şey açık: Sürekli ve derinlikli gazetecilik, akademik ve hukuki takip, ortak kamuoyu oluşturma iradesi. Doğu Türkistan davası hala bireysel çabalarla ayakta duruyor; kurumsal bir hafıza ve devletler arası güçlü bir duruş eksik.

KAŞGARLI: SORUN BİLGİ EKSİKLİĞİ DEĞİL, İRADE EKSİKLİĞİ

Dünya’nın büyük ölçüde Doğu Türkistan’da yaşananlara hakim olduğunu kaydeden Kaşgarlı, “Birleşmiş Milletler raporları, uluslararası insan hakları kuruluşlarının belgeleri, tanık ifadeleri ortada. Sorun bilgi eksikliği değil, irade eksikliği.” ifadesini kullandı.

Konu hakkındaki sessizliğin arkasında Çin’in ekonomik gücü, küresel tedarik zincirleri, siyasi baskı mekanizmaları ve propaganda faaliyetleri olduğunu vurgulayan Kaşgarlı, birçok ülke için Uygur Türklerinin yaşadıklarının ‘rahatsız edici ama ertelenebilir’ bir mesele olarak görüldüğüne de dikkat çekti.

Macaristan'da “İpek Yolu Boyunca Sokak Manzaraları” sergisi açıldı
Macaristan'da “İpek Yolu Boyunca Sokak Manzaraları” sergisi açıldı
İçeriği Görüntüle

DÜNYA BEDEL ÖDEMEK İSTEMİYOR

Ayrıca yaşananların ani bir katliam görüntüsü sunmadığı için kamuoyunun dikkatini uzun süre canlı tutmanın zor olduğu belirten uzman, “Bu da sessizliği derinleştiriyor. Yani dünya bilmiyor değil, bedel ödemek istemiyor.” şeklinde konuştu.

DOĞU TÜRKİSTAN BUGÜN NE YAŞIYOR?

Doğu Türkistan’daki mevcut tabloyu değerlendiren Kaşgarlı, sürecin boyutunu net bir biçimde ortaya koydu:

“Doğu Türkistan bugün Türk Milletinin dilinin, inancının, hafızasının ve geleceğinin sistematik biçimde hedef alındığı; Türk kimliğinin adım adım silinmeye çalışıldığı bir süreç yaşıyor. Bu bir güvenlik politikası değil, bir kimlik tasfiyesidir. Ve bu süreç sessizlikle beslendikçe derinleşiyor.”

Kaşgarlı’nın uyarısı, sadece bölge halkına değil, insan hakları ve vicdan iddiası taşıyan tüm dünyaya: Sessiz kalındığı her an, bir kimlik daha kayboluyor.

Muhabir: Dilara Dilşah Kaya