<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Türk Havadis</title>
    <link>https://www.turkhavadis.com</link>
    <description>Türkiye'deki gerçekleri yazıyoruz - turkhavadis.com</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.turkhavadis.com/rss/ozel-haber-1" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 14 Apr 2026 15:01:52 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/rss/ozel-haber-1"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Spor hukukçusu Anıl Dinçer: Uyuşmazlıkların %90’ı futbolda]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/spor-hukukcusu-anil-dincer-uyusmazliklarin-90i-futbolda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/spor-hukukcusu-anil-dincer-uyusmazliklarin-90i-futbolda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de spor hukukunun en büyük sorunu futbol sözleşmelerindeki hatalar ve sistemdeki yapısal eksiklikler olarak öne çıkıyor. Spor hukukçusu Anıl Dinçer konuya dair Türk Havadis’e açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel haber/Ebru Şahin</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye’de spor hukuku alanında yaşanan sorunlar özellikle futbol üzerinden yoğunlaşırken kulüplerin yaptığı sözleşme hataları ve mevcut sistemin eksiklikleri tartışma konusu olmaya devam ediyor. Spor hukukçusu Anıl Dinçer Türk Havadis’e yaptığı değerlendirmede spor hukukunun tıkandığı alanlardan TFF ile FIFA arasındaki farklara dair açıklamalarda bulundu.</p>

<h2><strong>“Uyuşmazlıkların merkezi futbol”</strong></h2>

<p>Anıl Dinçer, Türkiye’de spor hukukunda yaşanan uyuşmazlıkların büyük bölümünün futboldan kaynaklandığından bahsederek şu ifadeleri kullandı:</p>

<p><em>"Spor hukuku Türkiye’de daha çok futbol hukuku diyebiliriz. Yani futbolla alakalı daha çok uyuşmazlıklar var. Basketbolda, voleybolda yok. Zaten bu branşlarda başarılı olunması da profesyonel yönetimin göstergesi. Uyuşmazlığın merkezi genelde futbol, ikinci sırada atletizm geliyor. Atletizmde de doping kaynaklı uyuşmazlıklar görülebiliyor. Türkiye’de spor hukukuyla ilgili uyuşmazlıkların yüzde sekseni doksanı futbolla alakalı diyebiliriz.</em></p>

<p><em>Medyada sıkça duyduğumuz transfer yasağı ve puan silme cezalarının temelinde de bu sözleşmesel problemler yatıyor. Genelde bu davalarda kulüpler haksız, yabancı futbolcular haklı bulunuyor. FIFA ve CAS nezdinde de dava sayısı en fazla olan ülkelerden biriyiz."</em></p>

<p><img alt="Anıl Dinçer 1" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/anil-dincer-1.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“Sözleşmelerde yapılan hatalar kulüpleri yakıyor”</strong></h2>

<p>Dinçer, kulüplerin en büyük hatayı sözleşme hazırlık sürecinde yaptığını söyledi. Dinçer, <em>"Verginin kim tarafından ödeneceğinin net şekilde belirtilmemesi, ucu açık maddeler bulunması ve bonusların açık yazılmaması en büyük sorunlar arasında. Bu durum kulüplerin haklı oldukları noktada bile haksız duruma düşmesine neden olabiliyor ve ekstra ödemeler çıkabiliyor. <em>Bunun dışında hukuki açıdan da hatalar var. Örneğin İsviçre hukukuna göre futbolcunun temel hak ve özgürlüklerine aykırı maddeler yazılamaz. Ancak bazı sözleşmelerde bu tarz maddeler yer alabiliyor. Bu da ileride yaşanacak uyuşmazlıklarda kulüpleri daha baştan dezavantajlı duruma düşürüyor."</em></em><strong><em> </em></strong>dedi.</p>

<h2><strong>“TFF’de uzmanlık artırılmalı”</strong></h2>

<p>Türkiye Futbol Federasyonu’nun disiplin ve tahkim kurullarının bağımsız yapıda olduğunu belirten Dinçer, asıl tartışmanın karar kalitesi ve uzmanlık düzeyi üzerinden yapılması gerektiğini ifade ederek, <em>"Türkiye Futbol Federasyonu Disiplin ve Tahkim Kurulları özerk ve bağımsız yapılar. Ancak burada önemli olan sadece bağımsızlık değil, verilen kararların doğruluğu ve bu kararları veren kişilerin ne kadar uzman olduğu. FIFA ve CAS kararları bu anlamda daha güvenilir bulunuyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri de bu kurumlarda spor hukuku alanında uzman kişilerin görev alması”</em><strong><em> </em></strong>şeklinde konuştu.</p>

<p><img alt="Spor Hukuku" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/spor-hukuku.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“Yerli ve yabancı futbolcu arasında fark var”</strong></h2>

<p>TFF ile FIFA arasındaki uygulama farkları ile yerli ve yabancı futbolcular arasındaki hukuki farkları ele alan Anıl Dinçer, şu cümleleri sarf etti:</p>

<p><em>"Türkiye’deki uygulamalar ile FIFA kuralları arasında bazı önemli farklar bulunuyor. Örneğin yabancı futbolcu alacağı ödenmediğinde FIFA’ya gidip 15 gün içinde sözleşmesini feshedebilirken Türk futbolcu notere gitmek zorunda ve 30 gün bekliyor. Bu durum hem maliyet hem de süreç açısından dezavantaj yaratıyor. Ayrıca FIFA ve CAS İsviçre hukukuna tabi olduğu için futbolcunun temel haklarını daha güçlü koruyor. Türkiye’de ise bazı durumlarda futbolcular kadro dışı bırakılabiliyor veya lisansı çıkarılmayabiliyor. Bu da iki sistem arasında önemli bir fark oluşturuyor."</em></p>

<h2><strong>“Futbolcular haklarını alabiliyor”</strong></h2>

<p>Mevcut sistemde futbolcuların haklarını arayabildiğini belirten Dinçer, haksız fesih durumlarında futbolcuların sözleşmenin kalan süresine ilişkin tüm alacaklarını talep edebildiğini söyledi. Dinçer, şu ifadeleri kullandı:</p>

<blockquote>
<p><em>Futbolcular haksız fesih durumunda ya da kendileri haklı nedenle sözleşmeyi feshettiklerinde haklarını arayabiliyor. Bu durumda sözleşmenin kalan süresine ilişkin tüm alacaklarını dava yoluyla tahsil edebiliyorlar. Bu açıdan bakıldığında sistemin bu kısmı işliyor ve futbolcular lehine sonuçlar çıkabiliyor.</em></p>
</blockquote>

<p><img alt="Spor Hukuku 1" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/spor-hukuku-1.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“Menajerlik sistemi gri alanda”</strong></h2>

<p>Türkiye’de menajerlik sisteminin henüz tam olarak oturmadığını belirten Dinçer, FIFA’nın getirdiği lisans sisteminin dava sürecinde olması nedeniyle belirsizliğin sürdüğünü belirterek, <em>"Türkiye’de menajerlik sistemi tam olarak oturmuş değil. FIFA’nın getirdiği lisans sistemi şu an dava sürecinde ve askıda. Üst mahkemeden çıkacak karar bu sistemin devam edip etmeyeceğini belirleyecek. Bu durum Türkiye’deki sistemi de doğrudan etkileyecek. Şu an menajerlik alanında bir boşluk ve gri alan var. Bu alanın düzenlenmesi ve futbolcu ile kulüp haklarının bu çerçevede korunması gerekiyor”</em> dedi.</p>

<h2><strong>“Hukuk baskıdan etkilenmemeli”</strong></h2>

<p>Dinçer’e göre spor hukukunda en kritik konulardan biri de kararların bağımsızlığı. Taraftar baskısı ya da medya etkisinin hukuki süreçlere yansımaması gerektiğini belirten Dinçer, şunları söyledi:</p>

<p><em>"Taraflara bakılmaksızın dosyaya bakılarak karar verilmesi yani esasa bakılarak karar verilmesi gerekiyor. Gerçeklikte bununla çelişen şeyler olabilir mi? Mutlaka olabilir, her ülkede olabilir. Ancak bunların olmaması gerekiyor çünkü hukuki güvence gereği adalet mekanizmasının sağlam olması gerekiyor ve bundan dolayı da bu kararları verenlerin hiçbir baskı altında, politik baskı da altında kalmadan karar vermeleri gerekiyor."</em></p>

<h2><strong>“Talimatlar güncellenmeli”</strong></h2>

<p>Türkiye’de spor hukukunda en acil değişmesi gereken düzenlemenin Profesyonel Futbolcu Talimatı olduğunu ifade eden Dinçer mevcut talimatların kapsam açısından yetersiz olduğunu dile getirdi. Dinçer,<em>"Türkiye’de spor hukukunda en acil değiştirilmesi gereken düzenleme Profesyonel Futbolcu Talimatı. Yerli futbolcular yabancılara göre dezavantajlı durumda. FIFA talimatları çok daha kapsamlıyken Türkiye’deki talimatlar oldukça sınırlı. Bu nedenle düzenlenmesi ve güncellenmesi gerekiyor”</em> dedi.</p>

<h2><strong>“Turnuvalar geri alınabilir”</strong></h2>

<p>Son dönemde gündeme gelen UEFA ile İtalya arasında altyapı ve stat konusunda yaşanan probleme dair değerlendirmede bulunan Dinçer, şu cümleleri sarf etti:</p>

<blockquote>
<p><em>UEFA ve FIFA tarafından düzenlenen Dünya Kupası, Avrupa Şampiyonası ve Şampiyonlar Ligi gibi organizasyonlarda ev sahibi ülke belirlenmiş olsa bile verilen taahhütler yerine getirilmezse turnuva geri alınabilir. Örneğin İtalya bir turnuva düzenleyecekse ve yükümlülüklerini yerine getirmez, tesis veya organizasyon açısından sorunlar oluşacağı düşünülürse önce uyarı yapılır. Uyarılar dikkate alınmazsa organizasyon başka bir ülkeye verilebilir.</em></p>
</blockquote>

<h2><strong>“Kulüpler için risk büyüyor”</strong></h2>

<p>Son dönemde artan puan silme ve transfer yasağı cezalarından bahseden Dinçer, bu durumun kulüplerin finansal sorunları ve sözleşme ihlallerinden kaynaklandığını ifade etti. Dinçer,<em> "Türkiye’de son dönemde kulüplere verilen puan silme ve transfer yasağı cezaları artıyor ve bu durum sıkça medyada yer alıyor. Akhisarspor, Orduspor, Adana Demirspor ve Eskişehirspor gibi köklü kulüplerin bu sorunları yaşaması, Türk futbolunun marka değeri açısından olumsuz. Bu cezalar genellikle FIFA tarafından, ödenmeyen borçlar, finansal sıkıntılar ve sözleşme ihlalleri gibi nedenlerle veriliyor. Uyarı ve kınama yerine artık daha ağır yaptırımlar uygulanıyor; puan silme, transfer yasağı hatta küme düşürme cezaları gündeme geliyor. Bu kararlar, kulüplerin finansal ve yönetimsel sorunlarından kaynaklanıyor ve FIFA bu konuda taviz vermiyor" dedi.</em></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber, Spor</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/spor-hukukcusu-anil-dincer-uyusmazliklarin-90i-futbolda</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/anil-dincer-manset-1.jpg" type="image/jpeg" length="33880"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Engelli araçlarında ÖTV düzenlemesi tartışma yarattı: Hak temelli yaklaşım şart]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/engelli-araclarinda-otv-duzenlemesi-tartisma-yaratti-hak-temelli-yaklasim-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/engelli-araclarinda-otv-duzenlemesi-tartisma-yaratti-hak-temelli-yaklasim-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Engelli bireylerin araç alımında ÖTV muafiyeti konusundaki son düzenlemeler, Meclis’ten geçen yeni değişikliklerle gündeme oturdu. Engelli Hakları Savunucusu Sosyolog Mehmet Kızıltaş, bu düzenlemeyi eleştirerek, ortopedik engelli bireylerin bağımsız yaşam ve ulaşım erişilebilirliğinin daha da kısıtlandığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / İlkay Gürler</strong></p>

<p>Meclisten geçen engelli araç alımına ilişkin ÖTV düzenlemesi, sahadaki etkileri açısından tartışılmaya devam ediyor. Yeni düzenlemeye göre, yüzde 40 ve üzeri ortopedik engeli bulunan bireyler, sürücü belgesine sahip olmasalar dahi ÖTV muafiyetinden yararlanarak araç satın alabilecek. Düzenleme kapsamında araç alımına üst fiyat sınırı 2 milyon 873 bin 972 TL olarak belirlendi. Ayrıca satın alınacak araçlarda en az yüzde 40 yerlilik oranı şartı aranacak. Yeni kurallara göre, ÖTV muafiyetiyle alınan araçlar 5 yılın sonunda herhangi bir ceza uygulanmadan satılabilecek. Ancak bu haktan yeniden yararlanmak isteyenlerin, yeni bir araç alımı için 10 yıl beklemesi gerekecek.</p>

<p>Konuya ilişkin Türk Havadis’e konuşan Engelli Hakları Savunucusu Sosyolog Mehmet Kızıltaş, düzenlemenin engelli bireylerin bağımsız yaşam hakkını güçlendirmek yerine sınırladığını belirterek, <em>“Bir gecede alınan kararlarla binlerce engelli bireyin bağımsız yaşam hakkı kısıtlanarak başkalarına bağımlı hale getirildi.”</em> dedi.</p>

<h2><strong>“Erişilebilirlik için önce mimari engeller kaldırılmalı”</strong></h2>

<p>Engelli Hakları Savunucusu Sosyolog Mehmet Kızıltaş, düzenlemenin bazı engelliler için sınırlı bir umut olduğunu ancak genel olarak kapsayıcı olmadığını belirtti. <em>“Yürüme güçlüğü olan bireylerin eğitim, istihdam, sağlık ve kamusal hizmetlere bağımsız ulaşabilmesi için öncelikle mimari engellerin kaldırılması gerekiyor”</em> diyen Kızıltaş, araç muafiyetinin başlangıçta erişilebilirliği desteklemek için getirildiğini, ancak yıllar içinde getirilen kısıtlamaların bu hakkı daralttığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Engelli Araç Ötv" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/engelli-arac-otv.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“Güvenlik ve günlük yaşam olumsuz etkileniyor”</strong></h2>

<p>Mehmet Kızıltaş, özellikle yüzde 40 yerlilik şartının ciddi sorun yarattığını vurgulayarak şunları söyledi:</p>

<p><em>“Mevcut seçenekler ergonomik ve erişilebilirlik açısından ihtiyacı karşılamıyor. Büyük akülü tekerlekli sandalye kullanan bireyler yüksek tavanlı ve liftli araç bulamadığı için araç alamıyor. Bu durum hem güvenliği hem de günlük yaşamı olumsuz etkiliyor.”</em></p>

<h2><strong>“Ehliyet iptalleriyle binlerce engelli mağdur oldu”</strong></h2>

<p>Ehliyet iptalleriyle yaşanan mağduriyetlere de dikkat çeken Kızıltaş, <em>“Bir gecede alınan kararlarla binlerce engelli bireyin bağımsız yaşam hakkı kısıtlandı. Kapılarında araçları var ama kullanamıyorlar, başkalarına bağımlı hale getirildiler”</em> dedi.</p>

<h2><strong>“Sosyal politikalar hak temelli olmalı”</strong></h2>

<p>Sosyolog Kızıltaş, Türkiye’nin taraf olduğu BM Engelli Hakları Sözleşmesi ile 5378 sayılı Engelliler Kanunu’nun ayrımcılığı yasakladığını hatırlatarak, sosyal politikaların yardım odaklı değil hak temelli olması gerektiğini söyledi. Şehirdeki erişilebilirlik sorunlarına da değinen Kızıltaş, kaldırımların işgali, rampaların kapatılması ve engelli park yerlerinin ihlali gibi durumların bağımsız yaşamı engellediğini belirtti.</p>

<p><img alt="Bozuk Görme Engelli Yolu" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/bozuk-gorme-engelli-yolu.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“Erişilebilir hayat lütuf değil, haktır”</strong></h2>

<p>Çözüm önerilerini sıralayan Kızıltaş, <em>“Yüzde 40 yerlilik oranı kaldırılmalı, araç yenileme süresi yeniden 5 yıla indirilmeli. Engelli bireyler ihtiyacına uygun, güvenlik donanımlı, geniş ve liftli araçlara motor hacmi sınırı olmadan ulaşabilmeli. Otizm, down sendromu ve zihinsel engelli bireyler de kapsama dahil edilmeli”</em> dedi.</p>

<p>Suistimalleri gerekçe göstererek hakların daraltılmasına karşı çıkan Kızıltaş, <em>“Suistimal edenleri cezalandırmak yerine en çok ihtiyacı olanları kısıtlamak doğru değil. Erişilebilir bir hayat lütuf değil, haktır” </em>ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/engelli-araclarinda-otv-duzenlemesi-tartisma-yaratti-hak-temelli-yaklasim-sart</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/engelli-arac-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="18679"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gündüz kuşağı tehlikesi: Reyting mi, toplum sağlığı mı?]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/gunduz-kusagi-tehlikesi-reyting-mi-toplum-sagligi-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/gunduz-kusagi-tehlikesi-reyting-mi-toplum-sagligi-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gündüz kuşağı programları, kayıp kişilerin bulunması ve faili meçhul olayların aydınlatılması gibi işlevlerle toplumda ciddi bir karşılık buluyor. Türk Havadis’e konuşan Psikolojik Danışman Yüksel Bozoklu,"Mesele bu programların varlığı değil, nasıl üretildiği ve tüketildiğidir" diyerek önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / Tevhide İrem Zorlu</strong></p>

<p>Her sabah ya da öğleden sonra yayınlanan bu programlar, milyonlarca kişiyi ekran başına kilitleyerek toplumsal bir fenomen haline gelmiş durumda. Kayıp kişilerin izini süren, karanlıkta kalmış olayları gün yüzüne çıkaran bu yapımlar, kuşkusuz önemli bir sosyal ihtiyaca yanıt veriyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde, izleyici psikolojisi ve toplumsal güven algısı üzerinde derin izler bırakan bir süreç işliyor.</p>

<h2><strong>Adalet algısında "televizyon stüdyosu" tehlikesi</strong></h2>

<p>Bu tür yapımların izleyicide adaletin ve güvenliğin stüdyolarda sağlandığına dair bir yanılsama oluşturabileceğine dikkat çeken Bozoklu, şu ifadeleri kullandı:</p>

<blockquote>
<p><em>Suçla mücadele ve adaletin tesisi, münhasıran güvenlik güçlerinin ve yargı sisteminin sorumluluğundadır. Medya farkındalık oluşturabilir; ancak bu sınır aşıldığında kurumlara olan güven zedelenebilir ve toplumda bir rol karmaşası oluşabilir.</em></p>
</blockquote>

<h2><strong>Dünya olduğundan daha tehlikeli algılanıyor</strong></h2>

<p>İçeriklerin sunum tarzının toplumun ruh sağlığını doğrudan etkilediğini belirten Bozoklu,<em> "Bilgi vermek ile kaygı üretmek arasında çok ince bir çizgi vardır. İnsanlara 'dikkatli olun' demekle, 'her yer tehlikeli' mesajı vermek aynı şey değildir. Sürekli travmatik içeriklerle beslenen bir zihin, kendini güvende hissedemez. Bu durum insan ilişkilerinde güvensizliğe ve sosyal geri çekilmeye yol açarak toplumsal yapıya zarar verir" </em>diyerek sürekli kriminal vakalara maruz kalmanın bireyleri yalnızlaştırdığını vurguladı.</p>

<p><img alt="Başlıksız 1-34" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/basliksiz-1-34.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>Merak duygusu ve dopamin döngüsü</strong></h2>

<p>Programların izleyiciyi ekrana kilitleme stratejisinin arkasında yatan psikolojik mekanizmayı açıklayan Bozoklu, zihnin <em>"tamamlama ihtiyacına"</em> değinerek şunları söyledi:</p>

<blockquote>
<p><em>Olayların parça parça sunulması ve sonucun sürekli ertelenmesi izleyicide bir dopamin döngüsü oluşturur. Kişi farkında olmadan 'bir sonraki detayı öğrenme' isteğiyle ekrana bağlanır. Burada sadece izlemek değil, zihinsel bir tutulma söz konusudur. Ancak her bilginin doğru olması, onun her detayıyla paylaşılması gerektiği anlamına gelmez.</em></p>
</blockquote>

<h2><strong>Suçun normalleşmesi: "Model alma" riski</strong></h2>

<p>Şiddet ve suç içeriklerinin dramatize edilerek sunulmasının <em>"model alma" </em>mekanizmasını tetikleyebileceği uyarısında bulunan Psikolojik Danışman Yüksel Bozoklu, <em>"Bir davranış ne kadar görünür kılınırsa, bazı bireyler için o kadar 'uygulanabilir bir seçenek' haline gelebilir. Suçun detaylandırılarak servis edilmesi, farkında olmadan riskli sonuçlar doğurabilir"</em> dedi.</p>

<h2><strong>Zihin bir beslenme alanıdır</strong></h2>

<p>Son olarak zihne giren görsellerin gücüne değinen Bozoklu, <em>"Biz psikolojide imgeleme yöntemini kullanarak zihni görseller üzerinden etkileyebiliyoruz. Bu da bize şunu gösteriyor: Zihnimize giren her görüntü, düşündüğümüzden çok daha güçlü bir etki bırakır. Zihin bir beslenme alanıdır. Toplumu bilgilendirmek ile kaygıya sürüklemek arasındaki fark; kullanılan dilde, seçilen içerikte ve dozda gizlidir. Gerçekleri konuşalım; ancak bunu yaparken insan psikolojisini ve etik sınırları koruyalım. Çünkü ne izlediğimiz, en az ne yaşadığımız kadar zihnimizi şekillendirir" </em>diyerek imgeleme yönteminin etkisini hatırlattı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Gündüz Kuşağı 2" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/gunduz-kusagi-2.jpg" width="1280" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Özel Haber</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/gunduz-kusagi-tehlikesi-reyting-mi-toplum-sagligi-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/gunduz-kusagi.jpg" type="image/jpeg" length="82972"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Orta Doğu’daki savaş turizmi vurdu: Rezervasyonlar yavaşladı, 2026 “son dakika yılı” olabilir]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/orta-dogudaki-savas-turizmi-vurdu-rezervasyonlar-yavasladi-2026-son-dakika-yili-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/orta-dogudaki-savas-turizmi-vurdu-rezervasyonlar-yavasladi-2026-son-dakika-yili-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, Orta Doğu’daki savaş nedeniyle bölgeden gelen turizm akışının büyük oranda durduğunu, Avrupa pazarında ise rezervasyonlarda yüzde 20-25 civarında yavaşlama yaşandığını açıkladı. Bağlıkaya, “Savaşın uzaması halinde 2026 hedefi risk altında, bu yıl son dakika rezervasyonlarının ağırlık kazanması bekleniyor” uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / Berfin Türegün</strong></p>

<p>Orta Doğu’daki savaş, Türkiye turizmini doğrudan etkiledi. Türk Havadis’e konuşan TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, İran ve komşu ülkelerden rezervasyonların büyük ölçüde durduğunu, Avrupa pazarında ise akışta yüzde 20-25 oranında yavaşlama görüldüğünü belirtti. Bağlıkaya, iptallerin sınırlı kaldığını ancak tüketicilerin erken rezervasyon yerine son dakika tercihine yöneldiğini vurgulayarak, bunun güvenlik endişelerinin yanı sıra petrol fiyatlarındaki artış ve yükselen tatil maliyetlerinden kaynaklandığını ifade etti. Bağlıkaya, özellikle charter uçuşlar için geçmişteki gibi yakıt desteği ve iç turizmi canlandırmak üzere yerli turistlere yönelik kampanya ve indirim teşvikleri talep etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Orta Doğu’da turizm durdu, Avrupa’da yüzde 20-25 yavaşlama</strong></h2>

<p>TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, savaş nedeniyle Orta Doğu’ya yönelik uçuşların askıya alınmasıyla bölgeden gelen turizm akışının kesildiğini belirtti. İran ve komşu ülkelerden rezervasyonlar büyük oranda durduğunu dile getirerek, Rusya pazarında kayıp olmadığını, Avrupa pazarlarında ise rezervasyon akışında yüzde 20-25 civarında yavaşlama görüldüğünü kaydetti.</p>

<p>İptaller sınırlı kalırken, tüketicilerin erken rezervasyon yerine son dakika tercih ettiğini vurgulayan Başkan Bağlıkaya, bu değişimin güvenlik endişelerinin yanı sıra petrol fiyatlarındaki artış ve yükselen tatil maliyetlerinden kaynaklandığını ifade etti.</p>

<h2><strong>Maliyetler yükseldi, destek talebi gündemde</strong></h2>

<p>Petrol fiyatlarındaki yükselişin tur paketleri ve ulaşım maliyetlerini artırdığını belirten Bağlıkaya, savaşın uzaması halinde geçmiş krizlerde uygulanan uçak yakıt desteği ve kruvaziyer desteği gibi teşviklerin yeniden devreye sokulmasını önerdi. Bağlıkaya, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na iç turizmi canlandırmak için yerli turistlere yönelik kampanya ve indirim teşvikleri önererek, sektörün kriz dönemlerinde talebi yönlendiren kritik rol üstlendiğini hatırlattı.</p>

<h2><strong>2026 hedefi risk altında, 2026 “son dakika yılı” olabilir</strong></h2>

<p>2026 için hedeflenen 68 milyar dolar turizm geliri savaş nedeniyle risk taşırken Bağlıkaya, savaşın süresi, petrol fiyatları ve küresel ekonomik gelişmelere bağlı olarak hedeflere ulaşmanın zorlaşabileceğini söyledi.</p>

<p>Yabancı tur operatörlerinin uçuş planlamasını daraltmamasını umduklarını belirten Firuz Bağlıkaya, savaş kısa sürede biterse talebin hızla toparlanabileceğini, ancak kapasite daralmasının zaman alacağını kaydetti. Uzun süren savaş durumunda en büyük riskin rezervasyon yavaşlaması ve artan maliyetler olacağını vurguladı. Bağlıkaya, hükümetten zamanında destek mekanizmalarıyla sektörün daha güçlü hale getirilebileceğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/orta-dogudaki-savas-turizmi-vurdu-rezervasyonlar-yavasladi-2026-son-dakika-yili-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/firuz-baglikaya.jpg" type="image/jpeg" length="36500"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ekonomist Levent Işık: Panikle dolar alınmamalı]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/ekonomist-levent-isik-panikle-dolar-alinmamali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/ekonomist-levent-isik-panikle-dolar-alinmamali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, petrol fiyatlarındaki artış ve küresel gelişmeler dolar/TL üzerindeki etkisini sürdürürken, kurdaki yükseliş ve yıl sonu beklentilerini Ekonomist Levent Işık Türk Havadis’e değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel haber/Ebru Şahin</strong></p>

<p>Ortadoğu’da tırmanan gerilim ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeler küresel piyasaları sarsarken Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri de giderek belirginleşiyor. Ekonomist Levent Işık, Türk Havadis’e yaptığı değerlendirmede kurdaki yükselişin nedenlerinden yıl sonu beklentilerine dair açıklamalarda bulundu.</p>

<h2><strong>Petrol şoku kuru etkiledi</strong></h2>

<p>Levent Işık yükselişin temel nedeninin enerji arzındaki daralma olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>

<blockquote>
<p><em>28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a saldırı başlatmasıyla birlikte Hürmüz Boğazı fiilen kapandı. Bu boğaz dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde yirmisinin geçtiği bir koridor kapanınca petrol arzı anında sıkıştı ve Brent fiyatı 73 dolardan 118 dolara fırladı. Türkiye her yıl 55-60 milyar dolarlık enerji ithal eden bir ülke petrol bu kadar pahalanınca ithalat faturası şişti, döviz talebi arttı ve TL satış baskısıyla karşı karşıya kaldı.</em></p>
</blockquote>

<h2><strong>Bu artış yapısal mı, geçici mi?</strong></h2>

<p>TL’deki değer kaybının sadece savaş kaynaklı olmadığını vurgulayan Işık, sürecin yapısal olduğunu belirterek <em>“TL zaten savaştan önce de değer kaybediyordu. TCMB’nin faiz indirimleri kronik cari açık ve yüksek enflasyon TL üzerinde süregelen bir baskı oluşturuyordu. Savaş bu var olan eğilimi hızlandıran bir katalizör oldu. Tek başına yarattığı bir hareket değil tabi, zaten gidilmekte olan yönü sertleştiren bir ivme kazandırıcı." </em>ifadesini kullandı.</p>

<p>Işık, <em>"Asıl sorun şu ki Hürmüz meselesi diplomatik masada çözüme kavuşmadan petrol fiyatları kalıcı olarak düşmeyecek. Petrol düşmeyince Türkiye’nin ithalat faturası hafiflemeyecek, hafiflemeyince de cari açık üzerindeki baskı devam edecek. Bu döngü kırılmadıkça jeopolitik bileşen kura yapışık kalıyor. Geçici bir dalgalanma olarak değil, yapısal bir dış koşul olarak fiyatlanıyor”</em> dedi.</p>

<p><img alt="Levent Işık 1" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/levent-isik-1.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>Küresel etki ağır basıyor</strong></h2>

<p>Işık, mevcut tabloda belirleyici olanın iç dinamiklerden çok küresel gelişmeler olduğunu kaydetti. Değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:</p>

<blockquote>
<p><em>Şu an tartışmasız küresel dinamikler belirleyici. Petrol fiyatı dolar endeksinin seyri ve Hürmüz riski kuru şekillendiren ana güçler. Türkiye bu tabloda çift taraflı yaralı. Hem enerji ithalatçısı olduğu için petrol pahalılaşmasından hem de gelişen piyasa olduğu için küresel risk kaçışından doğrudan etkileniyor. Diğer gelişen ülkelerin aksine Türkiye bu krizin tam ortasına coğrafi ve ekonomik olarak çok daha yakın duruyor.</em></p>
</blockquote>

<h2><strong>3-6 ayda yön yukarı</strong></h2>

<p>Önümüzdeki döneme ilişkin senaryoları değerlendiren Işık, kurun seyrinin tamamen jeopolitik gelişmelere bağlı olduğunu kaydetti. Işık, <em>“Ateşkes çökerse petrol 110 doların üzerine çıkar ve kur 47-48 TL bandını test edebilir. Ateşkes sürerse 45-47 TL aralığında dalgalanma görürüz. Kalıcı çözüm gelirse baskı azalır ama şu an bu en zayıf ihtimal” </em>dedi.</p>

<p><img alt="Dolar 1-2" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/dolar-1-2.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>Yıl sonu tahmini: 50 TL üzeri ihtimal masada</strong></h2>

<p>Işık, yıl sonu beklentilerine dair ise şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<blockquote>
<p><em>Savaş öncesinde kurumların konsensüsü 50-52,5 TL bandıydı. Dünya Bankası daha görüşmeler bitmeden Türkiye’nin 2026 büyüme tahminini 3,7’den 2,8’e çekti. Bu revizyon kura da ek yukarı baskı anlamına geliyor. Ateşkes tutarsa ve petrol 90 dolar civarına oturursa yıl sonu için 50-53 TL makul bir bant olarak öne çıkıyor. </em><em>Ama savaş yeniden alevlenir ve Hürmüz uzun süre kapalı kalırsa bu tahminlerin tamamı geçersiz kalır. 55 TL ve üzeri seviyelerin konuşulması an meselesi olabilir. Şu an herhangi bir rakam söylemek sahadaki günlük haber akışından daha güvenilir değil. Piyasa önümüzdeki birkaç günde Hürmüz ve savaş cephesinden gelecek haberlerle hareket edecek. Fitch’in görünüm değiştirmesi de hoş olmadı.</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<h2><strong>Fed etkisi: ABD bile dolaylı vuruyor</strong></h2>

<p>ABD Merkez Bankası’nın politikalarının da doları güçlendirdiğini belirten Işık,<em>“Savaşın tetiklediği yüksek petrol fiyatları Amerikan enflasyonunu da besledi ve Fed’in faiz indirme planlarını alt üst etti. Fed faiz indiremediği sürece dolar küresel ölçekte güçlü kalmaya devam ediyor. Dolar güçlü kaldıkça gelişen piyasa paraları TL dahil zayıflıyor. Yani savaşın ABD’deki enflasyon etkisi bile Türkiye’nin kuruna dolaylı yoldan vuruyor"</em> dedi.</p>

<h2><strong>Kim kazanıyor, kim kaybediyor?</strong></h2>

<p>Döviz birikimi olanlar ve turizm sektörünün avantajlı olduğunu kaydeden Işık; enerji, sanayi ve ithalata bağımlı tüm sektörlerin maliyet baskısı altında olduğunu vurguladı. Ekonomist, sabit gelirli vatandaşın en büyük kaybeden olduğuna dikkat çekti.</p>

<p><img alt="Dolar-1" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/dolar-1.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>Vatandaşa uyarı: “Panik en büyük hata”</strong></h2>

<p>Işık, yatırım yapmak isteyen vatandaşlara da panik yatırımı yapılmaması konusunda uyarılarda bulundu. <em>“Dolar yükseliyor alayım ya da düşecek satayım refleksi bu dönemde en çok zarar ettiren davranış. Volatilite çok yüksek. İzlemek ve acele etmemek daha sağlıklı” </em>dedi.</p>

<h2><strong>Kritik eşik: 45 TL</strong></h2>

<p>Kurda teknik seviyelere dikkat çeken Işık, 45 TL'nin hem psikolojik hem teknik eşik olduğunu kaydetti. Aşılması halinde 47-48 TL bandına hızlı bir hareket görülebileceğini vurguladı.</p>

<h2><strong>Şu an dolar almak mantıklı mı?</strong></h2>

<p>Son olarak şu an dolara yatırım yapmanın mantıklı olup olmadığını değerlendiren Işık, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p><em>“Orta ve uzun vadede dolar, enflasyona karşı korunma aracı olmaya devam ediyor. Ancak kısa vadede zamanlama çok zor. Bu seviyeden alım kararı dikkatli verilmeli. Volatilite son derece yüksek. Ateşkes haberlerine göre kur pazartesiden itibaren hem yukarı hem aşağı sert hareket edebilir. Yani zamanlamayı iyi yapmak önemli ve şu an bunu doğru yapmak çok zor."</em></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Özel Haber</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/ekonomist-levent-isik-panikle-dolar-alinmamali</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/levent-isik-manset.jpg" type="image/jpeg" length="14469"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman uyardı: Aşı hayat kurtarıyor, tarama ihmal edilmemeli]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/uzman-uyardi-asi-hayat-kurtariyor-tarama-ihmal-edilmemeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/uzman-uyardi-asi-hayat-kurtariyor-tarama-ihmal-edilmemeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 10. Dairesi’nin HPV aşısına ilişkin emsal kararıyla tartışmalar yeniden gündeme geldi. Uzmanlar ‘derhal aşı olun’ çağrısı yaptı. Prof. Dr. Murat Öz, erken aşının koruyuculuğu artırdığını belirtirken, aşıya rağmen düzenli tarama programlarının ihmal edilmemesi gerektiğine de dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / İlkay Gürler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Danıştay 10. Dairesi, HPV aşısının ulusal aşı programına alınması talebiyle açılan davada emsal bir karar verdi. Sağlık Bakanlığı’nın ret kararını iptal eden mahkeme, idarenin 12 yıl önceki eski verileri esas almasının sağlık hakkına aykırı olduğuna hükmetti.</p>

<p>Türk Havadis’e konuşan Kadın Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Öz, HPV aşısının rahim ağzı kanserine karşı en etkili koruma yöntemlerinden biri olduğunu belirterek, aşının özellikle erken yaşta uygulanmasının koruyuculuğu artırdığını söyledi. Aşının yüksek oranda koruma sağlamasına rağmen tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Öz, düzenli tarama programlarının da aksatılmaması gerektiğine dikkat çekti.</p>

<h2><strong>“HPV çoğu zaman geçiyor, ancak herkes için aynı değil”</strong></h2>

<p>Prof. Dr. Murat Öz, HPV enfeksiyonlarının büyük kısmının kendiliğinden temizlendiğini belirtti. Ancak bazı durumlarda bu sürecin uzayabildiğine dikkat çeken Öz, özellikle yüksek riskli HPV tiplerinin daha kalıcı olabildiğini vurguladı. Murat Öz, <em>“HPV 16 ve 18 gibi yüksek riskli tiplerde virüsün vücuttan temizlenmesi daha zor ve uzun sürebilir”</em> ifadelerini kullandı. Sigaranın da önemli bir risk faktörü olduğunu belirten Öz, <em>“Sigara, bağışıklık yanıtını baskılayarak HPV’nin vücutta kalma süresini uzatır”</em> dedi.</p>

<p><img alt="Murat Öz" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/murat-oz.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>Bağışıklık sistemi belirleyici rol oynuyor</strong></h2>

<p>HPV ile mücadelede bağışıklık sisteminin kritik olduğuna işaret eden Murat Öz, kronik hastalıklar ve bağışıklığı baskılayan durumların süreci olumsuz etkilediğini söyledi. <em>“Bağışıklık sisteminin zayıfladığı durumlarda virüsün temizlenmesi gecikir ve kansere dönüşüm riski artar” </em>diyen Öz, çok sayıda partnerle temasın da yeni HPV tiplerine maruziyeti artırarak süreci zorlaştırdığını ifade etti.</p>

<p>Öz, virüsün vücuttan atılmasını kolaylaştıran faktörlere de değinerek, <em>“Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, yeterli uyku ve stres yönetimi bağışıklık sistemini güçlendirir” </em>dedi.</p>

<h2><strong>“HPV aşısı erken yapıldığında daha yüksek koruma sağlar”</strong></h2>

<p>HPV aşısının etkisine ilişkin bilgi veren Öz, günümüzde kullanılan 9’lu aşının önemli bir koruma sağladığını belirtti. <em>“Aşının içerdiği 9 tip, rahim ağzı kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ından sorumludur. Aşılanan toplumlarda kanser ve öncül lezyonlar yüzde 80-90 oranında azalıyor”</em> ifadelerini kullandı.</p>

<p>Aşının erken yaşta yapılmasının önemine de dikkat çeken Öz, <em>“HPV aşısı ne kadar erken yapılırsa koruyuculuğu o kadar yüksek olur, ancak her yaşta fayda sağlar”</em> dedi.</p>

<h2><strong>"Aşı koruyor ama tarama şart"</strong></h2>

<p>Aşının uzun süreli koruma sağladığını belirten Prof. Dr. Öz, <em>“Aşıdan 10 yıl sonra bile koruyucu antikor düzeyi yüzde 98’in üzerinde kalıyor” dedi. Ancak tüm HPV tiplerini kapsamadığını hatırlatan Öz, “Bu nedenle aşı olunsa bile düzenli tarama ihmal edilmemeli” </em>uyarısında bulundu.</p>

<p>Türkiye’de uygulanan tarama programlarına da değinen Öz, düzenli kontrollerin önemine dikkat çekti. <em>“Rahim ağzı kanseri tanısı alan kadınların yarısından fazlası hayatında hiç smear testi yaptırmamış kişilerden oluşuyor” </em>diyen Öz, erken teşhisin hayati olduğunu vurguladı.</p>

<p><img alt="Hpv Aşısı-1" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/hpv-asisi-1.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“HPV aşısı hem kadınlar hem de erkekler için gereklidir”</strong></h2>

<p>HPV’nin yalnızca rahim ağzı kanseriyle sınırlı olmadığını vurgulayan Murat Öz, <em>“HPV anal bölge, penis ve baş-boyun kanserlerinin de önemli bir nedenidir”</em> dedi. Özellikle ağız tabanı ve dil kökü kanserlerinin büyük kısmının HPV ile ilişkili olduğunu belirten Öz, <em>“Bu yüzden aşı hem kadınlar hem de erkekler için gereklidir”</em> diye konuştu.</p>

<h2><strong>“Devlet desteği şart”</strong></h2>

<p>HPV ile mücadelede bireysel çabanın yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Murat Öz, kamusal adımların önemine dikkat çekti. Öz, <em>“Gerçek ve kalıcı çözüm, devletin bu aşıyı tüm çocuklara ücretsiz sunmasıdır” </em>diyerek, birçok ülkenin HPV aşısını ulusal programına dahil ettiğini hatırlattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber, Sağlık</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/uzman-uyardi-asi-hayat-kurtariyor-tarama-ihmal-edilmemeli</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/hpv-asisi-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="53791"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni Aile Hekimliği Yönetmeliğine tepki: Daha çok iş, daha az ücret]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/yeni-aile-hekimligi-yonetmeligine-tepki-daha-cok-is-daha-az-ucret</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/yeni-aile-hekimligi-yonetmeligine-tepki-daha-cok-is-daha-az-ucret" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Resmi Gazete’de yayımlanan yeni düzenleme Aile Hekimliği Yönetmeliğinde değişiklikler getirirken, Aile Hekimi Dr. Ali Kanatlı uygulamanın sağlık çalışanları üzerindeki yükü artıracağına ve koruyucu hizmetleri zayıflatacağına dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / Berfin Türegün</strong></p>

<p>09 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikler, sağlık sisteminde yeni bir dönemin kapısını araladı. Düzenleme ile aile hekimliklerinde uzaktan sağlık hizmeti uygulaması başlatılırken, hekim ve sağlık çalışanlarının görev ve sorumlulukları genişletildi, şiddet uygulayan hastaların farklı birimlere yönlendirilmesine ilişkin yeni kurallar getirildi. Ayrıca nakil şartları, istihdam süreçleri ve eğitim süreleri yeniden düzenlenirken; bazı tıbbi ekipmanların temini, kamera zorunluluğu ve ortak kullanım alanlarına ilişkin yeni uygulamalar da yürürlüğe girdi. Türk Havadis’e konuşan <em>Türkiye Tabipler Birliği Merkez Konseyi üyesi</em> <em>Aile Hekimi Dr. Ali Kanatlı</em> ise düzenlemenin sağlık çalışanları için daha fazla iş yükü ve daha düşük gelir anlamına geldiğini belirtirken, koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan sürenin azalacağına dikkat çekti.</p>

<p><img alt="Aile Hekimliği Yönetmelik" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/aile-hekimligi-yonetmelik.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“Yönetmelik sahadaki sorunları çözmüyor”</strong></h2>

<p>Yeni düzenlemenin özellikle fiziki altyapı sorunlarına çözüm getirmediğini belirten Dr. Ali Kanatlı, deprem bölgelerindeki koşullara dikkat çekerek, <em>“Bu yönetmeliğin içinde aile sağlık merkezlerinin yapımı yok. Özellikle deprem bölgesinde 100’den fazla aile sağlık merkezi halen konteyner olarak bulunuyor. Hatay’da meydana gelen yağıştan sonra hastaların bekleyeceği yer su dolmuş, su göleti olmuştu ve insanlar aile sağlık merkezine ulaşamadı. Yönetmelik bu haliyle aile sağlık emekçileri için daha fazla çalışma, daha fazla performans ve daha az ücret anlamına geliyor. Bu da hastaların koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılacak zamanının daha az olması anlamına geliyor.” </em>dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>“Demirbaşlar kamuya geçiyor”</strong></h2>

<p>Yönetmelikte yer alan demirbaş düzenlemesine de değinen Kanatlı, aile hekimlerinin kendi imkanlarıyla temin ettiği ekipmanlara ilişkin eleştirilerde bulunarak, <em>“Maddenin birinde de aile hekimlerinin kendi cebinden ödedikleri parayla aldıkları demirbaş malzemelerinin kamuya geçmesi maddesidir. Bizler kamudan bir sağlık merkezi kurulmasını ve tüm donanımlarının kamu tarafından yapılmasını beklerken Sağlık Bakanlığı’nın yeni yönetmeliği kamunun aile hekimlerinin malzemelerine el koyması olarak ifade edebiliriz.”</em> diye konuştu.</p>

<h2><strong>“Şiddetin nedenine değil sonucuna müdahale var”</strong></h2>

<p>Sağlıkta şiddetle ilgili düzenlemelerin yetersiz kaldığını ifade eden Ali Kanatlı, uygulamanın riskler barındırdığını vurgulayarak, <em>“Burada şiddetin temellerine, sebeplerine inmeyip şiddeti uygulayanın aile hekimliğinin değiştirilmesi gibi bir uygulama söz konusu. Yani şiddetin sonuçlarına yönelik bir müdahale var. Şiddet uygulayan kişinin aynı sağlık merkezinde başka hekime kaydı yapılabiliyor. Şiddet uygulayanla şiddete uğrayan hekim yüz yüze gelebilecek. Bir madde de daha önce 4 hekimli aile sağlık merkezine bir tane bebek izlem odasının olmasıyken şimdi bunu 5 hekime çıkarttılar. Oda sayısını düşürdüler, koruyucu sağlık hizmetlerine verilen önemin çok düştüğünü, tedavi edici sağlık hizmetlerine önem verildiğini görüyoruz burada.”</em> ifadelerini kullandı.<br />
<img alt="Aile Hekimliği Yönetmelik Değişti" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/aile-hekimligi-yonetmelik-degisti.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“Yeni sistem hastayı 'müşteri' ve 'puan' olarak görüyor"</strong></h2>

<p>Maaş sistemi ve çalışma düzenine ilişkin değişikliklerin de soru işaretleri doğurduğunu belirten Dr. Kanatlı, özellikle yardımcı personelin durumunun netleşmediğini dile getirerek şunları söyledi:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><br />
<strong><em>“Aynı zamanda maaş kalemlerimize de çok farklı kriterler getirildi. Daha çok karmaşık sistemle maaş almaya devam edeceğiz. Bu maaş sistemi hastanın 'müşteri' ve 'puan' olarak görülmesine neden olmaktadır. Gruplamadaki esnek mesainin kaldırıldığı söyleniyor. Esnek mesailerle ilgili grup elemanı adı altında Türkiye’de 20 bine yakın bir istihdam var. Yani aile hekimlerinin yanlarına yardımcı hemşire olarak alıp ücretlerini de kendileri ödediği grup elemanları var. Bunların durumunun ne olacağı belli değil.”</em></strong></p>
</blockquote>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber, Sağlık</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/yeni-aile-hekimligi-yonetmeligine-tepki-daha-cok-is-daha-az-ucret</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/aile-hekimi-dr.jpg" type="image/jpeg" length="94298"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlığın Geliştirilmesi Derneği Başkanı: Tütünle başardık, sırada obeziteyle mücadele var]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/sagligin-gelistirilmesi-dernegi-baskani-tutunle-basardik-sirada-obeziteyle-mucadele-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/sagligin-gelistirilmesi-dernegi-baskani-tutunle-basardik-sirada-obeziteyle-mucadele-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlığın Geliştirilmesi Derneği Başkanı Mine Tuncel, Türkiye’nin tütünle mücadelede önemli bir başarı yakaladığını vurgularken, obezite ve yanlış sağlık algılarının yeni riskler oluşturduğunu söyledi. Tuncel, toplum davranışlarını değiştirmek için uzun vadeli ve kapsamlı iletişim stratejilerinin şart olduğuna dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / Berfin Türegün</strong></p>

<p>Toplum sağlığını tehdit eden unsurlara karşı yürütülen mücadelede davranış değişikliğinin önemi her geçen gün daha fazla gündeme geliyor. Bu kapsamda Türk Havadis’e değerlendirmelerde bulunan Sağlığın Geliştirilmesi Derneği Başkanı Mine Tuncel, tütün kullanımında elde edilen başarının örnek teşkil ettiğini belirterek, günümüzde obezite ve sosyal medyada yayılan yanlış sağlık algılarının yeni risk alanları oluşturduğunu ifade etti. Tuncel, toplum davranışlarını değiştirmek için uzun soluklu ve bütüncül bir yaklaşım gerektiğini vurguladı.</p>

<h2><strong>Tütünle mücadelede büyük başarı</strong></h2>

<p>Türkiye’nin sigarayla mücadelede önemli bir dönüşüm yaşadığını belirten Tuncel,<em> “Toplumların davranışlarını değiştirmek çok zordur. Ancak biz Türk milleti olarak çok iyi başardık. Tütün kampanyamız dünyanın en iyi tütün kampanyası seçilmişti ve sigara içme davranışımız gerçekten çok hızlı değişti. Zaman zaman ihlaller olsa da eskiden bütün kapalı mekanlarda sigara içiliyordu ülkemizde. Şu an çok şükür ki öyle bir şey yok yani hak ihlali olabilir ama genel bir davranış olarak açıklayamayız.”</em> dedi.</p>

<h2><strong>"Toplumsal davranış için 360 derece iletişim şart"</strong></h2>

<p>Toplum sağlığını korumanın yalnızca bireysel değil, kolektif bir süreç olduğunu vurgulayan Mine Tuncel, <em>“Toplum davranışını değiştirmek için çok uzun süreli bütün toplumu kapsayan bizim 360 derece dediğimiz iletişim teknikleriyle toplumu bilgilendirmek lazım. Sağlıklı yaşamayı da aslında birazcık öğrendik ama kirli yanı da var sosyal medyada. Zayıf olmak sağlıklıymış gibi bir öğreti gelişti. Onu değiştirmek lazım.”</em> diye konuştu.</p>

<h2><strong>İki büyük tehdit: Tütün ve obezite</strong></h2>

<p>Sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine de işaret eden Tuncel, şöyle konştu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p><em>Sağlıklı yaşamayı öğretmezsek, sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği de riske giriyor. Çünkü tedavi hizmetleri hem çok maliyetli hem de bir insan hasta olduktan sonra onu tedarik etmek artık yaşam kalitesini geri vermiyor. Dünya Sağlık Örgütü dünyada iki büyük pandemi var diyor. Biri tütün, biri obezite. Bunun sonucunda kanserler artıyor, kardiyolojik problemler artıyor. Dolayısıyla biz bu iki sorunla baş edersek aslında birçok hastalığı ekarte ediyoruz. Bunlarla mücadele edeceğiz, etmeye devam edeceğiz. Özellikle biz sağlık profesyonelleri.</em></p>
</blockquote>

<h2><strong>"Sağlıklı yaşamın temeli: dengeli beslenme ve hareket"</strong></h2>

<p>Sağlıklı yaşamın temel prensiplerine değinen Tuncel, yaşam kalitesinin artırılmasının esas hedef olması gerektiğine dikkat çekerek, <em>“Az yiyip çok hareket etmeli, tütün mamullerinden de uzak durmalıyız ki daha sağlıklı bir yaşam olsun. Aslında çok uzun yaşamak değil. Ömrümüz belli ama yaşadığımız ömrü kaliteli yaşamak. Hastalıklarla olabildiğince geç tanıtmak, karşılaşmak, çok kıymetli kaliteli bir ömür sürmek. Dediğim gibi hem bakanlık olarak hem de sivil toplantısıyla elimizden geleni yapıyoruz.” </em>ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber, Sağlık</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/sagligin-gelistirilmesi-dernegi-baskani-tutunle-basardik-sirada-obeziteyle-mucadele-var</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/sagligin-gelistirilmesi-dernegi-baskani-mine-tuncel.jpg" type="image/jpeg" length="80670"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Oflu Hoca’nın "tılsımı" çözüldü: "Soyunmayın derdim!"]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/oflu-hocanin-tilsimi-cozuldu-soyunmayin-derdim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/oflu-hocanin-tilsimi-cozuldu-soyunmayin-derdim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oyuncu Çetin Altay, fenomenleşen Oflu Hoca karakterinden, Trabzonspor tutkusuna ve yeni projelerine dair Türk Havadis'e çarpıcı açıklamalarda bulundu. Oflu Hoca, Trabzonspor teknik direktörü olsaydı soyunma odasındaki ilk konuşması ne olurdu sorusuna  "Soyunmayın derdim" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / Tevhide İrem Zorlu</strong></p>

<p><strong>Fotoğraf - Video / Ebru Şahin</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türk sinemasının fenomen karakterlerinden biri haline gelen <strong>Oflu Hoca</strong>’ya hayat veren ünlü oyuncu <strong>Çetin Altay</strong>, karakterin başarısının perde arkasını ve merak edilen yeni projelerini anlattı. Sahne dışındaki sakin tavırlarıyla dikkat çeken Altay; Trabzonspor’a olan tutkusundan, set arkasındaki disiplinine ve gerçek hayattaki karakterine kadar birçok konuda konuştu.</p>

<h2><strong>"Suni bir şey olmasın diye çabaladım"</strong></h2>

<p>Oflu Hoca'nın neden bu kadar sevildiği sorusuna yanıt veren Altay, başarının formülünü şu sözlerle aktardı:</p>

<blockquote>
<p>Doğal olmak, karakteri sevdirmek kolay değil. Hele komedi hiç kolay değil. Ben çalışırken çok doğal olsun, aman çok böyle suni, sahte bir şey olmasın diye elimden gelen her şeyi yaptım. Herhalde tılsımı budur diye tahmin ediyorum.</p>
</blockquote>

<h2><strong>Oflu Hoca teknik direktör olsaydı...</strong></h2>

<p><em>"Oflu Hoca soyunma odasına girseydi ilk cümlesi ne olurdu?"</em> sorusuna esprili bir dille <em>"Soyunmayın derdim herhalde" </em>diyerek başlayan Altay, <em>"Siz mücadelenizi verin. Kaybetmek de hayata dair, oyunun içinde var. Ama biz kazanmak için elimizden geleni yapalım. En azından mücadeleyi gördüğüm zaman güzel, motive edecek bir konuşma yapardım. Kaybediyorsak, hakkıyla kaybedelim" </em>ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="Oflu Hoca’nın %22Tılsımı%22 Çözüldü %22Soyunmayın Derdim!%22 Haber Içi" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/oflu-hocanin-22tilsimi22-cozuldu-22soyunmayin-derdim22-haber-ici.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>"Şampiyonluk izlerken daha çok ter döküyorum"</strong></h2>

<p>Trabzonspor’un şampiyonluk mücadelesini büyük bir heyecanla takip ettiğini belirten ünlü oyuncu, maç izlemenin oyunculuktan daha zor olduğunu ifade etti:</p>

<blockquote>
<p><em>Maç izlerken her hafta ter döküyorum. Puanlar çok kıyasıya gidiyor. İnşallah. Dur bakalım, ne olacağı belli değil. Şu an çok ortada. Maç izlemek, kamera karşısında olmaktan daha zor. Çünkü şampiyonluk izlerken daha çok ter döküyorum.</em></p>
</blockquote>

<h2><strong>Filmdeki gibi değil!</strong></h2>

<p>Filmdeki asabi karakterinin aksine özel hayatında sakin olduğunu vurgulayan sanatçı, öfke yönetimi hakkında şunları söyledi:</p>

<blockquote>
<p><em>Ben gerçek hayatta çok parlamam kolay kolay. Tabii ki ben de insanım, bazen çok gerildiğim şeyler oluyor ama öyle çok çabuk parlayan birisi değilim. Bir on saniyelik süreci geçiriyorum, içimden nefes süreci... Kavga etmeyi seven birisi değilim.</em></p>
</blockquote>

<p><img alt="Oflu Hoca’nın %22Tılsımı%22 Çözüldü %22Soyunmayın Derdim!%22 Haber Içi 2" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/oflu-hocanin-22tilsimi22-cozuldu-22soyunmayin-derdim22-haber-ici-2.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>Yeni film müjdeleri var!</strong></h2>

<p>Hayranlarını heyecanlandıracak haberleri paylaşan Altay,<em> "Drama konuştuk ama daha onunla ilgili bir hamle yapmadık. Birkaç tane komedi filmi var bekliyor, zamanı gelince duyarsınız. Bir tanesi mayıs ayı gibi vizyona girecek. Çekmeyi düşündüklerim var, onların görüşmesini yapıyorum. Yine komediden devam edeceğiz" </em>diyerek kariyer planlamasında komedinin ağırlığını koruyacağını belirtti.</p>

<p></p>

<blockquote class="instagram-media" data-instgrm-captioned="" data-instgrm-permalink="https://www.instagram.com/reel/DW8-ke3gD9X/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" data-instgrm-version="14">
<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4; margin-right:14px"></div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>
</div>

<div></div>

<div style="margin-left:auto; margin-right:auto"></div>

<div>
<div style="color:#3897f0"><a href="https://www.instagram.com/reel/DW8-ke3gD9X/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="text-align:center" target="_blank">Bu gönderiyi Instagram'da gör</a></div>
</div>

<div></div>

<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4; margin-left:2px; margin-right:14px"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<div style="margin-left:8px">
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>

<div style="margin-left:auto">
<div></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>
</div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<p style="color:#c9c8cd; text-align:center"><a href="https://www.instagram.com/reel/DW8-ke3gD9X/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="color:#c9c8cd" target="_blank">Türk Havadis (@turkhavadisnet)'in paylaştığı bir gönderi</a></p>
</div>
</blockquote>
<script async src="//www.instagram.com/embed.js"></script></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat, Özel Haber</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/oflu-hocanin-tilsimi-cozuldu-soyunmayin-derdim</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/oflu-hocanin-22tilsimi22-cozuldu-22soyunmayin-derdim22.jpg" type="image/jpeg" length="31964"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocukluk çağı kanserinde erken tanı: "Büyüme ağrısı" zannetmeyin!]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/cocukluk-cagi-kanserinde-erken-tani-buyume-agrisi-zannetmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/cocukluk-cagi-kanserinde-erken-tani-buyume-agrisi-zannetmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukluk çağı kanserlerinde son 40 yılda yaşanan tıbbi gelişmeler, tedavi başarısını %80’in üzerine taşıdı. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof.Dr.H.Ahmet Demir, Türk Havadis’e konuşarak, “Özellikle kemik ağrıları başta olmak üzere ailelerin dikkatli olması ve bilinçli olması gerek” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / Tevhide İrem Zorlu</strong></p>

<p><strong>Fotoğraf / İlkay Gürler</strong></p>

<p>Modern tıbbın sunduğu imkanlarla artık "iyileşmez" gözüyle bakılan pek çok vaka, erken teşhis ve doğru tedavi protokolleri sayesinde tamamen sağlığına kavuşabiliyor. Ancak bu başarı tablosunda en kritik rolü, hastalığın henüz başlangıç aşamasında fark edilmesi oynuyor.</p>

<p><img alt="Çocukluk Çağı Kanserinde Erken Tanı %22Büyüme Ağrısı%22 Deyip Geçmeyin! Haber Içi 2" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/cocukluk-cagi-kanserinde-erken-tani-22buyume-agrisi22-deyip-gecmeyin-haber-ici-2.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>Erken tanı ana başat unsur!</strong></h2>

<p>Tedavi başarısındaki en önemli faktörün erken teşhis olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Demir, şu ifadeleri kullandı:</p>

<blockquote>
<p>Artık son 40 yılda özellikle onkolojik tedavilerdeki gelişmelerle beraber çocukluk çağı kanserlerinde %80'in üzerinde şifa şansı var. Yani bu çocuklar iyileşiyorlar ve çoluk çocuğa karışıyorlar. Bu bizim için çok değerli ve önemli. Fakat bu tedavi başarısında bu oranları yakalayabilmek her zaman mümkün değil. Burada da en önemli faktör; yüksek oranda tedavi şansı elde etmek için erken tanının konulması. Maalesef çok ileri bir yakınma aşamasında hasta bize geldiğinde, ileri evrede bir tanı koyduğumuzda hem tedavi şansı azalıyor hem de daha çoklu tedavilerle daha düşük başarı elde etmiş oluyoruz.</p>
</blockquote>

<h2><strong>Sadece cerrahiyle %90 başarı şansı</strong></h2>

<p>Hastalığın evresine göre tedavi sürecinin değiştiğini belirten Demir, “Örneğin bir nöroblastom 4. evrede geldiğinde, yaşı da 18 ayın üzerinde ise bu yüksek risk grubuna girer ve tedavi şansı çoklu kemoterapiler, radyoterapiler, immünoterapilere rağmen %40'ları maalesef aşamıyor. Ama siz bu çocuğu aynı hastalıkta evre 1 ve 2'de tanısını koyarsanız o zaman kemoterapi ve radyoterapi almaksızın, bakın hiç ek bir tedavi almaksızın sadece cerrahiyle %90 üzerinde tedavi şansı var. Dolayısıyla belirti ve bulguların farkında olmak bu çocuklarımızın tedavisinde ana başat unsur olarak kendisini gösteriyor" dedi.</p>

<h2><strong>Ailelerin dikkat etmesi gereken belirtiler</strong></h2>

<p>Prof. Dr. Demir, ailelerin hangi durumlarda vakit kaybetmeden bir onkolojik değerlendirme istemesi gerektiğini ise şu sözlerle aktardı:</p>

<p>⁠Morluklar ve kanamalar: "Cildinde farklı bölgelerde morluklar kolayca oluşuyorsa, burun kanaması sık oluyorsa, diş eti kanamaları oluyorsa ya da idrarında kırmızı renkli bir renk değişikliği oluyorsa mutlaka onkolojik değerlendirme yapılmalı"</p>

<p>⁠Şişlikler: "Koltuk altında, boyunda lenf bezlerinin büyümesi, kollarda, bacaklarda ve gövdede herhangi bir şişlik, karın şişliği bizim için önemlidir. Böbrek tümörlerinde anneler genelde çocuklarını banyo yaptırırken ya da göbeğini okşarken bir şişlik fark ederler. Vücudun herhangi bir yerinde anormal bir bombelik olduğunda çocuk değerlendirilmeli"</p>

<p>⁠Ateş ve halsizlik: "Kilo kaybı, gece terlemesi ve ateş bizim için çok önemlidir. Eğer bir çocukta halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, kilo kaybı, gece terlemesi veya ateş varsa onkolojik değerlendirme istiyoruz. Özellikle 5 günden fazla süren bir ateş durumunda onkolojik süreçlerin dışlanması gerekir"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gözde 'kedi gözü' bulgusu: "Bebeklerde fotoğraf çektiğimizde göz bebeklerinde kırmızı refle olması gereken bulgudur. Ama o kırmızı refle beyaza dönüşmüşse, yani kedi gözü gibi bir parlama görüyorsak bu bir göz tümörü olan retinoblastom olabilir. Derhal göz hekimine başvurulmalı"</p>

<p>⁠Kemik ağrıları: "11-12 yaşından sonra 'büyüme ağrısı' denilerek geçiştirilen ağrılarda kemik tümörleri aklımızda bulunmalı. Bu ağrıların özelliği; gece uyandırır, genelde tek taraflıdır, giderek şiddetlenir ve medikal tedavilere yanıt vermez"</p>

<p><img alt="Çocukluk Çağı Kanserinde Erken Tanı %22Büyüme Ağrısı%22 Deyip Geçmeyin! Haber Içi 3" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/cocukluk-cagi-kanserinde-erken-tani-22buyume-agrisi22-deyip-gecmeyin-haber-ici-3.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>Yeni nesil tedaviler: İmmünoterapi ve akıllı ilaçlar</strong></h2>

<p>Tedavideki yeni ufuklara değinen Demir, hedeflenmiş tedavilerin önemini vurguladı:</p>

<p>En önemli yeniliklerimiz terapiler yani hedeflenmiş tedaviler, bir diğeri de immünoterapiler. Bunlar küçük moleküller ve onkolojik yaklaşımlarımızda çığır açtı. Hatta bazı hastalıklarda tek bir ağızdan ilaçla çok ciddi olarak tümörü tedavi eder hale geldik. İmmünoterapi şöyle çalışıyor: Biz bir ilaç veriyoruz, gidip tümöre bağlanıyor ve vücuda 'Burada bir düşman var' diye alarm veriyor. Bağışıklık sistemi tümöre saldırmaya başlıyor. Bununla beraber yüksek riskteki tedavi şansımız %40'lardan %60'lara yükseldi.</p>

<p>Prof. Dr. Demir son olarak, "Eğer çocuklarının genel durumlarında bir farklılık görüyorlarsa, vücutlarının herhangi bir yerinde şişlik varsa, beklenmedik ve olağan dışı davranışlar fark ediyorlarsa derhal doktorlarına başvursunlar" diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber, Sağlık</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/cocukluk-cagi-kanserinde-erken-tani-buyume-agrisi-zannetmeyin</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/cocukluk-cagi-kanserinde-erken-tani-22buyume-agrisi22-deyip-gecmeyin.jpg" type="image/jpeg" length="78458"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TSK El Ele Vakfı alkış topladı: Özel bireylere istihdam desteği veriliyor]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/tsk-el-ele-vakfi-alkis-topladi-ozel-bireylere-istihdam-destegi-veriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/tsk-el-ele-vakfi-alkis-topladi-ozel-bireylere-istihdam-destegi-veriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TSK El Ele Vakfı bünyesinde faaliyet gösteren Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi, engelli bireylerin eğitimi ve istihdamına katkı sağlamaya devam ediyor. Kurum Müdürü Serkan Yabancı, şehit ve gazilerin engelli çocuklarına yönelik verdikleri hizmetleri anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / İlkay Gürler</strong></p>

<p>TSK El Ele Vakfı bünyesinde faaliyet gösteren Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi, engelli bireylerin eğitimi ve istihdam süreçlerine destek olmayı sürdürüyor. Kurum Müdürü Serkan Yabancı, vakfın 1996 yılında şehit ve gazilerin engelli çocuklarına destek olmak amacıyla kurulduğunu hatırlatarak, rehabilitasyon merkezinin de bu yapı içinde bir proje olarak hayata geçirildiğini belirtti. “Şu anda 250 öğrencimize hizmet vermekteyiz. Yaş grupları oldukça geniş; 3 yaşında da çocuğumuz var, 50 yaşında da çocuğumuz var” diyen Yabancı, merkezin hem askeri personel hem de sivil vatandaşların çocuklarına hizmet verdiğini ifade etti.</p>

<h2><strong>11 atölye ile istihdam odaklı eğitim</strong></h2>

<p>Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürü Serkan Yabancı, merkezde bireysel ve grup derslerinin yanı sıra çeşitli sosyal ve mesleki faaliyetler de yürütüldüğünü ifade etti. Yabancı, “Adli terapi eğitimlerimiz, yüzme derslerimiz ve atölye çalışmalarımız var” diyerek özellikle atölye çalışmalarının önemine dikkat çekti. Okul çağını tamamlamış bireyler için istihdam odaklı bir model benimsediklerini belirten Yabancı, “Büyük yaş grubu çocuklarımız için 11 tane atölyemiz var. Seramik, ebru, tiyatro, giyim ve el sanatları gibi alanlarda onların meslek edinmelerini sağlamaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.</p>

<p><img alt="Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon2" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/ozel-egitim-ve-rehabilitasyon2.jpg" width="1280" /></p>

<p>Tam zamanlı programlara da değinen Serkan Yabancı, “Çocuklarımız sabah 9’dan akşam 5’e kadar bizimle birlikte oluyor. Grup ve bireysel derslerini alıyor, yemeklerini burada yiyorlar. Onlar içimizden biri oluyorlar, hayatı birlikte paylaşıyoruz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Özel gereksinimli bireylerde gelecek endişesi </strong></h2>

<p>Özel gereksinimli bireylerin yaşadığı en önemli sorunlardan birinin gelecek güvencesi olduğunu dile getiren Serkan Yabancı, “Aileler bu dünyadan göçüp gittikten sonra bu çocukların kalacak ve kendilerini istihdam edebilecekleri bir yer ne yazık ki Türkiye’de mevcut değil” dedi. Yabancı, ayrıca ailelerin çocuklarını gün içinde güvenle bırakabileceği ve birlikte kaliteli zaman geçirebileceği alanların yetersiz olduğuna da dikkat çekti.</p>

<p><img alt="Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/ozel-egitim-ve-rehabilitasyon.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“Tüm gelirler eğitim ve gelişim için kullanılıyor”</strong></h2>

<p>Vakıf destekli bir kurum oldukları için kar amacı gütmediklerini ve tüm gelirlerini çocukların eğitimine, materyallere ve ortam düzenlemelerine ayırdıklarını sözlerine ekleyen Yabancı, toplumun kendilerine verdiği desteğin de büyük önem taşıdığını belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/tsk-el-ele-vakfi-alkis-topladi-ozel-bireylere-istihdam-destegi-veriliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/tsk-el-ele-vakfi-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="61747"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Batı Trakya’da hak krizi: Uzman Özpınar Lozan’ın 40. maddesini işaret etti]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/bati-trakyada-hak-krizi-uzman-ozpinar-lozanin-40-maddesini-isaret-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/bati-trakyada-hak-krizi-uzman-ozpinar-lozanin-40-maddesini-isaret-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yunanistan’ın müftü atama adımları, Batı Trakya Türk azınlığının tarihsel hakları üzerinden yeni bir gerilim hattı oluşturdu. Dış Politika Uzmanı Özpınar, yaşanan süreci tarihsel arka planıyla birlikte ele alarak önemli açıklamalar yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber – Dilara Dilşah Canikli</strong></p>

<p>Son dönemde Yunanistan hükümetinin Batı Trakya Türk Azınlığına yönelik açıklamaları Türk dünyasının gündeminde öne çıkıyor. Müftülerin belirlenme usulüne ilişkin atılan adımlar, azınlığın kendi dini temsilcilerini seçme hakkı üzerinden yeni bir gerilim başlığı oluşturuyor. Tarihsel anlaşmalar ve uluslararası hukuk çerçevesinde şekillenen bu hakların sınırları yeniden tartışmaya açılırken, sahadaki gelişmeler tansiyonu yükseltiyor.</p>

<p>Dış Politika Uzmanı Zeynep Gizem Özpınar, Türk Havadis’e yaptığı değerlendirmede süreci tarihsel arka planıyla birlikte ele aldı.</p>

<h2><strong>ÖZGÜRCE MÜFTÜ SEÇME HAKKI LOZAN’DAN ÖNCEYE DAYANIYOR</strong></h2>

<p>Meselenin doğru anlaşılabilmesi için sürecin tarihsel geçmişine bakmanın şart olduğunu kaydeden Özpınar, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın müftülerini özgürce seçme hakkının 1923 Lozan Barış Antlaşması’ndan daha önceki bir hukuki zemine dayandığını belirtti. Özpınar, <em>“Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında 1913’te imzalanan Atina Antlaşması ve bunu 1920’de Yunan iç hukukuna dahil eden düzenlemeler, Müslüman azınlığın müftülerini cemaat tarafından seçmesini açıkça öngörmekteydi” </em>dedi.</p>

<h2><strong>YUNANİSTAN 1991 YILINDA MÜFTÜ ATAMASINI KALICI BİR SİSTEME DÖNÜŞTÜRDÜ</strong></h2>

<p>Ancak 1980’lerin ortalarından itibaren Yunan devletinin bu dengeyi kökten değiştirdiğine dikkat çeken Özpınar, <em>“1985 yılında Gümülcine Müftüsü Hüseyin Mustafa Efendi’nin vefatının ardından Yunan makamları, azınlığa danışmadan ilk atamaları gerçekleştirmiş ve geleneksel seçim usulünü fiilen terk etmiştir”</em> ifadesini kullandı.</p>

<p>Bu tek taraflı yaklaşımın 1990 yılında azınlığın kendi iradesiyle İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Ağa’yı ve Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif’i seçmesiyle açık bir çatışmaya dönüştüğünü kaydeden uzman, Yunanistan’ın 1991 yılında çıkardığı yeni düzenlemeyle eski 2345 sayılı yasayı yürürlükten kaldırarak müftülerin resmî kararname ile atanmasını kalıcı bir sisteme dönüştürdüğünü belirtti. Azınlığın ise bu tek taraflı değişikliği Lozan Antlaşması’nın açık hükümlerine aykırı bularak kendi seçtiği müftüleri meşru dinî otorite olarak tanımaya devam ettiğinin altını çizdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>DİMETOKA, RODOP VE İSKEÇE’DE “TAYİNLİ MÜFTÜ” SÜRECİ</strong></h2>

<p>Söz konusu tarihi sürecin tekrardan gündeme gelmesinin sebeplerine değinen Özpınar, olayların Dimetoka’da azınlık temsilcileri ve kurumlarıyla hiçbir istişare yapılmadan, <em>“seçim”</em> kisvesi altında dayatılan <em>“tayinli müftü”</em> belirleme süreci ile başladığını, ardından bu uygulamanın Rodop ile İskeçe’de de genişletilmeye çalışılmasıyla alevlendiğini ifade etti. Gerilimi zirveye taşıyan hususun ise 11 Ekim 2024’te İskeçe’deki Çınar Camii’nde Yunan devleti tarafından atanan müftülerin cemaatle birlikte cuma namazı kılmak istemesi üzerine yaşanan olaylar olduğunu kaydetti.</p>

<h2><strong>TÜRKİYE’DEN GÜÇLÜ TEPKİ</strong></h2>

<p>Özpınar; Yunanistan’ın hem azınlığın Lozan’dan doğan dinî haklarını fiilen çiğnemesi hem de bu haklarını savunan bireylere karşı hukuki süreç başlatmasının konuyu daha da derinleştirdiğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin güçlü tepkisine yol açtığını vurguladı.</p>

<h2><strong>YUNANİSTAN YORUM TARTIŞMASINDAN KAÇINMA STRATEJİSİ İZLİYOR</strong></h2>

<p>İki ülkenin dışişleri bakanlıklarının peş peşe yaptığı açıklamaları ve iki ülkenin de açıklamalarını Lozan Anlaşmasına temellendirmesi hakkında konuşan Özpınar, şu ifadeleri kullandı:</p>

<blockquote>
<p><em>Yunanistan’ın “Lozan Antlaşması yoruma açık değildir” vurgusu, siyasi bir tutum alışın ifadesidir ve çürütülebilir. Uluslararası antlaşmalar hukuku açısından bakıldığında, 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin (VCLT) 31. Maddesi bağlamında hiçbir antlaşma metni kendi kendini “yorum dışı” ilan edemez; böyle bir beyan hukuki olmaktan ziyade siyasi bir söylemdir. Bir devletin “metin açıktır, yoruma gerek yok” demesi, uluslararası hukuk literatüründe genellikle yorum tartışmasından kaçınma stratejisi olarak tanımlanır ve bu durum, pozisyonun kırılganlığını ele verir.</em></p>
</blockquote>

<h2><strong>AZINLIĞIN HAKKI LOZAN’IN 40. MADDESİ İLE KORUNUYOR</strong></h2>

<p>Özpınar, söz konusu tartışmanın temeli olan Lozan Antlaşması’nın 40. Maddesini ise şu şekilde aktardı:</p>

<p><em>“Antlaşmanın 40. maddesi, Müslüman azınlığa ‘masrafları kendilerine ait olmak üzere her türlü hayri, dini ve içtimai kurumlar, her türlü okul ve diğer eğitim ve yetiştirme kurumu kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dini törenlerini serbestçe yürütmek hususlarında eşit haklara sahip olacaklarını’ taahhüt etmektedir. Buradaki ‘yönetmek ve denetlemek’ ifadesi, dini kurumlar üzerinde özerk bir idare hakkını açık ve tartışmasız biçimde içermektedir. Müftülük, ibadetin yanı sıra kişisel statü (nikâh, miras, boşanma vb.) konularında da yetki sahibi bir kurumdur. Dolayısıyla müftüyü devletin bizzat ataması, bu özerkliği fiilen ve bütünüyle ortadan kaldırmaktadır. Yunanistan’ın ‘antlaşma açıktır’ derken atıfta bulunduğu aynı metin, kendi uygulamasını hukuken geçersiz kılacak hükümleri barındırmaktadır.”</em></p>

<p>Ayrıca uzman; Yunanistan’ın 1985 yılına kadar müftü seçimine fiilen izin vererek uygulamaya karşı çıkmayarak bu hakkı onlarca yıl boyunca zımnen tanıdığını belirtti. Yunanistan’ın sonradan yaptığı açıklamaların uluslararası hukuktaki estoppel ilkesiyle (yani bir tarafın önceki tutumu ve davranışlarıyla çelişen bir iddiayı sonradan öne sürme yasağıyla) bağdaşmadığını vurguladı.</p>

<h2><strong>YUNANİSTAN, AZINLIĞIN TÜRK KİMLİĞİNİ BEYAN ETME HAKKINI ENGELLİYOR</strong></h2>

<p>Yunanistan’ın Batı Trakya’daki azınlığı <em>“etnik”</em> değil <em>“dini”</em> bir azınlık olarak tanımlamasının hukuki olmaktan ziyade siyasal bir tercih olduğunu belirten Özpınar, <em>“Bu yaklaşım, Lozan Barış Antlaşması’nın lafzını dar yorumlayarak azınlığın kolektif kimliğini ve özerkliğini sınırlamayı amaçlamaktadır. Yunan makamları, antlaşmada ‘Türk’ kelimesinin geçmemesini gerekçe göstererek etnik gerçekliği gizlemekte, böylece dernek kurma, eğitim ve kültürel haklar gibi alanlarda kısıtlamalara zemin hazırlamaktadır. Bu tutum, azınlığın kendi iradesiyle ‘Türk’ kimliğini beyan etme hakkını fiilen engellemekte ve irredantizm iddialarını önleme kisvesi altında asimilasyoncu bir politikanın aracı haline gelmektedir”</em> dedi.</p>

<p>Tarihsel açıdan ise durumun net olduğunu kaydeden uzman, Batı Trakya’daki nüfusun etnik kökeninin Türk olduğunu, 1913 Atina Antlaşması ve 1923 Lozan Barış Antlaşması’nın müzakere sürecinde bu topluluğun mübadele dışı bırakılan Türk unsuru olarak korunduğunu vurguladı.</p>

<h2><strong>ATİNA İSTİŞAREYE YÖNELMEZ VE TÜRK KİMLİĞİNİ TANIMAZSA SORUN KALICI OLABİLİR</strong></h2>

<p>Kısa vadede Türkiye–Yunanistan hattında bu konuda gerilimin tamamen düşmesi beklenmediğini ancak kontrollü bir tansiyonun daha olası olduğunu belirten Özpınar; diğer yandan Atina’nın azınlık kurumlarıyla gerçek ve samimi bir istişareye yönelmemesinin ve <em>“Türk” </em>kimliğini fiilen tanımamasının meselenin kalıcı bir nitelik kazanmasına sebep olacağı değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Özpınar, değerlendirmesini <em>“Türkiye için ise Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın Lozan’dan doğan meşru hakları nettir ve müzakere konusu olmayacaktır!”</em> ifadesi ile sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber, Türk Dünyası</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/bati-trakyada-hak-krizi-uzman-ozpinar-lozanin-40-maddesini-isaret-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 23:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/bati-trakya-turk-azinlik-zeynep-gizem-ozpinar.jpg" type="image/jpeg" length="23377"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Trafik Uzmanı Alpay Lök: Kanundaki değişiklikler önemli ama muayene sistemi güncellenmeli]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/trafik-uzmani-alpay-lok-kanundaki-degisiklikler-onemli-ama-muayene-sistemi-guncellenmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/trafik-uzmani-alpay-lok-kanundaki-degisiklikler-onemli-ama-muayene-sistemi-guncellenmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı yeni yönetmelikle araç içi ekran, ses ve görüntü sistemlerine yönelik tartışmalara netlik geliyor. Ancak uzmanlara göre, mevcut düzenleme buzdağının sadece görünen kısmı. Trafik Uzmanı Alpay Lök, yangın ve kaza riskini artıran keyfi müdahalelere karşı araç muayene sisteminin derhal AB standartlarına göre güncellenmesi gerektiğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / Berfin Türegün</strong></p>

<p>İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı yeni yönetmelikle tüm kafa karışıklıklarının ortadan kaldırılması amaçlanıyor. Bu ay sonunda açıklanması beklenen kurallara ilişkin tebliğde, vatandaşları rahatlatacak düzenlemelerin yer alacağı belirtiliyor. Trafik kanununda yapılması planlanan değişikliklere göre araç içi multimedya sistemleri tamamen yasaklanmayacak; ancak seyir hâlindeyken ekranlarda video oynatılması yasak olacak.</p>

<p>Denetimlerin hem trafik ekipleri hem de muayene istasyonları tarafından yapılması planlanırken, ihlal eden sürücülere ceza uygulanacak. Konuya ilişkin Türk Havadis’e konuşan Trafik Uzmanı Alpay Lök, bu değişikliklerin önemli olsa da yeterli olmadığına dikkat çekerek araç muayene sisteminin de güncellenmesi gerektiğini belirtti. Lök, düzenlemenin buzdağının görünen kısmı olduğunu söyleyerek asıl sorunların daha derinde olduğuna dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>“Araçta yapılan her değişiklik güvenli olmalı”</strong></h2>

<p>Trafik Uzmanı Alpay Lök, araçlarda yapılan her türlü değişikliğin güvenlik açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><br />
“Araç üzerinde yapılan her değişiklik güvenli olmak zorundadır. Bu temel kuraldır. Bunun birkaç nedeni var. Bunlardan biri, araç üreticisinin fikri mülkiyet hakları ve sorumluluğudur. Araç kaç yaşında olursa olsun üreticinin sorumluluğu devam eder. Araçta yapılan değişiklikler, tıpkı bir binada yapılan tadilat gibi değerlendirilmelidir. Nasıl ki bir binada değişiklik yapılırken mimari projeye ve mevzuata uygunluk aranıyorsa, araçlarda da benzer bir yaklaşım gerekir. Üreticinin bu değişikliklere itirazının olmaması ve yapılan işlemlerin mevzuata uygun olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<h2><strong>“Düzenlemeler buzdağının görünen kısmı”</strong></h2>

<p>Mevcut düzenlemelerin kapsamına da dikkat çeken Lök, denetim ve mevzuat boyutunun genişletilmesi gerektiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><br />
“Bu noktada Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın, TSE üzerinden yürüttüğü tadilat mevzuatı esas alınmalıdır. Araç üzerindeki tüm değişiklikler bu mevzuata uygun olmalıdır. Bu sadece ses sistemleriyle sınırlı değildir; aydınlatma, süspansiyon, egzoz gibi tüm unsurları kapsar. Mevcut düzenlemelerde cezalar çok yüksek değil. Gürültüyle ilgili ayrı bir ceza uygulaması var. Ancak konu sadece ses sistemleri değil, daha geniş bir çerçevede değerlendirilmelidir. Yapılan düzenlemeler buzdağının görünen kısmı, asıl sorunlar daha derinde.”</p>
</blockquote>

<h2><strong>“Yangın ve kaza riski göz ardı edilmemeli”</strong></h2>

<p>Araçlara sonradan yapılan müdahalelerin ciddi riskler doğurabileceğine dikkat çeken Lök, özellikle elektrik sistemine yapılan eklemelerin tehlikesine işaret ederek, <em>“Özellikle şehirler arası otobüslerde çıkan yangınlarda, sonradan çekilen elektrik kablolarının etkisi olduğu biliniyor. Araçlara sonradan eklenen prizler, kahve makineleri veya diğer cihazlar için yapılan elektrik tesisatları ciddi risk oluşturuyor. Benzer şekilde, küçük araçlarda ön panelde yapılan değişiklikler de çarpışma anında tehlike yaratabilir. Bu tür uygulamaların mutlaka mevzuata uygun olması gerekir.” </em>dedi.</p>

<p><img alt="Araç Muayene" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/arac-muayene.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“Muayene sistemi güncellenmeli”</strong></h2>

<p>Türkiye’de araç standartlarının Avrupa Birliği ile uyumlu olduğunu ancak denetim tarafında eksiklikler bulunduğunu belirten Lök, <em>“Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olmasa da Gümrük Birliği kapsamında olduğu için üretilen ve ithal edilen araçlar AB standartlarına uygun olmak zorundadır ve bu konuda sorun yoktur. Ancak araç muayene sistemi aynı seviyede değildir. Mevcut sistem güncel teknolojileri tam olarak kapsamaz; örneğin gelişmiş sürücü destek sistemleri muayenelerde kontrol edilmemektedir. Bunun nedeni, muayene sisteminin eski şartlara göre belirlenmiş olmasıdır. Sonuç olarak, trafik kanunundaki değişiklikler önemli olsa da yeterli değildir, araç muayene sisteminin de güncellenmesi gerekmektedir.”</em> ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/trafik-uzmani-alpay-lok-kanundaki-degisiklikler-onemli-ama-muayene-sistemi-guncellenmeli</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/trafik-kurallarinda-yeni-donem.jpg" type="image/jpeg" length="55740"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yavuz Ağıralioğlu Türk Havadis’e konuştu: Millet kendi kayyumunu atayacak]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/yavuz-agiralioglu-turk-havadise-konustu-millet-kendi-kayyumunu-atayacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/yavuz-agiralioglu-turk-havadise-konustu-millet-kendi-kayyumunu-atayacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, “Millet iradesi, adaletsizliğe ve hukuksuzluğa karşı kendi kayyumunu, yani Anahtar Parti'yi yetkilendirecektir. O yüzden her an sahada olacağız” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / Tevhide İrem Zorlu</strong></p>

<p>Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, partisinin teşkilat çalışmaları ve gündemdeki ekonomik darboğaza ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Halkın alım gücündeki düşüşe ve zamlara dikkat çeken Ağıralioğlu, mevcut ekonomide milletin artık<em> "çözüm"</em> beklediğini vurguladı.</p>

<h2><strong>“Seçim yarınmış gibi hazırız!”</strong></h2>

<p>Ağıralioğlu, kongre sürecinde zikredilen<em> "2026 sonbaharında seçim olacakmış gibi çalışacağız"</em> sözlerinin hatırlatılması üzerine hedefine de açıklık getirdi:</p>

<blockquote>
<p><em>Her an seçime hazır olmak zorundayız. Çünkü bizim varlığımız şu demektir:</em></p>

<p><em>Muhalefet seçimden kaçarsa 'hazır değil' algısı oluşur. Biz hazırız efendim; ama böyle ergen hevesiyle de memleketi kurban edecek durumda değiliz. Vaktinde ya da erken fark etmez, her halükarda hazırız.</em></p>
</blockquote>

<p><img alt="Yavuz Ağıralioğlu 2" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/yavuz-agiralioglu-2.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>"Asgari ücreti bu şartlarda taşıyamazlar”</strong></h2>

<p>Asgari ücretin belirlenme sürecini ve açıklanan enflasyon verilerini eleştiren Ağıralioğlu, rakamlar üzerinde manipülasyon olabileceğini söyleyerek, <em>“Belirlediğiniz rakamın altında asgari ücret veriyorsunuz. Onu da TÜİK'te müdahale edilmiş rakamlarla, 'Efendim bu kadar verebiliyoruz' diye anlamlı hale getirmeye çalışıyorsunuz. Akaryakıta, doğal gaza, elektriğe yaptığınız zamlar ortada; satın alma gücümüzdeki azlık ortada. Düzeltmek gerekecektir; düzeltmezse Hükümet bunun altında kalacaktır. Asgari ücreti bu şartlarda taşıyamazlar” </em>dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>“Her an sahada olacağız”</strong></h2>

<p>Ağıralioğlu konuşmasını şu sözlerle tamamladı:</p>

<p><em>"Memleket yönetiminde sıkıntı var. Biz, vatanın birliğini ve üretimin gücünü savunmak için yola çıktık. Millet iradesi, adaletsizliğe ve hukuksuzluğa karşı kendi kayyumunu, yani Anahtar Parti'yi yetkilendirecektir. Millet kendi kayyumunu atayacak. O yüzden her an sahada olacağız."</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber, Siyaset-Diplomasi</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/yavuz-agiralioglu-turk-havadise-konustu-millet-kendi-kayyumunu-atayacak</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/yavuz-agiralioglu-1.jpg" type="image/jpeg" length="39542"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[10 Nisan Polis Günü’nde emekli polisten yasal düzenleme çağrısı]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/10-nisan-polis-gununde-emekli-polisten-yasal-duzenleme-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/10-nisan-polis-gununde-emekli-polisten-yasal-duzenleme-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[10 Nisan Polis Günü dolayısıyla emniyet teşkilatında polislerin çalışma koşulları ve özlük hakları yeniden gündeme geldi. Türk Havadis’e konuşan Emekli Polis Yalçın Doğan, mevcut sistemin sürdürülemez olduğunu belirterek kapsamlı yasal düzenleme çağrısı yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / İlkay Gürler </strong></p>

<p>Emniyet teşkilatında görev yapan polislerin çalışma koşulları, özlük hakları ve mesleki sorunları, 10 Nisan Polis Günü nedeniyle yeniden gündem konusu oldu. Ağır koşullar altında çalışan polis memurlarının sorunlarını Türk Havadis’e değerlendiren Emekli Polis Memuru Yalçın Doğan, mevcut sistemin hem fiziksel hem de psikolojik açıdan sürdürülebilir olmadığını belirterek, kapsamlı yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.</p>

<h2>“<strong>Bu çalışma sistemine dayanmak mümkün değil”</strong></h2>

<p>Polislerin çalışma sürelerinin diğer kamu görevlilerine kıyasla oldukça yüksek olduğunu ifade eden Yalçın Doğan, fazla mesainin karşılıksız bırakılmasının en temel sorunlardan biri olduğunu dile getirdi. Doğan, “Polislerin şu an normal çalışma saatleri 240 saattir. Yani normal bir memurdan 80 saat fazla çalışmaktadır. Ayrıca çalışma bununla da kalmıyor, 240 saatin üzerine en az 40-60 saat de ek görev yapılıyor. Böylesi bir çalışma sistemine dayanmak mümkün değil. Polisler diğer memurlar gibi aylık 160 saat çalışmalı, fazla mesai saat başı ödenmeli ve haftalık fazla mesai 10 saati geçmemelidir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Emniyet Teşkilatı’nın hala 1995 tarihli bir idari onaya dayanarak 12/12, 12/24 ve 12/36 gibi çalışma düzenleriyle görev yaptığını ifade eden Doğan, “Anayasanın 125. maddesine rağmen polislerin çalışma saatleri ve dinlenme hakları hala kanuni güvence altına alınmış değil” şeklinde konuştu.</p>

<p><img alt="Polis-4" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/polis-4.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>Polislerin düşük maaş ve geçim sıkıntısı</strong></h2>

<p>Ekonomik koşulların da polisler üzerindeki baskıyı artırdığını vurgulayan Doğan, “Aylık 280-300 saat çalışmaya karşılık 75-80 bin TL maaşla geçinmek mümkün değil. İstanbul gibi şehirlerde 30-35 bin TL kira ödeyen, uzun mesai nedeniyle dışarıda yemek zorunda kalan polislerin elinde kalan parayla yaşamını sürdürmesi beklenemez” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Emekli polislerin durumuna da değinen Doğan, görev süresince yoğun şartlarda çalışan personelin emeklilikte düşük maaşlarla karşı karşıya kaldığını ifade etti. “3600 ek göstergeden yararlanamayan emekli polisler yaklaşık 28 bin TL maaş alıyor. Polis ve polis emekli maaşları ivedi olarak artırılmalıdır” diyen Doğan, bu konuda düzenleme yapılması gerektiğini vurguladı.</p>

<h2><strong>“Polisler sendikasız olduğu için haklarını savunamıyor”</strong></h2>

<p>Polislerin sendikal haklardan yoksun olmasının birçok sorunun temelinde yer aldığını belirten Emekli Polis Yalçın Doğan, bu durumun toplu sözleşme süreçlerinde temsil eksikliğine yol açtığını söyledi. Doğan, “Anayasa sendika hakkını güvence altına alsa da mevcut yasa polislerin örgütlenmesine izin vermiyor. Polisler toplu sözleşme masasında temsil edilmediği için haklarını savunamıyor” dedi. Sendika hakkının tanınmasının hem ekonomik hakların iyileştirilmesi hem de mobbing gibi sorunlarla mücadele açısından önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p><img alt="Emniyet Teşkilatı" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/emniyet-teskilati.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“Eski kanunlar bugünün ihtiyaçlarını karşılamıyor”</strong></h2>

<p>Mevzuatın güncelliğini yitirdiğini ve dağınık bir yapıda olduğunu belirten Doğan, 1930’lu yıllardan kalan düzenlemelerin bugünün ihtiyaçlarını karşılamadığını söyledi. Yeni bir Polis Meslek Kanunu’na ihtiyaç olduğunu vurgulayan Doğan, bu kanunun çalışma saatlerinden sosyal haklara, görev tanımlarından denetim mekanizmalarına kadar geniş bir çerçevede hazırlanması gerektiğini ifade etti.</p>

<h2><strong>“Ağır şartlar ve baskı intiharlara yol açıyor”</strong></h2>

<p>Son yıllarda artış gösteren polis intiharlarına da dikkat çeken Doğan, bu durumun bireysel değil sistemsel sorunların sonucu olarak ele alınması gerektiğini vurguladı. Yalçın Doğan, “Polisler mesleğe başlarken tüm psikolojik testlerden geçiyor. Ancak görev sürecinde karşılaştıkları ağır şartlar, baskı ve ekonomik zorluklar nedeniyle yaşam haklarından vazgeçebiliyorlar” dedi. İntihar vakalarının çoğunlukla ailevi nedenlere bağlanmasının gerçeği yansıtmadığını belirten Doğan, emniyet bünyesinde bağımsız bir araştırma kurulunun oluşturulması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Polislik eğitim süresinin uzatılması, stres yönetimi ve psikolojik dayanıklılık gibi konuların müfredata dahil edilmesi gerektiğini belirten Doğan, amirlerin de liderlik ve insan yönetimi konusunda kapsamlı eğitimlerden geçmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Öte yandan, Emekli Polis Memuru Yalçın Doğan ’ın verdiği resmi olmayan verilere göre polis intihar rakamları şöyle:</p>

<ul>
 <li>2020 yılında 85</li>
 <li>2021 yılında 108</li>
 <li>2022 yılında 45</li>
 <li>2023 yılında 67</li>
 <li>2024 yılında 73</li>
 <li>2025 yılında 82</li>
 <li>2026 yılının ilk aylarında ise 20 polis intihar etti.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/10-nisan-polis-gununde-emekli-polisten-yasal-duzenleme-cagrisi</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/polis-gunu-kapak-1.jpg" type="image/jpeg" length="98239"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Masa başı çalışanlar dikkat: Doğru duruş ve düzenli mola şart!]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/masa-basi-calisanlar-dikkat-dogru-durus-ve-duzenli-mola-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/masa-basi-calisanlar-dikkat-dogru-durus-ve-duzenli-mola-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzun süre masa başında oturmak ve telefona eğilerek bakmak omurga sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Bu alışkanlıkların özellikle boyun ve bel ağrılarını artırdığını belirten Fizyoterapist Beyza Karatepe, düzenli mola vermenin ve doğru duruşun önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / İlkay Gürler</strong></p>

<p>Günlük yaşamın büyük bölümünü masa başında geçiren ve saatlerce telefona bakan bireylerde omurga problemleri giderek yaygınlaşmaya başladı. Yanlış duruş alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzı ise özellikle boyun ve bel bölgesinde kalıcı sorunlara zemin hazırlıyor. Konuya ilişkin Türk Havadis’e konuşan Fizyoterapist Beyza Karatepe, günlük hayatta yapılacak küçük değişikliklerin omurga sağlığını korumada büyük önem taşıdığını söyledi. Karatepe, doğru duruş alışkanlıkları ve düzenli hareket, uzun vadede oluşabilecek ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilmesinde etkili olduğuna dikkat çekti.</p>

<h2><strong>“Ağrı, vücudun koruyucu uyarısıdır” </strong></h2>

<p>Fizyoterapist Beyza Karatepe, masa başı çalışma ve uzun süreli telefon kullanımının sağlık üzerindeki en önemli etkisinin ağrı olduğunu belirterek, <em>“Masa başında uzun süre oturmak, uygun olmayan pozisyonlarda bulunmak ve uzun süre telefona bakmak ağrıya neden olur ve hayat kalitemizi etkiler. Aslında ağrı, vücudun bize verdiği koruyucu bir uyarıdır. Bu nedenle vücutta hissedilen ağrıların göz ardı edilmemesi ve erken dönemde önlem alınması gerekir.”</em> dedi.</p>

<p><img alt="Beli Ağrıyan Kadın" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/beli-agriyan-kadin.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“Telefona eğilmek boyun sağlığını tehdit ediyor”</strong></h2>

<p>Özellikle telefona eğilerek bakmanın boyun üzerindeki yükü ciddi oranda artırdığına dikkat çeken Karatepe,<em> “Başın öne eğik pozisyonunda boyun omurlarına 25-30 kilogram kadar yük biner. Bu durum yapısal bozuklukları tetikler”</em> ifadelerini kullandı. Bu pozisyonun zamanla duruş bozukluklarına yol açtığını belirten Beyza Karatepe, halk arasında kamburluk olarak bilinen kifotik postürün de bu süreçte ortaya çıkabileceğini vurguladı.</p>

<h2><strong>Doğru oturuş bel sağlığı için kritik</strong></h2>

<p>Uzun süreli oturma ve yanlış ergonominin bel sağlığı üzerindeki etkilerine de değinen Karatepe, çalışma ortamındaki hataların ciddi sorunlara yol açabileceğini vurgulayarak, <em>“Yanlış oturma pozisyonu, uygun olmayan masa ve sandalye kullanımı gibi çevresel faktörler bel problemlerine yol açar. Kişi, boyuna uygun masa ve sandalye kullanmalı, ayaklar için destek sağlanmalı, sandalye dik olmalı ve monitör ile göz arasındaki mesafe doğru ayarlanmalıdır.”</em> şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Kambur Adam" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/kambur-adam.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“Düzenli molalar ve esneme şart”</strong></h2>

<p>Omurga sağlığını korumak için gün içinde hareket etmenin de şart olduğunu vurgulayan Karatepe, <em>“En az 30-40 dakikalık periyotlarla mola verilmeli. Kısa yürüyüşler yapılmalı, kişiye uygun esneme hareketleri uygulanmalı ve gerekirse mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır”</em> ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber, Sağlık</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/masa-basi-calisanlar-dikkat-dogru-durus-ve-duzenli-mola-sart</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/masa-basi-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="38969"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zirai don alarmı: Sıcaklıklar düştü, üreticiye kritik uyarı]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/zirai-don-alarmi-sicakliklar-dustu-ureticiye-kritik-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/zirai-don-alarmi-sicakliklar-dustu-ureticiye-kritik-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meteoroloji, yurt genelinde hava sıcaklıklarının sert düşüşe geçeceğini belirterek birçok bölgede zirai don riskine karşı dikkatli olunması çağrısı yaptı. Meteoroloji Mühendisleri Odası Başkanı Emel Ünal ise özellikle gece saatlerinde en düşük sıcaklıkların görüldüğü anlarda tedbir alınmasının hayati önem taşıdığı uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / Berfin Türegün</strong></p>

<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün son değerlendirmelerine göre yurdun birçok bölümü, Karadeniz üzerinden gelen soğuk hava dalgasının etkisi altına giriyor. Meteoroloji tarafından yapılan açıklamada 8 Nisan gecesinden itibaren özellikle kuzey ve iç kesimlerde sıcaklıkların 3 ila 7 derece düşeceği kaydedilmişti. Marmara’dan Doğu Anadolu’ya kadar geniş bir hatta zirai don riski de öne çıkıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu gelişmelere dikkat çeken Meteoroloji Mühendisleri Odası Başkanı Emel Ünal ise Türk Havadis’e yaptığı değerlendirmede, soğuk hava ile birlikte sıcaklık düşüşlerinin yaklaşık dört gün boyunca etkili olacağını ve özellikle tarımsal faaliyetlerin başladığı bölgelerde zirai don riskinin ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. Ünal, üreticilerin özellikle gece saatlerinde en düşük sıcaklıkların görüldüğü anlarda tedbir almalarının büyük önem taşıdığını belirterek, zirai don riskine karşı dikkatli ve hazırlıklı olunması gerektiği uyarısında bulundu.</p>

<p><img alt="Zirai Don-1" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/zirai-don-1.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>Soğuk hava dalgası etkisini sürdürecek</strong></h2>

<p>Meteoroloji Mühendisleri Odası Başkanı Emel Ünal, mevcut hava sistemine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><br />
“Şu an ülkemiz üzerinde etkili olan yağışlı sistem, Karadeniz üzerinden gelecek olan soğuk hava ile birlikte etkisini sürdürmeye devam edecek. Soğuk hava ile birlikte sıcaklık düşüşleri etkili olacak ve yaklaşık 4 gün boyunca düşük sıcaklıkların yurdun tamamında etkili olması bekleniyor. Sıcaklık düşüşleriyle birlikte, tarımsal faaliyetlerin başladığı ve bitkilerin uyandığı bölgelerde zirai don riski de mevcut. Zirai don riski; İç Marmara’nın güney ve doğusu, Batı Karadeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu ile Orta ve Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ve Akdeniz’in iç kesimlerinde, Toroslar mevkiinde bulunuyor.”</p>
</blockquote>

<h2><strong>Üreticilere kritik tedbir çağrısı</strong></h2>

<p>Zirai donun özellikle meyve ağaçları ve hassas ürünler üzerinde etkili olabileceğini belirten Ünal,<em> “Bu dönemde görülme olasılığı olan zirai don hadisesi, çok yıllık meyve ağaçları ile bazı bitkisel üretim ürünlerini etkileyebilmektedir. Zirai üretim açısından, zirai don riski olan gecelerde üreticiler ‘dumanlama, örtüleme ve yağmurlama sulama’ gibi tedbirler alabilmektedir. Gece saatlerinde en düşük sıcaklığın gerçekleştiği zamanlarda tedbir alınmasında fayda olacaktır.”</em> ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="Zirai Don1" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/zirai-don1.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>Riskli iller ve süre uyarısı</strong></h2>

<p>İç Anadolu başta olmak üzere birçok şehirde riskin devam ettiğini söyleyen Emel Ünal, sürece ilişkin şu bilgileri paylaştı:</p>

<blockquote>
<p>“İç Anadolu’da Ankara, Eskişehir, Konya gibi şehirlerde de zirai don riski bulunuyor. Batı kesimlerde 12 Nisan’a kadar, iç ve doğu kesimlerde ise 14 Nisan’a kadar risk devam ediyor. İklim değişikliği ile mevcut zirai don riskini ilişkilendirmek doğru değil. İklim değişikliği, ‘hava durumu’ kavramının dışında çok daha uzun dönemli bir etkidir. Şu an yaşanan durum ise belirli bir zaman dilimini kapsayan hava şartlarını ifade etmektedir. Bu tür ‘ilkbahar donları’ ne yazık ki zaman zaman meydana gelmektedir.”</p>
</blockquote>

<h2><strong>Uyarıların takibi hayati önem taşıyor</strong></h2>

<p>Vatandaşların resmi uyarıları yakından izlemesi gerektiğine dikkat çeken Emel Ünal, <em>“Şu an yaşanma olasılığı bulunan zirai don durumu da olağandışı olmayan, ancak üreticilerimizin tedbir alması gereken bir durumdur. Bu durumun en doğru şekilde takibi için Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün uyarılarının ve hava tahminlerinin takip edilmesi önem arz etmektedir. Meteoroloji Genel Müdürlüğü, güncel tahmin ve uyarıları internet sitesi ve akıllı telefon uygulamaları üzerinden yayımlamaktadır. Aynı zamanda yetkili merciler ile basın kuruluşları aracılığıyla uyarılar vatandaşlarla paylaşılmaktadır.”</em> diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/zirai-don-alarmi-sicakliklar-dustu-ureticiye-kritik-uyari</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/emel-unal-zirai-don.jpg" type="image/jpeg" length="78460"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çayın acı gerçeği: İçtiğiniz su, demlediğiniz çaydan pahalı!]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/cayin-aci-gercegi-ictiginiz-su-demlediginiz-caydan-pahali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/cayin-aci-gercegi-ictiginiz-su-demlediginiz-caydan-pahali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çaykur'un, 2026 yaş çay sezonu öncesi kuru çaya yaptığı %10’luk fiyat artışı tartışmaları da beraberinde getirdi. ÇAYÜDAD Başkanı Mustafa Mavi Türk Havadis'e konuşarak, "İçtiğiniz su, demliğe koyduğunuz çaydan daha pahalı" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / Tevhide İrem Zorlu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çaykur’un kuru çaya yaptığı %10’luk sürpriz zam, çay sektöründe tartışmaları beraberinde getirdi. Sektörün nabzını tutan Çay Üreticileri Dayanışma Derneği Başkanı Mustafa Mavi, bu zammın buz dağının sadece görünen kısmı olduğunu belirterek çarpıcı uyarılarda bulundu. Üreticinin artan maliyetler karşısında <strong><em>"yevmiyeci" </em></strong>konumunda olduğunu dile getiren Mavi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada hem üreticiyi hem de tüketiciyi uyardı.</p>

<p><img alt="Çayın Acı Gerçeği İçtiğiniz Su, Demlediğiniz Çaydan Pahalı! Haber Içi 3" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/cayin-aci-gercegi-ictiginiz-su-demlediginiz-caydan-pahali-haber-ici-3.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>Zamlar dokuz ay içinde katlanacak</strong></h2>

<p>Yapılan %10’luk zammın <em>"rutin bir başlangıç"</em> olduğunu belirten Mavi, önümüzdeki aylarda yeni artışların yolda olduğunu söyleyerek, <em>"Çaykur her sezon öncesi bu hamleyi yapar. %10 yapması, başka zam gelmeyeceği anlamına gelmiyor. Geçen yıl toplamda %35'e yakın zam yapılmıştı. Bu yıl da 9 ay içinde 2-3 defa daha zam gelecektir. Yeni ürünün maliyetleri daha yüksek olacağı için şimdiden zemin hazırlanıyor"</em> dedi.</p>

<h2><strong>Zamlar üreticiye fayda sağlamıyor!</strong></h2>

<p>Üreticinin maliyet yüküne dikkat çeken Başkan Mavi, gübre fiyatlarının 25 bin liraya dayandığı bir ortamda bu zamların üreticiye fayda sağlamadığını ifade ederek şunları kaydetti:</p>

<blockquote>
<p><em>Taban fiyat açıklandıktan sonra kuru çaya bir zam daha yapılacak. Amaç, taban fiyatın enflasyona göre çok yüksek görünmesini engellemek. Üreticiye yılda bir kez zam veriliyor ancak kuru çay yıl içinde defalarca zamlanıyor. Üretici 12. aya kadar aynı parayla geçinmek zorunda kalıyor, mağduriyet burada başlıyor.</em></p>
</blockquote>

<p><img alt="Çayın Acı Gerçeği İçtiğiniz Su, Demlediğiniz Çaydan Pahalı! Haber Içi 2" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/cayin-aci-gercegi-ictiginiz-su-demlediginiz-caydan-pahali-haber-ici-2.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>3 harfli marketlerdeki çaylara dikkat: Sahte olabilir!</strong></h2>

<p>Zamların ardından tüketicinin ucuz ürüne yönelmesinin büyük bir sağlık riski oluşturduğunu belirten Mavi, özellikle bazı zincir marketlerdeki fiyatlara dikkat çekti. Kaliteli bir kuru çayın maliyetinin 250-300 TL bandında olduğunu hatırlatan Mavi, <em>"Piyasada 150-160 liraya satılan çaylarda mutlaka bir hile vardır. Çay çöpüne karbonat ve katkı maddesi katarak 'sahte çay' satıyorlar. Tüketici ucuz diye bunlara yönelmemeli, araştırmacı olmalı" </em>diyerek uyarıda bulundu.</p>

<h2><strong>Çay, demliğe koyduğunuz sudan bile ucuz!</strong></h2>

<p>Çayın gıda maddeleri arasındaki en uygun ürün olduğunu savunan ÇAYÜDAD Başkanı, maliyet hesabını şu örnekle özetledi:</p>

<blockquote>
<p><em>Bugün 5 kişilik bir aile, günde sadece 10 TL vererek çay ihtiyacını karşılayabiliyor. Kişi başı maliyet günlük 2 TL. İçtiğiniz 0.5 litrelik su bile çaydan daha pahalı. Biz bu kadar düşük maliyetle sağlıklı ürün sunmak için meşakkatle çalışırken, üretici neredeyse yevmiyeci fiyatına mahkum ediliyor.</em></p>
</blockquote>

<p><img alt="Çayın Acı Gerçeği İçtiğiniz Su, Demlediğiniz Çaydan Pahalı! Haber Içi" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/cayin-aci-gercegi-ictiginiz-su-demlediginiz-caydan-pahali-haber-ici.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>Beklenti %42'lik artış!</strong></h2>

<p>Tarım desteklerinden yola çıkarak bir tahmin yürüten Mavi, bu yıl yaş çay taban fiyatında %42 civarında bir artış beklediklerini, bunun da kilogram başına yaklaşık 35 TL seviyelerine tekabül etmesi gerektiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Ekonomi, Özel Haber</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/cayin-aci-gercegi-ictiginiz-su-demlediginiz-caydan-pahali</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/cayin-aci-gercegi-ictiginiz-su-demlediginiz-caydan-pahali.jpg" type="image/jpeg" length="65554"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Gün: Ortak kavramlarımızı güçlendirmeli ve ortak bir dil çerçevesinde toplanmalıyız]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/prof-dr-gun-ortak-kavramlarimizi-guclendirmeli-ve-ortak-bir-dil-cercevesinde-toplanmaliyiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/prof-dr-gun-ortak-kavramlarimizi-guclendirmeli-ve-ortak-bir-dil-cercevesinde-toplanmaliyiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1926 Bakü Türkoloji Kongresi’nde atılan “ortak dil ve alfabe” temellerinin bugün hala geçerliliğini koruduğunu belirten Prof. Dr. Mesut Gün, Türk dünyasında bu bilincin eğitim yoluyla güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber-Dilara Dilşah Canikli</strong></p>

<p>1926 Bakü Türkoloji Kongresi’nden günümüze uzanan süreçte Türk dünyasında dil birliği ve ortak kimlik arayışı hala en kritik meselelerden biri. Günümüzde bu alanda çalışmalar sürerken, ortak dil, alfabe ve kültür bilincinin küçük yaşlardan itibaren çocuklara aktarılması ve eğitim sistemine entegre edilmesi ihtiyacı da öne çıkıyor.</p>

<p>Mersin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Gün, Türk Havadis’e yaptığı değerlendirmede, bu sürecin tarihsel arka planını ve bugün gelinen noktayı değerlendirerek, Türk dünyasında ortak dil ve bilinç inşasının stratejik önemine dikkat çekti.</p>

<h2><strong>İLK TEMELLER 1926’DA ATILDI</strong></h2>

<p>1926’da gerçekleştirilen I. Bakü Türkoloji Kongresi’nin Türk tarihi için kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Gün, esasında bugün konuşmaya başladığımız <em>“ortak dil, ortak alfabe, ortak eğitim sistemi”</em> hususlarının ilk temellerinin burada atıldığını kaydetti.</p>

<p>Gün, Kongre hakkında <em>“Bu kongre bizim açımızdan tarihi bir önem taşıyor. Çünkü bildiğimiz kadarıyla Türk tarihinde ilk defa Türk dünyasından birçok Türkolog ve Türk halkları bir araya gelerek özellikle dil meselesini 'birlikte nasıl düşünebiliriz, nasıl iletişim kurabiliriz, nasıl ortak bir dünya kurabiliriz' meselesine kafa yormaya başladılar” </em>ifadesini kullandı.</p>

<h2><strong>YÜZ YIL SONRA ANKARA’DA YAPILAN KONGRE ŞU MESAJI VERMEK İSTİYOR…</strong></h2>

<p>Kongrenin gerçekleştirilmesinin ardından sekseni aşkın Türkoloğun katledildiğini belirten Gün, <em>“1926’dan tam yüz yıl sonra Ankara'da Türk Ocağı’nda yapılan kongre, o dönem Rusyası’nın oynadığı oyunlara verilen çok anlamlı bir cevap. Bu kongreyle şu ifade ediliyor; ‘Biz bu oyunu görüyoruz ve yüz yıl sonrasında çok daha bilinçli bir şekilde Türk halkları, Türkologları, bilim adamları olarak bir araya geliyoruz ve hep birlikte Gaspralı’nın ifade ettiği gibi dilde, fikirde, işte birlik ilkesiyle hareket etmek istiyoruz’.”</em> şeklinde konuştu.</p>

<p><img alt="Prof. Dr" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/prof-dr.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“TÜRKİYE'DE VE TÜRK DÜNYASININ DİĞER ÖNEMLİ MERKEZLERİNDE TOPLANTILARA İHTİYACIMIZ VAR”</strong></h2>

<p>Gün; ortak dil ve alfabe bilincinin Türkiye ve Türk dünyasının diğer bölgelerinde yaşayan çocuklara nasıl aktarılabileceği ve bu tarz konuların okullardaki eğitime entegre edilmesi için ne tür eğitim reformları gerçekleştirilebileceği sorusuna da açıklık getirdi.</p>

<p>Bu konu üzerinde çalışmalar yapıldığını kaydeden Gün, öncelikle bir program dahilinde konunun ele alınması gerektiğini ve birlikte hareket edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Gün, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p><em>“Hem Milli Eğitim Bakanlığı'nda hem Kültür Bakanlığı çerçevesinde bazı ön çalışmalar yapılıyor. Bunlardan haberdarız fakat bunların daha da geliştirilmesi, belki sadece Türk çocuklarına Türk dünyasının ne olduğu, Türk dünyasının birliğinin özellikle dil birliğinin neden önemli olduğunu nasıl ifade edebileceğimiz özel çalıştaylara, kongrelere hem Türkiye'de hem Türk dünyasının diğer önemli merkezlerinde toplantılara, gerekirse çalıştaylara ve bilimsel araştırma sonuçlarına ihtiyaçlarımız var. Sırf bu konunun ele alınması için ortak bir çalışma çerçevesinde bir çatı kurum oluşturulabilir. Bununla ilgili de çeşitli çalışmalar var. Bu hususta beraber kafa yormalıyız. B</em><em>unu sadece Türkiye değil bana kalırsa eş zamanlı olarak bütün Türk dünyasında eş zamanlı yürütebileceğimiz bir projeye dönüştürmek çok daha sağlıklı olur. Çünkü birbirimizden yeterince haberdar olmadığımızı düşünüyorum.”</em></p>

<h2><strong>ORTA ASYA DEĞİL, “TÜRKİSTAN”</strong></h2>

<p>Ders kitaplarında yer alan <em>“Orta Asya”</em> tanımlamalarını örnek veren Gün, bu ifadelerin Ruslardan kalan bilinçli propaganda tuzakları olduğunu ve maalesef kullanımlarının hala devam ettiğini belirtti. Gün, <em>“Orta Asya”</em> kavramının yerine <em>“Türkistan”</em> kavramının kullanılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><img alt="Türkistan Harita" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/turkistan-harita.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>ÇALIŞMALAR DEVLET YÖNETİMLERİ TARAFIDAN GÜÇLENDİRİLMELİ</strong></h2>

<p>Hep birlikte ortak akılla istişare kültürüyle hareket etme bilincini geliştirmemiz gerektiğini vurgulayan Gün, şunları söyledi:</p>

<p><em>“Bunu biz yapabiliriz. Başkası değil. Ancak biz buna kafa yorar bununla ilgili bir dert edinir ve gereğini yaparsak gerisi gelecektir. Çalışmaların tüm Türk dünyasında eş zamanlı olmasının yararlı olabileceğini düşünüyorum. Güzel adımlar var. Kazakistan'da, Özbekistan'da Kırgızistan'da. Bunların meyve vereceğine inanıyorum. Çalışmaların devlet yönetimleri tarafından da biraz daha güçlendirilmesinin yararlı olacağını düşünüyorum.”</em></p>

<h2><strong>RUSYA, ORTAK BİR KÖKTEN GELDİĞİMİZ GERÇEĞİNİ GİZLEMEYE ÇALIŞTI</strong></h2>

<p>Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe öğretmenliği bölümünden 1998 yılında mezun olduğunu ve o dönemlerde de üniversitelerde Türk dünyasının farklı bölgelerinden soydaşlarımızın eğitim görmeye geldiğini kaydeden Gün, Rusların izlediği ayrıştırma politikalarına birebir şahit olduğunu ve inceleme imkanı bulduğunu kaydetti. Gün, düşüncelerini şu ifadelerle paylaştı:</p>

<blockquote>
<p><em>O zamanlarda da Türk dünyasından değerli kardeşlerimiz üniversitelerimize okumaya gelirlerdi. Ruslar onları öyle bir politikayla yetiştirilmiş ki mesela Kırgızlara ‘Asıl Türk sizsiniz, diğerleri Türk değil’ denilmiş. Kazaklara aynı şey. Özbeklere aynı şey… İlk baktığınızda onlar adına iyilik gibi görünüyor ama burada da yine sinsi bir politikanın öne çıktığını görüyorsunuz. Maksat ne? Birleşmeyi ya da ortak bir kökten geldiğimiz gerçeğini gizlemek ve insanları aldatmak. İşte bu oyunlara gelinmemesi için kendi ortak kavramlarımızı, değerlerimizi güçlendirmeli ve ortak bir dil çerçevesinde toplanmalıyız.</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<h2><strong>AYNI SİLAHLA BERABER HAREKET ETMELİYİZ</strong></h2>

<p>Ortak bir dil etrafında toplanmanın Türk dünyasını bir araya getireceğini vurgulayan Gün, Rusların da bunu bildiği için dillerimizi parçalamaya bizi bölmeye gayret ettiklerini kaydetti. Gün, <em>“Biz de aynı silahla tersinden hareket ederek beraber hareket etme bilincine ulaşmalıyız diye düşünüyorum”</em> dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber, Türk Dünyası</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/prof-dr-gun-ortak-kavramlarimizi-guclendirmeli-ve-ortak-bir-dil-cercevesinde-toplanmaliyiz</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/profdr.jpg" type="image/jpeg" length="12208"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cezaevindeki çocukların yüzde 38,4’ü dövmeli: Adli psikolog yorumladı]]></title>
      <link>https://www.turkhavadis.com/cezaevindeki-cocuklarin-yuzde-384u-dovmeli-adli-psikolog-yorumladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkhavadis.com/cezaevindeki-cocuklarin-yuzde-384u-dovmeli-adli-psikolog-yorumladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cezaevlerinde yapılan ankette 12-17 yaş arası çocukların yüzde 38,4’ünün dövmeli olduğu açıklandı. Uzman Adli Psikolog Kadriye Özadmaca Taşyürek, “Dövme tek başına risk göstergesi değildir, asıl tehlike çocuğu etiketlemektir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Haber / İlkay Gürler</strong></p>

<p>Suça sürüklenen çocuklar için kurulan komisyonda cezaevlerinde 12-17 yaş arası çocuk hükümlü ve tutuklularla yapılan ankette çarpıcı bir veri paylaşıldı. 607 çocuktan 233’ü<em> “Dövmen var mı?”</em> sorusuna <em>“evet”</em> yanıtını verdi. Sunumda bu oran yüzde 38,4 olarak belirtilerek <em>“risk grubu davranışları açısından dikkate değer”</em> ifadesi kullanıldı.</p>

<p>Konuyla ilgili Türk Havadis’e konuşan Uzman Adli Psikolog Kadriye Özadmaca Taşyürek, <em>“Bilimsel çalışmalar dövmenin tek başına bir risk göstergesi olmadığını net şekilde ortaya koyuyor” </em>dedi. Taşyürek, dövmeli ve dövmesiz bireyler arasında kişilik özellikleri, benlik saygısı ve beden algısı bakımından anlamlı fark bulunmadığını belirtti.</p>

<h2><strong>“Suç davranışı çok boyutlu bir süreç”</strong></h2>

<p>Psikolog Kadriye Özadmaca Taşyürek, suç davranışının birçok etkene bağlı olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:</p>

<p><em>“Adli psikoloji perspektifinden bakıldığında suç davranışı biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin birlikte değerlendirilmesini gerektiren çok boyutlu bir süreçtir. Dolayısıyla dövme gibi tek bir dış görünüş unsurunu suçla ilişkilendirmek bilimsel temelden yoksundur. Dövme çoğu zaman bir risk değil, bireyin kendini ifade etme biçimidir.”</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>“Dövme ifade aracı olabilir”</strong></h2>

<p>Taşyürek, dövmenin çoğu zaman psikolojik ve sosyal bir ifade aracı olarak ortaya çıktığını belirterek, özellikle ergenlik döneminde kimlik arayışı, aidiyet ihtiyacı ve yaşanan deneyimlerin sembolleştirilmesi gibi nedenlerle tercih edilebildiğini söyledi. Taşyürek, değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü:</p>

<blockquote>
<p><em>Bazı durumlarda dövmeler travmatik yaşantıların sembolik ifadesi olarak karşımıza çıkar ve bireyin duygusal düzenleme sürecine katkı sağlayabilir. Araştırma bulgularımda da dövme yaptırma nedenlerinin büyük ölçüde estetik ve manevi anlam taşıdığı görülmektedir. Bu da dövmenin çoğu zaman patolojik değil, anlam yüklü bir tercih olduğunu göstermektedir.</em></p>
</blockquote>

<p><img alt="Dövme Sanatçısı.jpg" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://turkhavadiscom.teimg.com/turkhavadis-com/uploads/2026/04/dovme-sanatcisijpg.jpeg" width="1280" /></p>

<h2><strong>“Dövme bir risk göstergesi değil”</strong></h2>

<p>Adli Psikolog Kadriye Özadmaca Taşyürek, çocukları dövme, saç stili ya da aksesuar üzerinden etiketlemenin ciddi riskler yarattığını vurguladı. Taşyürek, <em>“Bu tür etiketlemeler ‘ben zaten problemliyim’ algısını güçlendirerek kendini gerçekleştiren kehanet etkisi yaratır. Toplumsal damgalama, sosyal dışlanma ve rehabilitasyon sürecinde motivasyon kaybına yol açar”</em> dedi.</p>

<p>Taşyürek, bu yaklaşımın çocukların yaşam öyküsünü göz ardı ettiğine dikkat çekerek,<em> “Dövme bir risk göstergesi değil, çoğu zaman bir anlatıdır. Asıl tehlike çocuğun bedenine bakarak hayatını görmezden gelmektir”</em> ifadelerini kullandı.</p>

<h2><strong>“Risk bedende değil, çevrede ve deneyimdedir”</strong></h2>

<p>Medyanın da önyargıları beslediğine dikkat çeken Psikolog Taşyürek, asıl belirleyici faktörlerin dış görünüş değil, yaşam koşulları olduğunu belirtti. Taşyürek<em> “Aile içi ihmal ve istismar, düşük sosyoekonomik düzey, eğitimden kopma, olumsuz akran ilişkileri, travmatik yaşantılar ve yetersiz sosyal destek en önemli risk faktörleridir. Risk bedende değil, çevrede ve deneyimdedir.” </em>şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.turkhavadis.com/cezaevindeki-cocuklarin-yuzde-384u-dovmeli-adli-psikolog-yorumladi</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 11:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkhavadiscom.teimg.com/crop/1280x720/turkhavadis-com/uploads/2026/04/suca-suruklenen-cocuk-dovme-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="60864"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
